Sanayisizlik ekonomiyi daraltıyor

Sanayisizlik ekonomiyi daraltıyor

Haberler 26.09.2015, 02:28
Sanayisizlik ekonomiyi daraltıyor

SEMİH GÜVEN

Bir yanda ABD’nin faiz artırım süreci, bir yanda Çin’in büyümesine dönük endişeler, bir yanda ise Türkiye’nin ekonomisine dönük riskler kamuoyunda önemli yer tutmaya başladı. Dünya ekonomisi nereye gidiyor ve Türkiye bundan nasıl etkilenecek? İşte bu sorulara yanıt aramak için Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü Başkanı Prof. Dr. Feride Doğaner Gönel ile dünya ve Türkiye ekonomisi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Dünya ekonomisinde büyümeye dönük endişeler var. Özellikle Çin’deki büyümeyle ilgili. Çin yüksek büyüme performansının yakalamazsa dünyada ne değişir?

2000’lerin başından bu yana dünyadaki hızlı büyümenin lokomotifi, Çin’deki sanayileşme olarak görülmektedir ki doğruluk payı büyüktür. Bir yandan ülkeye akan her türlü yabancı sermaye bir yandan gelişmiş ülkelerden edinilen teknoloji ve bu teknolojinin ağırlıklı olarak sanayide kullanılıyor olması bu resmin ardında yatan unsurlardır. Elbette asıl mesele tüm bu unsurların dayandığı 1.4 milyara yakın nüfustur. Bu sanayileşme bir yandan dünyanın gelişmiş ülkelerinin ucuza üreterek kârlarını daha da artırmalarını sağlamış bir yandan da bu üretimin kaynak sağlayıcısı konumundaki bazı hammadde ihracatçısı gelişmekte olan ülkelerin de (Brezilya, Rusya gibi) büyümesini sağlamıştır.

2000’lerin sonundan itibaren Çin’deki bu büyümenin yavaşlaması, yani büyüme oranının yüzde 10’lardan 7’lere düşmesi şüphesiz (gelişmiş ya da gelişmekte olan) pek çok ülkeyi farklı boyutlarda ancak mutlaka etkilemiş ve etkilemeye de devam edecektir; kısaca bir domino etkisi yaratması beklenebilir, Örneğin, geçen yaz aylarında Çin, Avustralya’dan yaptığı ithalatı bir önceki yıla göre 15 milyar dolar azalttı; bu rakam Avusturalya’nın GSYİH’sının yüzde 1’ine eşit. Avustralya, bu anlamda Çin’in ithalatındaki azalmadan en çok etkilenen iki ülkeden biri (diğeri Yeni Zelanda). Ancak aynı şekilde hem G. Kore, Japonya, Malezya, Tayland gibi bölge ülkeleri hem de İngiltere, Fransa, ABD, Almanya gibi ülkeler de az veya çok bu durumdan etkilenmekte.

Çin’deki bu durumun devam etmesi sonucu ne olur? Şüphesiz bu soruya, sadece ekonomik göstergelerle hareket ederek cevap vermek çok doğru değil. Dünyada siyasi gelişmelerin de dünya ekonomisinin tansiyonunu hareket ettirdiğini ve bunun sonucunda da, özellikle hegemonyacı ülkelerin bu siyasi sonuçları manipüle etmeye yönelik davranışlara girdiğini yakın coğrafyamızdan da biliyoruz.

sanayisizlik-ekonomiyi-daraltiyor-74608-1.Çin’in yuanı devalüe etmesi ABD’nin faiz artırım kararına nasıl etki eder?

İki büyük ülkeden bahsediyoruz; birinde (ABD) sürekli rekor kıran ticaret açığı (yaklaşık 42 milyar dolar) diğerinde ise (Çin) ticaret fazlası (yaklaşık 137 milyar dolar). Söz konusu bu ticaret fazlasının ardından şüphesiz düşük ücretler veya çevre koruma ile ilgili yasal zafiyetlerin avantajı var ancak en az bunlar kadar önemli olan, Çin’in parasını dalgalanmaya bırakmaması…Üstelik uzun süredir parasının değerini olması gerekenden daha düşük düzeyde tutma gayretinde (yani eksik değerleme söz konusu); bu da ülkenin ihracatını ucuz, ithalatını ise pahalı hale getiriyor. Örneğin, Big Mac Index hesaplamalarına göre, yuan olması gerekenden yüzde 43 daha eksik değerlenmiş durumda.

Devler birlikte mi?

