Mhp Lideri Bahçeli: İdam Sehpası Çözüm Olmayacaktır

ANKARA (ANKA)-MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "idam tartışmaların" ilişkin, "Madem idam cezasına ihtiyaç vardır, o zaman AKP’nin elini tutan da olmayacaktır” derken, suçun kay

Mhp Lideri Bahçeli: İdam Sehpası Çözüm Olmayacaktır

ANKARA (ANKA)-MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "idam tartışmaların" ilişkin, "Madem idam cezasına ihtiyaç vardır, o zaman AKP’nin elini tutan da olmayacaktır” derken, suçun kaynağının kurutulmaması halinde “İdam sehpaları çözüm olmayacaktır” dedi.

TBMM’de partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, konuşmasının büyük bir bölümünü Özgecan Aslan’ın katledilmesine ayırdı. AK Parti’nin tel tel dökülen politikaları nedeniyle ülke ve millet hayatını terörize ettiğini ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti:

“Toplumsal cinnet, ekonomik felaket, siyasal hezimet, ahlaki vahamet birbirine eklemlenerek Türkiye’yi köşeye sıkıştırmakta, milletimizin nefesini kesmektedir. Bunun yanında sosyal ve ekonomik çalkantı devamlı kamçılanmakta, devamlı körüklenmektedir. Türkiye, hepimizi endişeye sürükleyen bir şiddet döngüsüne, vahşet sürecine kilitlenmek üzeredir. Mersin’in Tarsus ilçesinde, akıl almaz yöntemlerle, en aşağılık şekilde katledilen Özgecan kızımız nasıl bir cinnetle, nasıl bir şiddet seliyle karşı karşıya kaldığımızı göstermiştir.

Öncelikle Özgecan evladımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Kederli ailesinin acısını yürekten paylaşıyor, bu hunhar cinayeti lanetliyor ve katillerin en ağır düzeyde cezalandırılmasını temenni ediyorum. Ailesinin ve hepimizin başı sağolsun diyorum.  Kadına yönelen şiddet dalgasının, masum canlara kast eden canice saldırıların niçin bu kadar yaygınlaştığını mutlaka araştırmak ve yorumlamak zorundayız. Toplumsal huzurumuza musallat olan bu kanlı ve vahşi tablonun arkasındaki perde aralanmadıkça maalesef Özgecanların kaybını engellememiz ihtimal dahilinde değildir.

Şiddet bir sonuçtur ve sebepleri gün yüzüne çıkarılıp tedavi edilmedikçe acıklı hadiseler vicdanları kanatmaya devam edecektir. Bizim için çok mühim olan bu konuyla ilgili yapacağım değerlendirmelere geçmeden evvel, Türkiye ekonomisiyle ilgili bazı kanaatlerimi açıklamak, düşüncelerimi sizlerin ve aziz milletimin bilgisine sunmak arzusundayım. “

Kasım 2014 işsizlik verilerine de dikkat çeken Bahçeli, “Ülke genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki işsizlerin resmi sayısı 3 milyon 96 bine ulaşmış ve bu kapsamda ki işsizlik oranı da yüzde 10,7 olarak gerçekleşmiştir. 2014 yılı Şubat ayı itibariyle, işsizlik oranını hesaplamada yeni bir yönteme geçildiğinden işsiz sayısının çerçevesi kurnazca daraltılmıştır” dedi.

Bahçeli şunları söyledi:

“AKP Hükümeti ayak oyunlarıyla, bayat numaralarla işsizliğin üzerini örtmekte, gerçek manzarayı gizlemektedir. Yine de mızrak çuvala sığmamaktadır. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlarla birlikte mevsimlik çalışanları resmi işsiz sayısına ilave ettiğimizde karşımıza hakikaten de iç karartan bir tablo çıkmaktadır. Kim ne söylerse söylesin, toplam işsiz sayısı 6 milyona yaklaşmakta ve her evi, her haneyi ateş gibi sarmaktadır. Sosyal ve ekonomik istikrarsızlığı besleyen sayıları 2 milyonu aşan Suriyeli sığınmacılar ise işsizliği daha da kemikleştirmektedir. Gençler işsiz, analar, babalar, çocuklar ümitsizdir.

