Ak Partili Aydın: Sonuna Kadar Mücadeleye Devam Edilecek

TBMM’de Teröre Yönelik Meclis Araştırma Komisyonu Kurulması önergesine yönelik partisinin görüşlerini ifade eden AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, “Ulusal güvenliğimizi, milli güvenliğimizi, milletin geleceğini kim tehdit ederse, kim baskı uygularsa, kim şiddet uygularsa, onun karşısında da sonuna kadar mücadele edilecektir” dedi.

Haberler 29.07.2015, 20:51
Ak Partili Aydın: Sonuna Kadar Mücadeleye Devam Edilecek

ANKARA (ANKA) -TBMM’de Teröre Yönelik Meclis Araştırma Komisyonu Kurulması önergesine yönelik partisinin görüşlerini ifade eden AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, “Ulusal güvenliğimizi, milli güvenliğimizi, milletin geleceğini kim tehdit ederse, kim baskı uygularsa, kim şiddet uygularsa, onun karşısında da sonuna kadar mücadele edilecektir” dedi.

Konuşmasının başında HDP’nin, AK Parti'ye minnet etmesi gerektiğini iddia eden Aydın, “Yine, aynı şekilde, HDP sözcüsünü dinlerken de MHP'lilerin bize minnet etmesi gerektiğini gördük. Ben soruyorum her 2 gruba, her 2 grup da minnet etmiyor. Şimdi, siz ideolojileri hapsederseniz, ideolojik bakış açısıyla siyaset yapmaya kalkarsanız hayal görür ve hayal konuşursunuz. Dolayısıyla, şu anda sizin yaptığınızın pek çoğu aslında hayali konuşmalar.

Özellikle, HDP sözcüsünün adeta bir suçluluk psikolojisiyle hareket ettiğini gördüm ve bu suçluluk psikolojisiyle bir tiyatral oynandı, sahnelendi burada aslında ve burada en iyi savunma saldırıdır mantığıyla bir kurgu kurup o kurgu üzerinde bir algı operasyonu yapmaya çalıştı HDP'nin sözcüsü. Ben burada el insaf diyorum. Burada Sayın Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, Hükûmetimize, AK Parti grubuna söylediklerinizin kaçta kaçını PKK terör örgütüne söyleyebiliyorsunuz Allah aşkına? O yürek ister, samimiyet ister.

Biz iktidar olmak için sınırları zorlamadık, demokrasiyi de zorlamadık ve herkesin milletin iradesi sonucu Meclise seçilmesini saygıyla karşılayacağımızı ve millî iradeye rıza göstereceğimizi hep ifade ettik ve bunu da gösterdik. Ama, siz barajı geçmek statükocularla, paralelle, terör örgütleriyle, çetelerle -yine barajı geçmek için- tüm çözüm süreci karşıtlarıyla bir araya geldiniz, bir araya geldiniz. Değerli arkadaşlar, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, biz milletin iradesine saygı gösteririz. Kimin ne yaptığını, kimin nerede durduğunu bu millet çok çok iyi biliyor.

Yine, burada, tabii ki özellikle HDP hatibi Türk vatandaşı 10 bin IŞİD üyesinden bahsetti. Hakikaten merak ettim, sordum, soruşturdum, şu ana kadar bin ile bin 300 arasında Türk vatandaşı var ve dünyada ilk 10'a dair girmiyor. Arzumuz hiçbir vatandaşımızın hiçbir terör örgütüne de girmemesi ama yalanlarla, iftiralarla da siyaset olmuyor.

Şimdi değerli arkadaşlar, ben aslında konuşmama şu basit soruyu sorarak başlamak istiyorum: Yüzyıllardır bölge coğrafyasında bütün makroekonomi teorilerini çökerten -böyle bir durumun yaşandığını hepimiz çok iyi biliyoruz- bunca kaynağa rağmen neden refah ve demokrasi oluşmuyor? Bugün çevremizde neden 9 ülke yönetilemez durumda? Bunun açıklaması, oryantalist bir yaklaşımla Orta Doğu'nun çocuklarının az gelişmişliği midir? Arapların, Kürtlerin ve diğer unsurların yeterince modernleşmemesi mi? Yoksa yüzyıldır bölgeye yapılan müdahaleler ve kaynaklarını kullananların oluşturduğu bir kaos düzeni midir?

