Liseliler ötekileştirilmek istemiyor

Boyar öğrencilerin taleplerinin haklı olduğunu belirterek “Çocuklar fazla bir şey istemiyor, bizim yaşam alanımıza müdahale etme diyor, bizi değiştirmeye çalışma, bizi dönüştürmeye çalışma, bizi Avrupa’nın veya dünyanın gerisindeki bir eğitim sistemine bizi mahkûm etme diyor. Bizi cinsiyet veya farklı düşüncedeyiz diye bizi ötekileştirme diyor çocuklar” dedi.

Haberler 09.07.2016, 16:41
Liseliler ötekileştirilmek istemiyor
Boyar öğrencilerin taleplerinin haklı olduğunu belirterek “Çocuklar fazla bir şey istemiyor, bizim yaşam alanımıza müdahale etme diyor, bizi değiştirmeye çalışma, bizi dönüştürmeye çalışma, bizi Avrupa’nın veya dünyanın gerisindeki bir eğitim sistemine bizi mahkûm etme diyor. Bizi cinsiyet veya farklı düşüncedeyiz diye bizi ötekileştirme diyor çocuklar” dedi.
 
Liselerde yayınlanan bildiriler ve protestolar art arda geldi. Protesto dalgası oluştu. Bu aşamaya nasıl gelindi?
 
Biliyorsunuz İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin mezuniyet töreninde sırtını müdüre dönmesi ile başladı. Aslında bu olaylar daha önce başladı; Milli Eğitimde ki bu kadrolaşma hareketi daha öncesine dayanıyor. Şu an milli eğitimde hükümete yakın sendikaya üye olmayan hiç kimseyi yönetici yapmıyorlar. Bu sendikaya okul müdürleri, müdür yardımcılarının yüzde yüze yakını bu sendika üyesi.  Bu bir siyasi projeydi biz bunu daha önce de söyledik. Çünkü bu yöntem veliye ulaşmanın en kestirme yolu. Şimdi de Milli Eğitim de bunun meyvelerini yemek istiyor, siyasal iktidar bunun meyvelerini yemek istiyor. Nasıl olacak bu? Okullarda gerici ve dinci faaliyetlere geçilmiş oldu. Okullarda bilim adına artık hiçbir şey yapılmıyor. Bilimsel hiçbir şey yapılmıyor. Dini ritüellerin yapıldığı bir yere dönüştü. Buna da uygun idareci seçtiler. Milli Eğitim Bakanlığı başta proje okulları diye başladı. Türkiye’nin saygın okullarının idarecilerini kendi bünyesine aldı. Okul idarecileri, yöneticileri bir anda değişti. Kendine hizmet edecek tarzda öğretmen ve yönetici atadı o okullara. Biliyorsunuz Mersin’de de bir takım uygulamalar yapıldı.
 
Hocam Mersin’e özeline gelmeden önce Türkiye’nin birçok şehrinde ki liselerden art arda bildiriler yayınlandı. Bu şekilde bir tepkinin oluşması için kıvılcım mı bekleniyordu?
 
Aslında kıvılcımı Haziran direnişleri vermişti ve bu bize umut veriyor. Ülke de gezi olaylarıyla başlayan, ağabeylerinin başlattığı, çok sert şekilde bastırılan, bir sürü gencimizin ölmesine neden olan olaylar bu 2 yıl umut olduBu ülkede direnebilecek, özgürlüklerine sahip çıkabilecek bir kitle var ve bunlarda ağabeylerine destek veriyor, ağabeylerinin izinden gidiyor. Bu ülkenin liselerinde siz bu ülkenin çocuklarına istediğiniz dayatmayı yapamazsınız, bizim olduğumuz okullarda siz gerici faaliyetlerde bulunamazsınız. Biz laik, bilimsel eğitim istiyoruz ve buna uygun idareciler, öğretmenler istiyoruz. Okullara bakıyorsunuz veya milli eğitim bakanlığına baktığınız zaman yaptığı protokollerin tamamı diyanetle veya çeşitli dini vakıflarla yapıyor. Mesela hiçbir şekilde dokunulmazlığı olan bir Ensar Vakfı var. Bu vakıftaki gelişen olayların hiçbiri soruşturulmadı. Oradaki o çocuklara yapılanlar soruşturulmadı, bir kişiye bir ceza kesildi ve bırakıldı.
Hocam bununla bağlantılı olarak Yeni Şafak yazarı ve AKP Ankara Milletvekili Ünal Aydın “Liselerde yayınlanan bildiriler çocuk istismarıdır” dedi ve aynı şekilde Cumhurbaşkanı yine bir üst akıla işaret etti. Dediğiniz gibi Ensar Vakfı olayları oldu ve kimse çıkıp iktidardan çocuk istismarı denmedi ya da kısık sesle söyleyenler oldu. Fakat liselerin “Benim hayat tarzıma dokunma, benim düşünceme, giydiğim elbiseme, eğitimime dokunma”  tepkisi çocuk istismarına evrildi. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?
 
