Dindar ve İnançlı

TBMM Başkanı seçimi için son turda CHP adayı Deniz Baykal’a oy vermeyerek AKP adayının seçilmesini sağlayan MHP’liler, bu konuyu ilginç söylemlerle geçiştirme çabasındalar, ancak komik duruma düştüklerinin farkında değiller.

Dindar ve İnançlı

TBMM Başkanı seçimi için son turda CHP adayı Deniz Baykal’a oy vermeyerek AKP adayının seçilmesini sağlayan MHP’liler, bu konuyu ilginç söylemlerle geçiştirme çabasındalar, ancak komik duruma düştüklerinin farkında değiller.

13 Temmuz 2015 Pazartesi 00:05
Dindar ve İnançlı


DİNDAR VE İNANÇLI

Suay Karaman

TBMM Başkanı seçimi için son turda CHP adayı Deniz Baykal’a oy vermeyerek AKP adayının seçilmesini sağlayan MHP’liler, bu konuyu ilginç söylemlerle geçiştirme çabasındalar, ancak komik duruma düştüklerinin farkında değiller. Profesör unvanlı milletvekili Yusuf Halaçoğlu, yaptığı açıklama ile hem akademisyenliğin, hem de milletvekilliğinin kalitesini ve seviyesini gözler önüne sermiştir.

Yusuf Halaçoğlu’nun, Deniz Baykal'ın desteklenmesiyle ilgili söyledikleri unutulacak ve geçiştirilecek gibi değildir: “biz eğer sayın Baykal’ı desteklemiş olsaydık, kamuoyunda şunlar yansıtılacaktı. Siz Baykal’ı seçtiniz, bir muhalif adı altında AKP’nin tabiriyle dinsiz bir partinin inançsız bir partinin adamını seçtiniz diye bize yükleneceklerdi. Biz dedik ki, kendi adayımızı ortaya koyduk Ekmeleddin İhsanoğlu.”

Bu açıklamayı yapan kişi üniversitede tarih profesörü ve aynı zamanda 2011 yılından beri de milletvekili. Eğitimin insana sadece diploma verdiği, kültür ve bilgi birikimi için, kişinin de gayret göstermesi, bu örnekle çok iyi anlaşılmaktadır.

Türk Bayrağı'nın yakılması ve indirilmesi karşısında tepkisiz kalanlar, Atatürk heykelleri  parçalanırken sessiz kalanlar, devlet kurumlarından Türkiye Cumhuriyeti kısaltması “T.C.” kaldırılırken protesto etmeyenler, askerimizin başına çuval geçirilmesini görmeyenler, Andımızın ve ulusal bayramlarımızın kaldırılması karşısında dik duramayanlar, ulusal değerlerimizin özelleştirilerek yağmalanmasına onay verenler, ülkemizin parçalanma projelerine karşı eylem yapmayanlar, siyasi İslam’ın simgesi türbana onay verenler, her sıkıştığında AKP’ye destek olanlar ve hırsızlığa ses çıkarmayanlar dindar ve inançlı ise, bu kavramların da yeniden sorgulanması gerekmektedir. PKK terör örgütüne karşı dik duruş sergiliyor diye, bütün bu olumsuzluklara tepki vermeyen bir partiyi “ilkeli” diye tanımlayanların da, “ilke” kavramını sorgulaması gerekir.

Son günlerde Çin ile ilgili paylaşılan bazı fotoğrafların yalan olduğu haberlerine karşın, Çin'in Uygur Türklerine baskı uyguladığı gerekçesiyle yurdun değişik yerlerinde saldırılar yapılmaktadır. Hiçbir ayırım yapmadan gördükleri tüm çekik gözlülere karşı saldırılar düzenleyen ülkücüleri, başta Gezi eylemleri olmak üzere sağduyuya davet eden, sokaklara çıkmayın diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli nedense bu saldırılar karşısında sessizliğini korumakta ve sağduyu çağrısı yapmamaktadır. Bunu da, şov amaçlı dindar ve inançlı olmanın bir gereği olarak düşünmek mümkündür.

23 Şubat 1978 tarihinde Ankara Gölbaşı girişinde, Adana’dan gelen arabasının bagajında portakal sandıkları içinde iki otomatik silah yakalanmasına karşın, yargılanmayan tek ülkücü olan Devlet Bahçeli; “Arabayı dört genç ülkücüye vermiştim, sanırım onlar koymuşlar, benimle bağlantısı yok” şeklinde bir ifade vermişti. Bu ifadeyle kurtarılarak, MHP genel başkanlığa hazırlanmıştır. Yıllar sonra 2012 yılında yapılan MHP kurultayında, istihbarat örgütünden “ajan” olmadığını gösteren bir belge almak da, Devlet Bahçeli adına siyasi gülmece skandalı olarak tarihe geçmiştir. Arabada yakalanan o genç ülkücülerden biri olan Ali Halaman, 1999 seçimlerinde Bahçeli tarafından milletvekili yapılmıştır. Bu dört genç ülkücüye silahları veren Adana Ülkü Ocakları Başkanı Recai Yıldırım da, yine Bahçeli tarafından 1999 seçimlerinde milletvekili yapılmıştır. Bunların hepsi dindar ve inançlı insanlardı..

12 Eylül 1980 öncesindeki anarşi döneminde MHP’li tosuncukların yaptıklarını, işledikleri cinayetleri unutmak mümkün değildir. Çok değerli, yeri doldurulamayan yurtsever aydınları ve gençleri öldürenler, kendilerini milliyetçi olarak tanımlayan, ama emperyalizmin piyonu olduklarını bile fark edemeyen zavallı ve psikolojileri bozuk insanlardı. “Canımız sıkıldı bir devrimci öldürelim dedik, öldürdük” diyen 16 yaşındaki Ferhat Tüysüz ile Veli Can Oduncu, Haluk Kırcı, İbrahim Çiftçi, Mehmet Ali Ağca, Ökkeş Kenger Şendiller, Yılma Durak, Abdullah Çatlı, Muhsin Yazıcıoğlu gibi öldürme makinelerinin her tarafı dindar ve inançlı olsa neye yarar? Başta 1978 Aralık ayındaki Kahramanmaraş olayları gibi, daha birçok toplu öldürme eylemi yapan katil sürülerinin dindarlıkla ve inançla ilgileri olabilir mi?

Bütün bu yapılanları görmezden gelerek hatta destekleyerek, kendilerini milliyetçi olarak gören, Amerikan emperyalizminin beslemelerinin “dinsiz bir partinin, inançsız bir partinin adamını seçtiniz” söylemleri, kendi sığ ve çaresiz dünyalarını gözler önüne sermektedir. Atatürk ilkeleri yerine, Türk-İslam sentezini hedef seçen bir partiden, doğru bir eylem ve söylem beklemek hayaldir. Aydınlanmayı, Atatürk’ü, ilke ve devrimlerini anlayamayanların kendilerini milliyetçi olarak tanıtmalarını, dindar ve inançlı göstermelerini bu toplum yutmamaktadır. Ancak kendilerini aydın sanan bazı insan taklitleri de, özünde laikliğe karşı olan bu MHP’nin değiştiğini sanarak, AKP ve karanlık ile mücadele edeceği gibi bir saflığa düşmektedirler. Bu son söylem üzerine, belki uyanmaya başlayacaklardır…

İlk Kurşun Gazetesi, 13 Temmuz 2015


Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.