İşsizlik sorununu çözmeyen, çözme gibi bir niyeti de bulunmayan, iş ve aş umutlarını karşılamaktan bihaber AKP Hükümeti tam bir başarısızlık markasıdır. Kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 33,9’dur. Herhangi bir sosyal güvencesi olmayan ve kayıt dışı çalışma grubunda bulunanların oranı yüzde 35’e yaklaşmıştır. 2014 yılı üçüncü çeyrekte yüzde 1,7; dokuz aylık dönemde yüzde 2,8 artan ekonomik büyüme yeni iş sahaları oluşturmaktan çok ama çok uzaktır. İşin bir başka düşündürücü tarafı da, çalışma çağındaki nüfusumuzun sadece 25 milyon 874 binin istihdam ediliyor olmasıdır. Gelişmiş ülkelerle mukayese ettiğimizde bu rakam oldukça düşük ve yetersizdir.

Takdir edersiniz ki, bir ekonominin başarısı çalışma istek ve arayışında olan insanlara sağladığı veya sağlayacağı iş imkânlarıyla doğru orantılıdır. Bu itibarla AKP’nin ekonomi politikaları duvara toslamakla kalmamış, milyonlarca vatandaşımızı işsiz, güçsüz ve gelirsiz bırakmıştır. İşsizlik herkesi kavurmaktadır, ama AKP yalana, riyaya, tozpembe hayal tacirliğine devam demektedir. İşsizlik musibeti milletimizin bağrını delmektedir, ama Davutoğlu hala istihdam oluşturduk hikâyelerinden medet ummaya devam etmektedir.”

Partisinin işsizliği kesinlikle önleyeceğini ifade eden Bahçeli, planlarını ise şöyle sıraladı:

“Her yıl sürdürülebilir nitelikli yüksek ve kesintisiz ekonomik büyümeyi, Bu büyümenin üretime, yatırıma ve istihdama yol açmasını, toplam varlığı 80 milyar lirayı aşan işsizlik sigortası fonunu işsizlikle mücadelede etkin kullanmayı ve fon gelirinden amacı dışına çıkarılarak hazineye aktarılan 11,5 milyar lirayı tekrar iade etmeyi, işsizlik ödeneğinden yararlanma şartlarını esnetmeyi ve çok sayıda kardeşimizin yararlanmasını, 4/C’lilere kadro vermeyi, kamuda çalışan taşeron işçileri kadrolu yapmayı, kadınlarımızın işgücüne katılımını teşvik etmeyi, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili biriken sıkıntıları gidermeyi, ihtiyaç sahibi her aileden en az bir kardeşimize iş imkanı sağlamayı, atama bekleyen öğretmenlerimizin şikayet ve feryatlarını dindirmeyi, kamuda boş kadrolara atama yapmayı, üniversiteyi bitirmiş evlatlarımızın yüzünü güldürmeyi mutlaka başaracağız, mutlaka yapacağız”.

Geçtiğimiz hafta 2014 yılına ait Yaşam Memnuiyeti Araştırması TÜİK tarafından açıklandığını hatırlatan Bahçeli, Türkiye’nin mutsuz olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Mutlu olduğunu beyan edenlerin oranı 2013’de yüzde 59 iken, bu oran 2014’de yüzde 56,3’e gerilemiştir. Başka bir deyişle nüfusumuzun yarıya yakını esasen mutsuz ve huzursuzdur. Türkiye’nin mutluluk konusunda da kutuplaşması hayra alamet görülemeyecektir. Gerçekte ise mutlu azınlıkla mutsuz kalabalık arasındaki makas günden güne açılmaktadır. Bugün ülkemiz nüfusunun resmi olarak yüzde 15’i, yani 12 milyona yakın vatandaşımız yoksulluk sınırının altındadır.