2 tercih var önümüzde: Kardeş topluluklar olarak bu kaotik düzenin bekçileri mi olacağız yoksa bölge halklarının kendi kaynaklarını kullandığı, kendi refahını ve demokrasisini inşa ettiği bir düzenin savunucuları mı olacağız?

AK Parti 2002'de tercihini yaptı ve 13 yıldır bunun sözcülüğünü ve savunuculuğunu yaptı. AK Parti'nin yaptığı ilk iş, devlete yüklenen anlamı ve tüm sorun alanlarının temelini oluşturan ret, inkâr ve yok saymaya dayalı politik tutumu değiştirdi. Bunlar şu an için basit gibi görünebilir ancak oldukça önemli olduğu çok açık ortadadır; çünkü bu alandaki değişim meselelerin çözümü için gerekli olan tüm yolları açar.

Bakın, Kürt meselesi söylenmedik sözün kalmadığı meselelerimizden bir tanesi. 1925-1961 yılları arasında 16 rapor hazırlanmış. Bölge valileri, ordu komutanları, bakanlar, başbakanlar, cumhurbaşkanları devreye girmiş. Özetlemek gerekirse, Kürt sorunu ve diğer iç meselelerimizin çözümünün hepimize ait olanın tekrar hepimize ait kılınmasından geçtiğinin farkındayız. Çözüm süreciyse silahın ve şiddetin hak arama aracı olmaktan çıkarılmasıdır, silahları terk ederek devletin demokratik dönüşümü için siyasete yönelmektir. Bu ise büyük bir iştir. Tüm toplumsal kesimleri olarak devletin demokratik dönüşümünü konuşabilmemiz için silahın aradan çıkması lazım. Biz bunun için uğraştık ama PKK terör örgütü saldırılarını sürdürdü. Saldırıların dökümünü vermek istemiyorum. Sadece 7 Hazirandan bu yana 657 terör eylemi gerçekleştirilmiş. Hepimizin neyin ne olduğunu aslında çok iyi bilmesi gerektiğinin farkındayım ben. Bakın, son günlerde PKK terör örgütü ve HDP yöneticileri söz birliği etmişçesine yürütülen operasyonlar ile erken seçim arasında ilişki kurmaya çalışıyorlar, az önce tekrar burada deklare edildi. Operasyonlara ilişkin amacın, olası bir erken seçimde HDP'nin baraj altında kalmasını ve AK PARTİ'nin tek başına iktidara gelmesini sağlamak olduğunu iddia ediyorlar. "AK PARTİ, seçimin faturasını Kürtlere ve çözüm sürecine çıkararak çatışma ve savaş üzerinden yeniden tek başına iktidara gelme hesapları yapıyor." şeklinde söylemlerle bir kamuoyu oluşturma gayreti içerisindeler.”

Seçimlerle, operasyonlar arasında ilişki kumanın Meclis ve milletin iradesine büyük bir saygısızlık olduğunu belirten Aydın, “Hiç kimse kusura bakmasın. Evet, tek başımıza iktidarı istedik, çözüm sürecinin devamı için bunun gerekli olduğunu şimdi daha net bir şekilde görüyoruz ama demokrasiyi zorlamadık, demokrasiyi zorlayanlar ortadadır barajı geçmek adına.

Yine, Cumhurbaşkanımızı neden hedefe koyuyorsunuz? Çünkü, Cumhurbaşkanımız çözüm sürecini başlatan lider oldu da onun için. Çünkü, 'Yeter ki bu sorun çözülsün, gerekirse baldıran zehri içmeye hazırım' dediği için bunu yapıyorsunuz” dedi.

Aydın şöyle devam etti:

“Cardiff'te de bunu batılı dostlarıma söyledim. Sadece havadan bombalamak suretiyle bu sorunu çözemezsiniz. Bununla ilgili yerde mücadele eden yapılarla iş birliği kurulmadan netice alınamaz. İşte, aylar geçti ve herhangi bir netice yok. Şu anda Kobani de düştü, düşüyor." Buradaki inceliği görebilseniz Cumhurbaşkanına teşekkür etmeniz lazım be! Eğer, Kobani düşmediyse Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin o sınırları aşmasından dolayı düşmedi.