Sizin sorunuz zaten değerinin altında gözüken yuanın değerinin daha da düşürülmesi ile ilgili; yani devalüe edilmesi… Soruyu belki de şu şekilde sorsak daha iyi olacak.. Birbirleriyle didişir gibi gözüken iki büyük devlet (Çin ve ABD) aslında birlikte mi hareket ediyorlar. Çünkü uzun zamandır parasını dalgalandırmayan ve dolara bağlamış olan Çin’in Yuan’ı, dolar değer kazandıkça ve Fed faiz artırma kararı alırsa yukarı hareketini sürdürecektir. Bu da Çin ihracatçısının işine gelecektir.
Öte yandan, Çin’in bu kadar “rahat” bir şekilde güçlenmesinden rahatsızlık duyanların planları arasında, Yuan’ı beşinci SDR parası haline getirip (dolar, avro, pound ve yenden sonra), değerlenmesinin yolunu açmak da var.

ABD faiz artırırsa bunun dünyaya ve Türkiye gibi ülkelere etkisi ne olur?

Bu konu uzun zamandır gündemde..Son derece de basit bir cevabı var; bizim gibi ülkeler olumsuz etkilenecektir. Çünkü, 2000’lerde böyle bir şeyin gündemde olmadığı ve aksine son derece düşük faiz oranlarının olduğu günlerde, Türkiye ve bizim gibi ülkeler bollaşan uluslararası likiditenin avantajlarından yararlandılar. Şimdi, faizleri bir miktar yükselterek borçlanma maliyetini artırmanın ABD ekonomisini canlandırıp dengede tutmanın yolu olarak görülüyor. Ancak, söz konusu faizleri artırmanın diğer ülkeler üzerindeki etkisi de bilindiğinden bu süreci mümkün olduğunca yavaş gerçekleştirmeye çalışacaklardır. Nitekim son yapılan FOMC toplantısı da Fed’in diğer ülkelerdeki gelişmeleri dikkate aldığını ve bu süreci çok yavaş ilerleteceğinin ipuçlarını vermektedir. Bilindiği gibi, toplantıdan şimdilik faiz artırma kararı çıkmamıştır.

Lira, gelişmiş ülke para birimleri karşısında değer kaybediyor. Özellikle dolar karşısında yılbaşından bu yana yüzde 25’in üzerinde değer kaybetti. Fakat ihracat rakamlarında da ciddi bir daralma var. Neden?

Fiyat, hâlâ bir malın talebini etkileyen en önemli unsurdur. Yani, TL’nin dolar karşısında değer kaybetmesi ile ihraç mallarının dolar cinsinden ucuzlar hale gelmesi şüphesiz, ihraç mallarımıza olan talebin artacağı beklentisini yükseltmektedir. Ancak, hızla daha çok ülkenin dünya ekonomisine entegre olduğu bir dünyada, fiyatlar üzerinden birbiriyle rekabet eden ülke ve mal sayısı artmıştır ve artmaya da devam etmektedir. Bu nedenle, satış sonrası hizmet, kalite, sevkiyat hızı ve çevre-dostluğu gibi faktörler de mallara olan talepte önemli hale gelmiştir. İnsanlar kaliteli ve çevre-dostu bir malı satış sonrası hizmet garantisi eşliğinde hızla ucuza ve dünyanın öbür ucundan temin edebilme olanağına sahip olmaya başlamışlardır. Bu durumda bizim geleneksel ihracatçımızın kendisine sorması gereken soru; benim malım kaliteli mi, çevre-dostu mu, sipariş sonrası desteğim tam ve uzun garanti sürelerine sahip mi ve hızlı mı? Sadece kur avantajının oluşturduğu fiyat rekabetinin yeteceğini düşünmeye devam edersek, ihracat rakamlarımızdaki daralma devam edecektir.

PREMATÜRE SANAYİSİZLEŞME

Söz konusu daralmanın ikinci nedeni, bazı başka ülkelerde de gözlenen sanayisizleşmedir. Türkiye bilindiği gibi uzun süredir bir “çeşit” sanayisizleşmeyi yaşamakta. Dani Rodrik, buna “prematüre sanayisizleşme” diyor ve bunun, hem ekonomik büyümede yavaşlamaya hem de demokrasi zafiyetine neden olabileceğinin altını çiziyor. Türkiye’de siyasi huzursuzlukların ve ekonomik krizin yaşandığı 1990’larda sanayi sektörünün milli gelir içerisindeki payı yüzde 29’a kadar çıkmışken bu rakam bugün yüzde 21’lerdedir. Türkiye’de bilindiği ve gözlendiği gibi ticarete konu olmayan mal ve hizmet üretimi artarken, ticarete konu mal üretimimiz ağırlıklı olarak düşük ve orta teknolojili mallar şeklinde olmuştur.