Ne var ki, hayatın bizatihi akışına baktığımızda bu rakamın daha da fazla olduğunu söylemek mümkündür. Sürekli yoksulluk riski altında bulunan aşağı yukarı 10 milyon vatandaşımız bulunmaktadır. Nüfusumuzun yüzde 39,7'si sızdıran çatı, nemli duvar, çürümüş penceresi olan konutta oturmaktadır. Yine nüfusumuzun yüzde 42,2'si ısınamamakta, yüzde 65,4'nün de taksit ve borcu bulunmaktadır. Son yedi yıllık zaman zarfında, nüfusumuzun yüzde 12,1’i borçlanmak durumunda kalmıştır. Dikkatinizi çekiyorum, sayıları 38 milyona varan vatandaşlarımız beklenmedik bir harcamayı karşılamaktan uzaktır. Sayıları 58 milyonu aşan vatandaşımız yıpranmış ve eskimiş mobilyalarını dahi yenilemekten mahrumdur.

Toplam sayısı 5 milyona yaklaşan asgari ücretle geçinen kardeşlerimiz sosyal ve ekonomik krizin pençesindedir. 2014 yılına ait verilerle söylersek, asgari ücret aldığı halde eşi çalışmayan ve karnını güç bela doyuran 2 milyon 200 bin kardeşimiz, 3 ve üzeri çocuğu bulunan 872 bin insanımız çaresizlikle boğuşmaktadır. 2 milyon taşeron işçimiz eziyet görmekte, zulüm altında adeta inlemektedir. Ucuz iş gücü maliyeti arayışıyla temellenen ve kar hırsı uğruna yaygınlaşan taşeron uygulaması AKP iktidarı döneminde günden güne bırakınız artmayı, tek kelimeyle azmıştır.

Kısaca özetlediğim bu Türkiye resminin neresinde zenginlik, neresinde refah ve gelişme vardır? Milyonlarca insanımız sefalet şartlarında yaşarken haram üzerine dikilen, israfla çatısı örülen kaçak ve karanlık saraya sessiz kalmak mümkün müdür? Ayakkabı alamayan, ekmek bulamayan, şu kış kıyametten palto bile giyemeyen fakir fukaranın hakkına göz dikmek, elindeki avucundaki sömürmek hangi ahlaka, hangi insanlığa sığacaktır? İşine gelmeyince dünyada yalnızlığı umursamadığını söyleyen, yeri gelince de Hz. Mevlana’nın pergel benzetmesini ilham alarak fıldır fıldır dünyayı dolaştığını iddia eden Erdoğan’ın haram ve hezimet sultası nereye kadar sürecektir?

Merak ediyoruz, terlemek isteyen Erdoğan, Latin Amerika’nın sıcağını bulunca bol bol terlemiş, güneşin tadını çıkarmış mıdır? Çocuğunu okuturken saçlarına ak düşmüş kardeşim, akşam eve gelirken market ve pazarı yalnızca uzaktan seyreden değerli vatandaşım, bu haksız ve ahlaksız yönetimi daha ne kadar görmezden geleceksiniz?”

-“İDAM GELSE DE ŞİDDET DURMAYACAK”-

Uzun bir süredir toplumsal şiddet tesirinin arttığını ifade eden Bahçeli, “Konuşmamın başında ifade ettiğim gibi, şiddet bir sonuçtur ve nedenleri gün yüzüne çıkarılmadıktan, kaynağına inilmedikten sonra uygulanacak tedbirler pansuman işlevi görecektir. Mersin’in Tarsus ilçesinde, 20 yaşındaki Özgecan kızımızın hunharca katledilişi hepimizi derinden sarsmış, hepimizi hüzne boğmuştur” diyerek şöyle devam etti:

“Soğukkanlı katiller, burada anlatmayacağım vahşilikle Özgecan’ın canını almış, henüz hayatının baharında aramızdan koparmışlardır. Bu cinayete yurt çapında büyük bir tepki gösterilmiş, milletimiz haklı ve meşru bir infialle caniyi, yardım ve yataklık yapan suç ortaklarını protesto etmiştir. Yediden yetmişe herkes Özgecan’a üzülmüş, Özgecan için ağlamıştır. Bu elim ve kahredici cinayetten sonra, sormamız ve sorgulamamız gereken çok şey olduğu açıktır. Kadına, kıza, küçücük çocuklara yönelik şiddet niçin bu denli yaygınlık kazanmıştır?

