Az konuş, çok oku, hep yaz…

Yusuf İPEKLİ yazdı

Yusuf İpekli 22.01.2019, 20:54
Az konuş, çok oku, hep yaz…

Yusuf İPEKLİ
ipekli65@gmail.com

Her zaman, yer yerde dile getirmeye çalışıyorum.

Biz öğretmenler bile, “Çok konuşan, az okuyan, hiç yazmayan bireyleriz”.

Bu tezimizin ayrıntılarına girmeden önce şuna bir vurgu yapalım.

Nüfusumuz 81 milyon değil mi? Bunun en az 70 milyonu; 1) Siyaset, 2) Eğitim, 3) Sağlık ve 4) Ekonomi alanında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi.

Uzman.

Hem de en üst perdeden konuşacak kadar…  

Dikkat ediniz insanımızın ekseri çoğunluğu bir araya gelince başlar eleştiriye. Siyasette, eğitimde, sağlıkta ve ekonomide sığ, dipsiz, üstelik at gözlüğünü de takarak düşüncelerini siyasetçi gibi, eğitimci gibi, sağlıkçı gibi, ekonomist gibi şakır şakır, nefes bile almadan konuşur da konuşur.

Tamam, asla itirazımız yok. Herkes konuşsun. Zira ağzı olan hem de çokkkk konuşuyor.

Bırakalım herkes bol keseden atsın, tutsun, konuşsun da biz konumuza dönelim.

Çok konuştuğumuz doğru mu, evet. Evde, işte, bakkalda, berberde, trafikte, televizyonda, öğretmenler odalarında, meclislerde, ayak üstü bir kıyıda, masa başından, kahvede, durakta, gazetede ve özellikle sosyal medyada…
Peki niye çok konuşuyoruz?
Öncelikle eğitim sistemimiz sözel ve konuşmaya dayalı. Ayrıca doğu toplumlarının genel karekteristik özelliği çok konuşmak. Çok konuşanca hele hele bu konuşmada birkaç da ağdalı bir iki kavram kullanınca içinde bulunduğumuz toplumda itibar sahibi olacağımızı varsayıyoruz. Üstünlük belirtisidir çok konuşmak. Bir anlamda tatmin arzusu.
İki kişi bir araya gelince ya hükümet kurarız ya da hükümet yıkarız. Şaşarım, bundan 34 yıl önce, dışarıda lapa lapa kar yağarken öğretmen olarak ilk defa girdiğim öğretmenler odasında  duyduğumda şok olduğum, “Ne olacak bu eğitimin hali, bu paraya bu kadar öğretmenlik, yorma kendini, düzelmezzzz!” tezinin her yerde, herkesce tartışılmadan konuşulması mesela…
Öksürüğe, çıbana, sivilceye, şekere, tansiyona, baş ağrısına, ülsere, nezleye, gribe adeta bir doktor edasıyla teşhis koyan, tedavi düzenleyen ve bunu yine her yerde konuşanları görünce diyorum ki, “Kapatalım tıp fakültelerini.  Koca koca yatırımlar, altı yıl okul, sonra ömür boyu çalışılan ders, hastane, eczane, ilaç. Bunca masrafa ne gerek var canım…” diyesim geliyor.
Hele hele televizyonlarda ismi önünde koca koca ünvan taşıyanların, insanın gözünün içine baka baka, hatta hayattan kopuk yaşadıklarını belli ede ede avazının çıktığı kadar yaptığı gevezelikler var ya…
Üstelik, “Benim gibi düşünmeyen bizden değilidir!” anlayışı içinde ve daha konuşmanın başından çuvalın alt ibiğinden tutarak; hem iddia eden, hem yargılayan, hem de mahkum eden o absürt tutumumuz yok mu…
Bir de konuşmuş olmak için konuşanlar!
Peki niye az okuyoruz?
Çünkü bilmem için illa da okumam gerekmiyor. Çünkü okumak için zaman yok. Çünkü kitaplar çok pahalı. Çünkü okumak karnımı doyurmuyor. Çünkü okuduğumdan bir şey anlamıyorum, yazarlar halktan kopuk. Çünkü o, hayatı yazandan daha iyi tanıyor, yaşıyorum. Çünkü okuyanca kafam karışıyor. Sırf bu yüzden okuyanın başına bin bir türlü iş geliyor. Çünkü kitapların piyasada özeti var ve özet okumak yeterli. Çünkü okurken gözüm yorluyor, uykum geliyor.
 Liseli yıllarımdı. 12 Eylül süreci. Siyah beyaz televizyon ekranlarında sık sık tanık olurduk. Şu kadar terörist yakalandı, şu kadar silah, mermi ve yasak yayın…
Öte yandan aynı yıllarda içi kitap dolu çantayı taşımakta zorlandığı için omzu bir yana eğilen edebiyatçımızın, “İçinizde bana üç yerli, bir yabancı yazar ismi söyleyecek kim var?” sorusu karşısında ne kadar mahçup olduğum günün yüreğimize oturması…
Yani…
Soruya tekrar dönerek devam edelim, niye az okuyoruz?
Kimsenin uzmanlık alanına girmek istemem ama okumadığımız halde çocuklarımızın çok okuması istiyor, bir anlamda okumadan okumalarını sağlamak için çevremize, öğrencilerimize baskı uyguluyoruz. Okuma alışkanlığı kazandıralım diye pedogojik temeli olmayan yayınları dayatarak okuma alışkanlığı kazandırma yerine okumama alışkanlığı geliştiriyoruz.
Günümüzde ise google amca var. Her soruya cevap veriyor maşallah. Sosyal medya da meşhur, hani google amca kadar.
Öyle canım sıkılıyor ki!
Soruyor bir öğretmen, A dersinin ikinci sınav sorularını paylaşır mısınız? Sınav görevi çıktı, ne yapmalıyım? Karne ile ilgili iş ve işlemler nelerdir? İzin alacağım, işlem basamakları nelerdir?
Yazıyorum, açıp oku. Şu mevzuatta yazıyor.
Oysa orada, “Bugün sınıfta şu konuyu anlatırken şöyle bir durum ortaya çıktı. Şu uygulamayı yaptım, siz olsaydınız ne yapardınız?” sorusu sorulsa, eğitimciler öneri getirse, soran okusa bunları ve kendi koşullarında uygun çözümü bulsa…
Bir de eğitimde iyi örnekler hususu var. Dikkatinizi çekti mi, bilmiyorum ama, eğitimde iyi örnekler adı altında paaylaşılanlar ya birkaç fotoğraf ya da fiziki boya, cila; ya okuma, ya yazma, ya anlatım…
Anladım, toparlıyorum.
Niye yazmıyoruz?
Çünkü yazmaktan çekiniyoruz. Çekinmemizin nedeni ne? Beğenilmeme korkusu. Dalga geçilme çekincesi.
Oysa okuma da, yazma da daha çocukluk çağında kazadırılması gereken bir alışkanlık.
Şimdi bir sınıf ortamı hayal edelim. Öğretmen elinde bir dergi, mektup, günce ya da bir kitapla sınıfa giriyor. Öğrencilerine, “Çocuklar bugün sizinle sizi düşünerek bizzat benim yazdığım ve bu dergide yayımlanan çalışmamı paylaşmak istiyorum.” dese ne olur?
Sonra çalışmayı üzerine basa basa okusa. Ve tartışma açsa sınıfta, “Ben bu yazıyı, mektubu, günceyi nasıl yazmış olabilirim?” Dönüp dolaşıp sözü hayal kurmaya ve çok okumaya getirse…
Hani hatırlar yaşı elli civarında olanlar. Allah rahmet eylesin, “Baba!” diye bilinen bir eski politikacımız ikide bir, “Konuşan Türkiye!” derdi.
Şimdi kafamda onlarca soru var da, acaba diyorum o ünlü politikacı, “Çok okuyan, çok yazan Türkiye!” deseydi neler olurdu ki?