Sanırım bu iki ana sebep bahsettiğiniz daralmada oldukça etkilidir.

‘Dolar/TL 3 seviyesinde rekabetçi’ görüşüne katılıyor musunuz?

Yukarıda verdiğim cevapta, fiyat rekabeti ile ilgili görüşlerimi anlatmıştım. Konunun sadece kura dayalı bir fiyat rekabeti olmaması gerektiğini düşünüyorum. Üreteceğimiz ve rekabet edeceğimiz malların, geliştireceğimiz teknolojilerden kaynaklanan verimlilikle bağlantılı bir fiyat avantajı olmalı. Sürdürülebilir avantaja ancak bu şekilde ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Yoksa, kurun 3 TL seviyesine gelmesi şüphesiz bir ihracat avantajı sağlayacaktır ancak, ihracatın ithalata bağımlılığının yüksek olduğu bir ülkede (ki Türkiye böyle bir ülke), kur avantajı uzun soluklu olmaz.

Hükümet ile Merkez Bankası arasında faiz gerilimi yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere AKP’nin ekonomi kurmayları faizi düşürerek ekonomide büyümeyi sağlamak gerektiğini söyledi. Merkez Bankası ise bu dönemde faizlerin düşürülmesine karşı. Kim haklı? Ya da haklı olan bir taraf var mı? Bu dönemde ‘doğru’ politika ne olmalı?

Amaçlarınız farklı ise aynı aracı kullanmanız zor olacaktır. Burada da iki tarafın amaçları farklı... MB, fiyat istikrarı diye bir amaç belirledi ve enflasyonu belirlediği hedefler içerisinde tutmaya çalışıyor (ya da çalışıyor gözüküyor). Öte yandan düşük faizlerin yatırımları ve dolayısıyla da ekonomik büyümeyi canlandıracağı savı ile hareket eden Cumhurbaşkanı ve kurmayları, ülkedeki yatırım ikliminin geldiği noktadaki ayrıntıları atlıyor ve enflasyonu olabilirler. Dolayısıyla düşecek faizler yatırım yerine tüketimi kamçılayabilir (ki acaba amaç bu olabilir mi) ve bu sefer de talebi dolayısıyla enflasyonu durdurabilmek zorlaşabilir.

Ancak bundan daha önemli olan husus, kapitalist ekonomilerde, pek önem verilen kurumlar arası ahenk veya çatışmanın piyasalar üzerindeki etkisi meselesidir. Avrupa hele ki ABD piyasalarını gayet iyi bilen bazı iktidar kurmaylarının, hangi taraf haklı olursa olsun, esas problemin bu “çatışma” görüntüsü olduğunu bildiklerini düşünüyorum.

TASARRUF EDEMİYORUZ

Türkiye ekonomisi büyüdüğünde de bu sefer cari açık problemiyle karşı karşıya kalıyor. Büyüse ayrı dert, büyümese ayrı dert. Neden? Ekonomik yapıda mı problem var?

Yukarıdaki soruları cevaplandırırken, bahsettiğim bazı yapısal sorunlar var. Örneğin, ihracatımızın ithalata bağlı olması, ürettiğimiz malların düşük ve/veya orta teknolojili mallar olması gibi..Bunun yanı sıra verimliliği işten çıkarmalar ya da fazla mesailerle ortaya çıkaran bir zihniyet var. Tasarruf edemiyoruz…Eğitimde ise bir türlü ne istihdam ile ne de verimlilikle buluşuluyor... Bu ve benzeri yapısal sorunları bir araya getirdiğimizde, büyüsek bile kalkınmayı sağlayamıyoruz.

Sizce Türkiye verili koşullarda yakın zamanda tekrar yüksek büyüme oranlarını yakalayabilir mi?

Kısa vadede yüksek büyüme rakamlarına ulaşılabilmesi mümkün olabilir yeter ki gerekli finansman bulunabilsin..Ancak bu finansmanın da koşulları var. Üstelik yukarıda da belirttiğim gibi bence esas mesele sadece büyüme rakamları değil. Türkiye son on yıl içerisinde yüzde 6 küçülmenin ardından ertesi yıl yüzde 9 büyüme görmüş bir ülke. Ancak bu rakamlar hüküm sürerken yüzde 10’lara yakın bir işsizlik oranı vardı. Dolayısıyla mesele yüksek büyümeyi yakalamak değil.

 

 

 

BİRGÜN

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
bayan gömlek instax SEO Stratejileri ile Kalıcı Çözümler!

Gelişmelerden Haberdar Olun

@