Hiç kimse katil, terörist, ölüm makinesi olarak doğmayacağına göre, hayatın olağan akışı içinde masum bir bebekten azılı bir canavar haline dönüşmenin sırrı nedir? Sorun yetişme şartlarında mıdır? Yoksa eğitim, kültür ve toplumsal geleneklerde mi saklıdır? Eksik bırakılan, yerine getirilmeyen, ihmal edilen, hatta unutulan hangi terbiye ve ahlaki ödevlerdir? Konunun uzmanları, üniversitelerin ilgili bölümlerinde görev alan akademisyenler ve bilim insanları bugün konuşmayacak, bugün düşünmeyecek de ne zaman dile ve insafa geleceklerdir? Fertlerdeki psikolojik ve sosyolojik açmazların tahlili, şiddeti doğuran sosyal ve siyasal iklimin analizi isabetle yapılmadan yasa çıkarılsa da anlamı olmayacak, idam cezası getirilse de şiddet durmayacaktır.

2008 yılında, gelinlikle dünya turuna çıkan ve Gebze’de cesedi bulunan İtalyan sanatçının tecavüz edilip boğularak öldürülmesi sorarım sizlere, insanlıkla bağdaşmakta mıdır? Erdoğan’ın 2009 yılında, Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili ‘sınırsız, kontrolsüz bir ahlaki erozyonun olduğu yapılanma gerçekten bizi dertlendiriyor. Kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya’ ifadeleri bugünkü duruş ve tutumuyla uyumlu mudur?”

2013 yılında, Nevşehir’in Göreme beldesinde 22 yaşındaki bir Japon kadın turistin öldürülmesi ve İstanbul Fatih’te tecavüz edilerek canı alınan ABD’li bir kadını hatırlatan Bahçeli, “Ülkemize misafir gelen bu kadınların saldırı ve cinayetlere kurban gitmesi ülke imajını, milletimizin saygınlığını maalesef ki zedelemiştir. Gazetelerin üçüncü sayfaları kandan, kundaklamadan, taciz ve tecavüz haberlerinden geçilmemektedir” dedi.

Bahçeli şöyle devam etti:

“Kadına şiddet facia ve felaket ötesidir. Son 10 yılda 7 bin 122 kadın farklı nedenlerle katledilmiş, 5 bine yakın kadın da ne acıdır ki tecavüze uğramıştır. 2008’den bu tarafa kadın cinayetleri, lütfen dikkat buyurunuz, yüzde bin 400 çoğalmıştır. Nitekim bu rakamlar sözün bittiğine apaçık işarettir. Bu çerçevede, 2014’de 294, sadece bu yılın Ocak ayında 20 kadın hayata veda etmiştir. Burada şiddet istatistiklerini daha da fazlalaştırıp sabrınızı zorlamak istemiyorum. Fakat şunu özellikle bilmenizi temenni ediyorum ki, dökülen kadın kanı, alınan kadın canı medeni toplum iddialarını hepten çürütmektedir. Şimdiye kadar kadına şiddeti engellemek amacıyla kanun çıkartılmış, ancak bir netice doğurmamıştır.

