YEŞİL ORDUNUN  FEDAİLERİ
 
        Üç aylar gelince  heybelerini  omuzlarlar,  köylere  cerre "yardım"   toplamaya çıkarlardı.  ŞAHİN'DE
bugünleri sabırsızlıkla  beklerdi.  Sesi pek güzel değildi. Mukabele  okuyamazdı.  Fakat  buna mukabil çok
tatlı  vaaz ederdi.  Halavetli  "tatlı"  bir   natıkası "düzgün  ve akıcı konuşması"   vardı. Kasabadaki   Fettah
Efendi'den    öğrendiği  peygamberler  ve İSLAM   tarihi  fıkralarını  açık bir  TÜRKÇE  ile tatlı  tatlı  anlatır.
Köylüleri   hoşnut  ederdi.
    Bayram  gelince  köylüler  de onu boş döndürmezler, keselerine  üç beş  mecidiye  , heybesine  buğday, tarhana,
mısır koyarlardı.
     O,  bunları hemen  tamamını anasına    gönderir.   Kendisine   ancak  pek sıkı zamanlar  ve kara günler  için az bir
para  alıkoyardı. 
 
       Evet, bir gün  bütün  cihanı  gölgesiyle kaplayacak  yeşil  sancağın  gönülleri  bunlar mıydı?  Bu  ordudan  çabul 
ve bozgundan   gayri  ne ümit  edebilirdi?  Vah  zavallı   MÜSLÜMANLIK!  
      Genç softanın   bu soğuk  taş odada    Müslümanlığın  akıbeti   için hıçkıra  hıçkıra  ağladığı  geceler  olurdu.
Genç adam   , softanın   bu soğuk taş odada  Müslümanlığın  akıbeti   için hıçkıra  hıçkıra  ağladığı  geceler olurdu.
   
Bu   ilk hayal  inkisarını   sonradan  daha başka  ümitsizlikler  ve isyanlar  takip etti. Yeşil  ordunun kumandanları hükmünde
gördüğü müderrisler... Bu  adamların  ağzından  bir hak ve hakikat  sözü işitebilmek  için ne ateşler  içinde çırpınıp
uğraşmıştI.     Medresenin   en  çalışkan   , en ateşli ,fakat  buna rağmen   en başı yumuşak  talebesiydi.   Müderrislerin
Ağzından çıkan   sözleri   ALLAH  Kelamı   gibi   emniyetle  dinler  ve çok kere onları anlayamamasını   sırf kendi acizine,
idraksizliğine  verirdi.   Böyle   olduğu   halde  ders şeriklerine  karşı  duyduğu   istikrarlı  ve isyan  hissi yavaş yavaş  onlara
da   sirayet etti.  Evet  , yeşil  ordunun  kumandanlarının   da gönüllü   neferlerinden  kalır yerleri yoktu. Onlar  da  dini  ve
ilmi  , menfaatlerine  alet etmiş kimselerdi.   Onlar  da  softalar  gibi amansız  bir ekmek kavgasına  tutuşuyorlar. durmadan
 birbirlerini  yiyorlardı.  Aralarında   birbirlerinin   namusuna , canına  kast edercesine   rekabetler vardır.
 
 
      Bir  zamanlar  anlaşılmaz  dillerin bir ibadet   huşuu    içinde dinlediği nice heybetli dersiamlar   vardır ki genç softa  , sonradan
   
 saray   kölesi    ,  ABDÜLHAMİT  casusu  oldukları   görülmüştür.   Bunlar  öyle   adamlardı ki  , bir   patişah    selamı  , üç beş
liralık   bir  ihsan için  ALLAH'I   DA,  PEYGAMBER'İDE   terrddütsüz  satarlardı. 
 
ŞAHİN   HOCA,  bir kısım  müderrisleri   evvela  acıyarak  sezmişti.  Fakat  , sonra onlardan   da  soğudu.  Bu kadar  miskinlik
,bu  kadar can ve ekmek  kaygısı   YEŞİL  ORDUNUN   fedailerine  yakışır.   mıydı?  Böyle  zamanlarda  onlardan  beklenen
şey böyle bir   ZÜLME  , her harekete   miskin misin "eyvah"  deyip   boyun  eğmek miydi?
 
 
      YEŞİL   GECE   ROMANININDAN  BİR KESİT---------REŞAT  NURİ   GÜNTEKİN
 
    Bütün  dostlarımın   bu eseri okumasını   tavsiye ederim

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.