Yorumlar (0)
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Sözleşmeli Personelin kadroya geçirilmesini doğru buluyor musunuz?
Sözleşmeli Personelin kadroya geçirilmesini doğru buluyor musunuz?
Namaz Vakti 28 Ocak 2020
İmsak 06:28
Güneş 07:54
Öğle 13:06
İkindi 15:45
Akşam 18:08
Yatsı 19:30
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Sivasspor 19 41
2. Fenerbahçe 19 37
3. Başakşehir 19 36
4. Trabzonspor 18 35
5. Alanyaspor 19 35
6. Galatasaray 19 33
7. Beşiktaş 19 30
8. Göztepe 19 29
9. Malatyaspor 18 24
10. Gaziantep FK 19 24
11. Çaykur Rizespor 19 24
12. Denizlispor 19 22
13. Gençlerbirliği 19 21
14. Konyaspor 19 18
15. Antalyaspor 19 17
16. Kasımpaşa 19 15
17. Ankaragücü 19 13
18. Kayserispor 19 11
Takımlar O P
1. Hatayspor 19 40
2. Erzurum BB 19 34
3. Bursaspor 19 33
4. Keçiörengücü 19 29
5. Adana Demirspor 19 28
6. Akhisar Bld.Spor 19 28
7. Ümraniye 19 28
8. Menemen Belediyespor 19 28
9. Altay 19 27
10. Giresunspor 19 27
11. Fatih Karagümrük 19 24
12. Balıkesirspor 19 24
13. İstanbulspor 19 20
14. Altınordu 19 20
15. Osmanlıspor 19 17
16. Adanaspor 19 14
17. Boluspor 19 14
18. Eskişehirspor 19 10
Takımlar O P
1. Liverpool 23 67
2. Man City 24 51
3. Leicester City 24 48
4. Chelsea 24 40
5. M. United 24 34
6. Tottenham 24 34
7. Wolverhampton 24 34
8. Sheffield United 24 33
9. Southampton 24 31
10. Arsenal 24 30
11. Crystal Palace 24 30
12. Everton 24 30
13. Burnley 24 30
14. Newcastle 24 30
15. Brighton 24 25
16. Aston Villa 24 25
17. West Ham 23 23
18. Bournemouth 24 23
19. Watford 24 23
20. Norwich City 24 17
Takımlar O P
1. Real Madrid 21 46
2. Barcelona 21 43
3. Sevilla 21 38
4. Getafe 21 36
5. Atletico Madrid 21 36
6. Real Sociedad 21 34
7. Valencia 21 34
8. Villarreal 21 31
9. Athletic Bilbao 21 31
10. Osasuna 21 28
11. Granada 21 27
12. Real Betis 21 27
13. Levante 21 26
14. Deportivo Alaves 21 23
15. Eibar 21 23
16. Real Valladolid 21 22
17. Mallorca 21 18
18. Celta de Vigo 21 17
19. Leganés 21 15
20. Espanyol 21 15
Günün Karikatürü Tümü

Gelişmelerden Haberdar Olun

@