Toplumsal bilinçlenmeyi arttırmak için kampanyalar tertip edilmiş, toplantılar, paneller, organizasyonlar düzenlenmiş, raporlar hazırlanmış, teessüfle söylemek istiyorum ki bir faydası dokunmamıştır. Yine taciz, yine tecavüz, yine ölüm ve saldırı vakaları almış başını yürümüştür. Kadına uzanan ellerin kırılmasını her defasında söyledik, bunun yanı sıra Başbakan’da dillendirmiş, herkes, her kesim bu kararlılıkta olmuştur. Ancak cinayetlerin önüne geçilememiş, saldırıların arkası kesilmemiştir. Peki, vahşet ve şiddet dili niçin bu kadar hâkimdir? Kusur kimde, yanlış ve zafiyet nerededir? Bir defa şunu kabul edelim ki, toplumlar için büyük tehlike geçiş dönemlerinde dengeyi kaybetmektir.

Türkiye’nin en temel sorunu sosyal ve siyasal dengesini yitirdiğinden üst üste tökezlemesidir. İlave olarak iddialı değişim sloganları tarihi ve kültürel tecrübeyle desteklenmediği, sosyal zeminde karşılık bulmadığı zamanlarda anlam bunalımı, maneviyat krizleri, ahlaki çöküşler ortaya çıkmaktadır. Hukuk askıda, adalet kenarda ise suç ve suçlu sayısı patlamaktadır. Toplumsal adalet duygusu göçtüğü anda, yaptırım ve cezalandırma sistemi alabora olduğu takdirde şiddet egemen olmaktadır.”

Ak Partinin toplumsal tepkiyi eritmek ve yükselen itirazları emmek için idam tartışmasını gündeme getirdiğini ifade eden Bahçeli, “Burada çok ciddi bir samimiyet noksanlığı olduğu nettir. Madem idam cezasına ihtiyaç vardır, madem katillerin hak ettiğini bulması istenmektedir; o zaman AKP’nin önüne geçen, engel çıkaran, elini tutan da yoktur, olmayacaktır. İktidarın karanlıktan el sallaması bize göre amaç ve niyetini gizleyemeye yetmeyecektir” diyerek Başbakan ve hükümete şöyle seslendi:

“Başbakan ve partisine sesleniyorum; hadi buyurun, idam cezasıyla ilgili düzenlemeyi hemen hazırlayın ve hemen harekete geçin de ne kadar dürüst ve sözünüzün eri olduğunuzu görelim. Yürürlükteki hukuk mevzuatında insan öldürenlere, en bayağı ve mide bulandırıcı suçları işleyenlere gerekli ağır cezalar öngörülmüş, kural ve hükme bağlanmıştır. Mesele hukuku doğru ve vicdanlara uygun tatbik etmektir. Suçla mücadele için önce suçu doğuran, bir kişiyi suça iten sosyal, siyasal, psikolojik ve ekonomik kompozisyonu iyi okumak, iyi değerlendirmek zorunluluğu vardır.

Eğer suçu imal eden ana kaynak kurutulmazsa, istediğiniz kadar darağacı kurun, istediğiniz kadar ceza yağdırın; ne yazık ki makus ve acı verici vakalardan kurtulma şansınız olmayacaktır. Tarih bize gösteriyor ki, toplumsal karışıklıkların, cinnet ve cinayete kadar varan hadiselerin, suç ve suçludaki artışın sütre gerisinde ana dinamik olarak adaletsizlik, eşitsizlik ve cehalet yatmaktadır. 16 ve 17. yüzyılda Anadolu’da baş gösteren vahim olayların, adına celali isyanları denen toplumsal yıkımın sosyal ve ekonomik dengesizlikten nemalandığı kuşkusuzdur.

Gözünü kan bürümüş suhteler, ipini koparmış asker ve sefer kaçakları, dağları mesken tutmuş çeteler, etrafta kol gezen eşkıyalar, yol kesen, tecavüz eden, insan öldüren, köy basan haydutlar esasen basit adli vakıalar olmayıp sistemik bir problemin eseridir. Bugün yaşadığımız tramvalar bazı noktalarda düne benzemekte, geçmişi andırmaktadır. Bir yanda kadına ikinci sınıf insan muamelesi yapıp eşitliği yok saymak, diğer yanda kadını sadece çocuk doğuran bir göreve indirgemek şiddeti alttan alta beslemektedir.