Değerli arkadaşlar, yeni seçimi düşünmüyoruz, şu anda koalisyon çalışmaları sürüyor. Seçim yeni oldu, seçimlerden sonra da hemen komisyonlar kuruldu ve bu komisyonlar çalışmaya devam ediyor. Koalisyon olasılıkları konusunda zihnî hazırlıkları dahi olmayanların, seçim sonucunda oluşan Meclisi çalışmaz kılmak için ‘AK Parti ile asla’ diyenlerin, blok siyasetinden bahsedenlerin aslında bize söyleyecekleri tek bir sözü olmaz, olamaz da.

Biz şunu diyoruz: DAEŞ olsun, PKK olsun, DHKP-C olsun, kaynağı kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin, kime karşı işlenirse işlensin bütün terör örgütlerini kınıyoruz, lanetliyoruz ve gerekli mücadeleyi de sonuna kadar sürdüreceğiz. Örgütün, ateşkesin ve çözüm sürecinin bittiğini ilan eden onca açıklamalarını, gerçekleştirdiği eylemleri hiç gündeme getirmeden, Hükûmetin ateşkesi bitirdiği ve çözüm sürecini sonlandırdığı şeklindeki algı operasyonları birilerinin sorumluluğunu ve yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Bakın, kimi isimler, münferit olarak, polislere yönelik katliamı doğru bulmadıklarını belirten açıklamalar yaptılar fakat doğrudan PKK terör örgütüne tek bir söz söyleyemediler. Polisimizi, askerimizi faili meçhul bir odak katletmiyor, şehit etmiyor. Bir fail var, o da PKK terör örgütüdür. İftira atmaktan ve yalan söylemekten başka bir şey bilmeyenlerin yaptığı diğer bir şey ise Hükûmet ile DEAŞ terör örgütü arasında ilişki kurmalarıdır.”

Hibir terör örgütüne ve onun figüranlarına yeni bir vesayet kurmasına izin vermediklerini ifade eden Aydın, “Terörün sona ermesi ve PKK terör örgütünün silahsızlanması konusunda tutum alamayan hiç kimseyi muhatap olarak da kabul etmeyeceğimizi deklare ettik. Açıkça soruyoruz: Terörizm karşısında nerede duruyorsunuz? Safını herkesin çok net ortaya koyması lazım. Ya ‘silah ve terör’ diyeceksiniz ya "demokrasi ve siyaset" diyeceksiniz, safınızı belli edeceksiniz. Silahla siyaset bir arada yürümez. HDP bir yol ayrımında, bir tercih yapmak durumundadır. Hani ‘Silahlar sussun, fikirler konuşsun’ diyorduk” diyerek, sözlerini şöyle devam etti:

“Hem silah hem fikir bir arada yürümez. Silahların susması lazım eğer siyaset yapılacaksa. Yine, bu ülkenin iş adamlarını, gazetecilerini, kolluk görevlilerini, yargıçlarını katleden DHKP-C terör örgütünün terör faaliyetlerini neden buharlaştırıyorsunuz? Buharlaştırma bir yana ‘DHKP-C bize desteğini ifade etti. Kendilerine teşekkür ederiz’ diyen siyasi parti yöneticileri var. Bu terör örgütünü çiçek çocuk gibi gösteren medya organları ve siyasi partiler var.

Terör örgütlerini incelediğimizde, tüm terör örgütlerinin içinde bir DEAŞ anlayışının olduğunu göreceksiniz. PKK, terör örgütleri kendi içindeki DEAŞ anlayışını terk etmelidir. 'Rojova devriminin özü Baas ordusuna katılmaktır' diyen PKK'nın, Baas rejimini ayakta tutmak için binlerce kişiyi katleden DEAŞ'tan farkı nedir? Bugün bölge halkına en çok baskı ve zulmü uygulayan kimdir? Bütün bu soruların cevaplandırılması lazımdır diye düşünüyorum.

Yine, değerli arkadaşlar, bu konularla ilgili, daha önce hem İnsan Hakları Komisyonu alt komisyon kurmuş, incelemeler, araştırmalar yapılmış hem de Meclis araştırma komisyonu kurulmuştur. Bu maksatla baktığımızda, bunun yeniden incelenmesinin gereğinin olmadığını… Ama şunu bir kez daha ifade edeyim ki ulusal güvenliğimizi, millî güvenliğimizi, milletin geleceğini kim tehdit ederse, kim baskı uygularsa, kim şiddet uygularsa, onun karşısında da sonuna kadar mücadele edilecektir diyorum.(ANKA)

(ÜNS/AYÇ)

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
banner1037

Gelişmelerden Haberdar Olun

@