Bir yanda alenen suç işleyip diğer yanda mahkemeleri darbeci, paralel, milli irade düşmanı olarak göstermek; dahası yandaş ve siyasileşmiş yargı kurmak adalete güveni sekteye uğratmakta, hukukun yaptırım gücünü aşındırmaktadır. Hırsızlık yapan, hainlik eden güçlü ve arkasını iktidara dayamış yandaşsa dışarıda gezmekte, suçlu sıradan bir kişi ise doğrudan cezaevini boylamaktadır.”

-ÇÖZÜM SÜRECİ-

Çözüm sürecine ilişkin de eleştirilerde bulunan Bahçeli, “İktidar, İmralı ve Kandil gelgitinde siyasi namus tapusunu düşürmüş, bebek katilinin eline, ağzından çıkacak zehirli sözlere kendisini ve milletimizi mahkûm etmiştir. Siyasal bölücüler günlerdir AKP’yle ortak bir açıklamadan bahsetmektedir. Bu açıklamanın içeriğini şimdilik sınırlı sayıda kişi haricinde hiç kimse bilmemektedir. Türk milletinin iradesiyle iktidara gelen AKP, bir terör suçlusuna, otuz bin insanın ölümünden sorumlu ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet ceza alan bir katile umut bağlamıştır. Bu ne kepazeliktir, bu ne utanmazlıktır” dedi.

Bahçeli eleştirilerini şöyle sürdürdü:

“İmralı canisinin iki yıl önce PKK’ya silah bırakma ve sınır dışına çekilme çağrısı ne sonuç vermiştir de, bu seferki verecektir? Türk milletini dağdaki eşkıya ile adadaki çete başının tuzağına düşürmeye kimin ne hakkı vardır? PKK’nın silah bırakması tek bir şartla mümkündür: O da, Türkiye’nin çatır çatır bölünmesi, sözde Kürdistan’ın kurulmasıdır. Erdoğan ve Davutoğlu bu melanetin sözünü verse de, pratikte bir sonuç görmedikten sonra teröristlerin silahlara veda etmesi akla ve mantığa aykırıdır.

PKK bugünkü durumuna kan dökerek, vatan evlatlarını şehit ederek, pusu kurarak, bedenlere mermi doldurarak gelmiş, teslimiyetçi AKP’nin zaaflarından da sonuna kadar istifade etmiştir. AKP-HDP-PKK ve İmralı canisi arasında süren görüşme ve temas trafiğinin ilk gayesi 7 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimi’dir. AKP-PKK koalisyonu, seçimden önce sanki her şey güllük gülistanlık olmuş gibi bir hava uyandıracak, kısaca milletimizin umutlarıyla oynayacaklardır.

HDP’nin bağımsız veya parti olarak seçimlere girmesi ise sürdürülen pazarlıklara göre şekil alacaktır. AKP ile PKK anayasayı değiştirip milli ve üniter devleti parçalama, özerkliği inşa amacında hem fikirdir. AKP ile PKK Öcalan canisinin önce ev hapsi ya da Diyarbakır Cezaevi’ne nakli, sonra da planlanan eyalet yasalarıyla serbest kalması, genel af, bölücülüğü derinleştirecek kimlik ve statü verilmesi bağlamında da hemen hemen aynı görüştedir. Yani AKP PKK’laşmış, PKK da AKP maskesi takmıştır.

MİT Müsteşarı’nın siyasete taşınması ise İmralı-Kandil ortak yapımı ve talebidir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin illegal bir terör örgütüyle ruhen özdeşleşmesi, tıpa tıp kopyası olması olur ve sineye çekilir şey değildir. Anayasa’yı açalım, yasaları okuyalım, millete soralım; sonuçta bunun bir tek karşılığı çıkacaktır, o da Türkiye’ye ve Türk milletine kapkara ihanettir.

Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan şahıs PKK’ya varlığını adamış, ruhunu ipotek ettirmiş, çözülme sürecine canını koymuştur. Bize göre süreç ihaneti teröre Türkiye’yi sunmak, fitneye boyun eğmek, dağdan şehirlere inen bölücülere müsamaha göstermektir. Süreç ihanetiyle kızışan pazarlıklar PKK’ya göz yummak, İmralı canisine göz kırpmak, kardeş kavgasına açık çek yazmak, federasyona davetiye çıkarmaktır.

Devletin düştüğü ve düşürüldüğü şu duruma bakınız ki; İmralı canisinin yakalanışının 16. yılında bölücüler polis kordonu altında rahatlıkla gösteri yapmakta, terörist başının posterlerini pervasızca taşımaktadırlar. Molotof, havai fişek, el yapımı bombalarla her yeri savaş alanına çevirenler AKP’nin himaye ve güvencesiyle tahammülleri aşmışlardır. Devlet yoktur, Hükümet kayıptır, memleket sahipsizdir, Davutoğlu kıvraklıklar göstermekte, Erdoğan ise uçan sarayıyla gezmektedir.”

-İÇ GÜVENLİK PAKETİ-

Tüm itirazlara rağmen İç Güvenlik Paketi’nin, bugün Meclis Genel Kurulu’nda görüşüleceğini hatırlatan Bahçeli,  “Terörle Mücadele Kanunundan tutun da Mera Kanununa kadar 21 yasada değişiklik öngören çuvallaşmış tasarının özde güvenlik kaygısıyla hazırlanmadığı ortadadır. Zira milli güvenliğe tehdit tüm unsur ve çevreler AKP’nin yanında, özelinde, dostluk kümesindedir. Maskeli veya kravatlı, molotoflu veya havai fişekli, kaleşnikoflu veya mayınlı teröristler AKP’yle al takke ver külah ilişki içindedir. Kimin eli kimin cebinde belli değildir” dedi.

Bahçeli şöyle devam etti:

“İç güvenlik kisvesi altında Meclis’e getirilen bu tasarının kanunsuzluğa makyaj, Hükümet’in gizli gündemlerine yasal kılıf olduğu malumumuzdur. Hakim ve savcılara ait yetkilerin vali, kaymakam ve polislere verilmesi güvenlikle nasıl ilişkilendirilmektedir? Telefon dinlemelerinde, polise ilk 48 saat için izin almama ayrıcalığı vermenin neresi güvenliktir? Savcılık kararı olmaksızın 48 saat önleyici gözaltı kararı uygulamasında hangi güvenlik tedbiri gözetilecektir?

Valilere her türlü yasak ve el koyma yetkisiyle birlikte, toplantı ve gösteri amaçlı yürüyüşlerde polislere toplu gözaltına alma ruhsatı vermek demokratik teamüllerle nasıl izah edilecektir? Kaldı ki, güvenliğimizi tehdit eden her mütecaviz eylem ve harekete karşılık hukukun bir yaptırımı vardır, okuma ve yazma bilenlere de açıktır. Başbakan sahiden de molotof atanı dert ediyorsa, maske takıp terör estirenleri mesele yapıyorsa Türk Ceza Kanununa bakması yeterlidir. Davutoğlu aklınca İç Güvenlik Paketi’ne itirazımızdan dolayı bizi HDP’yle aynı kareye sokmuş, ismimim başına da molotof ve bonzai çirkin sıfatlarını iliştirmiştir.

Sayın Başbakan kendini fazla zorlama, fazla yorulma; kimin HDP’nin kuyruğu, kimin HDP’nin uyruğu, kimin PKK’nın uşağı olduğunu aziz milletimiz gayet iyi bilmektedir. Bizim HDP ile yan yana gelmemiz kıyamette bile olmayacak bir şeydir. Ama siz ve saraydaki hamisiniz PKK kovanına gireli, HDP’nin çanağından tıka basa yiyeli çok seneler olmuştur. Sayın Davutoğlu senin sağ gözün İmralı canisi ise sol gözün 17-25 Erdoğan’dır.”(ANKA)

(ÜNS/ÖZK)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.