Şimdi İstanbul’da Erkek Lisesi öğrencilerinin neden protesto ettiklerine dair açıklamaları zaten bu işi anlatıyor. Senelerdir düzenlenen kültür etkinlikleri haftasına davet edilen sanatçı ve düşünürlerin konferansları politik duruşları ve hatta dinsel yönelimleri sebebiyle iptal edildi. Buna karşı modern eğitim anlayışıyla çelişen etkinliklere izin verilmiş ve çeşitli baskılarla bunlar zorunlu tutulmuştur. Öğrenciler tarafından düzenlenen müzik etkinliğinde de kız öğrencilere pantolon giyme zorunlu tutuldu. Ayrıca etkinliğe okulumuzla herhangi bir bağı olmayan vakıf ve kuruluşlar davet edildi ve okulumuzun bir başka zenginliği olan köklü etkinliklerin içerikleri komik bahanelerle kısıtlanmakta ve bu süreçte okul müdürü öğrencilerin yanında durmamaktadır. Çocuklar fazla bir şey istemiyor, bizim yaşam alanımıza müdahale etme diyor, bizi değiştirmeye çalışma, bizi dönüştürmeye çalışma, bizi Avrupa’nın veya dünyanın gerisindeki bir eğitim sistemine bizi mahkûm etme diyor. Bizi cinsiyet veya farklı düşüncedeyiz diye bizi ötekileştirme diyor çocuklar.
 
Peki çocukları biz -iktidar  mensupları, yönetenler, müdürler-  niye bu çocuklara kulak vermedik? Bu çocuklar ne istiyor diye bir konuşalım anlaşalım demedik? Bu çocuklar bu bildiriyi yazabilecek kadar akıllı,  ne diyeceklerini bilen çocuklar. Biz niye oturup bunları dinlemedikte, bunları hemen bir üst akılla bağdaştırdık? Yine haziran ayında olduğu gibi yine Gezi’ye, üst akıla, çocuk istismarına bağladık?  Bir talepleri var ki bu çocukların ve bu bildiriler binlerce öğrenci demek.
 
Çünkü siyasal iktidarın beklentilerine cevap vermiyor bu çocuklar, bu çocuklar düşünüyor, bu çocuklar sorguluyor, bu çocuklar karşı duruyor. Şimdi ben yani son dönemde milli eğitimdeki gelişmelere baktığımız zaman bakın dershaneleri kapattılar, temel lise altında hem eğitimi özelleştiren hem de niteliksizleştiren bir yasa çıkardılar temel lise ile beraber. Şimdi bakıyorsunuz bu temel liseler apartmanın 2. 3. katında bir lise. Sosyal alanı yok, nefes alabileceği bir bahçesi yok, yani hiçbir şeyi yok bu liselerin. Çocuklar da zorunlu olarak buraya yönlendirildi. Devlet dedi ki 3000-3500 lirasını ben karşılayacağım. Ne oluyor burada? Çocuklar şunun farkında. Çocuklar eğitimin özelleştirildiğinin, eğitimin kalitesizleştirildiğinin, eğitim sistemimizin bozulduğunun farkında. Kaliteli eğitim almıyor bu çocuklar. Şu an müfredat her gelen bakanla beraber değişiyor.
 
Evet en çok değişen bakanlıklardan bir tanesi.
 
Bu bakanlıkların hiçbirinde milli eğitim kökenli bir bakan yok. Çünkü siyasal iktidarın kaliteli eğitim gibi bir derdi yok. Ne istiyor kendine oy devşireceği bir kitle istiyor. Sorgulamayan, bana biat eden, bana oy verecek bir kitle istiyorum diyor.
 
Hocam aslında kendi içlerinden de tepkiler oluştu. Kendilerine yakın yazarlar, aydınlar AKP’nin en başarısız olduğu alan eğitim alanı dediler.
 
Zaten bunu biliyorlar ve amaçları da o. Zaten milli eğitimi başarısız kılmak. Zaten şu an bakın milli eğitim diye bir şey kalmadı vakıflara, diyanete devredildi. Yapılan protokollere, yapılan uygulamalara bir bakın. Artık müftülük görevlileri anaokullarına kadar indi. Anaokulundan liselere kadar varlar. Yurtlar, pansiyonlar şu son geçen maarif vakfı tasarısı milli eğitim bakanlığına paralel bir yapı oluşturuyor. Yani ne yapacaklar, okul öncesi, lise, ortaokul, üniversiteler açabilecek, öğrenci yetiştirebilecek, akademisyen yetiştirebilecek ve bu yetkileri de başka vakıflarla paylaşabilecek. Bu pansiyonları, yurtları kuracak. O zaman milli, eğitim ne işe yarıyor? Milli eğitim bakanlığı şu an devrediliyor bakanlılara, cemaatlere. Bakın son zamanlarda bu aşamaya nasıl gelindi diyoruz ya. TÜBİTAK’ın desteklediği projelere bir bakın; bir selam bizden sizlere selamün aleyküm, kötü söz söylenen kavanoz projesi, tillo evliyalarının kerameti projesi, kansere karşı dua projesi, haccın farzlarını yerine getiren robot projesi, papaz eriğini imam eriğine çevirme projesi… Cidden bir akıl tutulması mı var yoksa bizim aklımızı mı sınıyorlar anlam veremiyorum. TÜBİTAK’ın onaylamadığı projeler ise dünya çapında ödüller aldı. Ankara’da okuyan bir öğrencinin projesi TÜBİTAK tarafından onaylanmadı ama dünya desteklenen projeler arasında yer alıyor. Bundan sonra TÜBİTAK bir projeyi destekliyorsa ondan hayır gelmez, desteklemiyorsa demek ki bunun bilimsel değeri var.
 
TÜBİTAK’ın desteklediği projelere baktığınız zaman yine inanca yönelik vurgular görüyoruz.
 
Aslında dindar insanların buna karşı çıkması gerekiyor. Din bu değil, dinimiz de bu değil. Dindar insanların ‘siz bizimle kafa mı buluyorsunuz’ demesi gerekiyor. Şu an modern dünyanın kabul ettiği veya onayladığı politikaların biz çok gerisindeyiz. Bizim çocuklarımız kaliteli eğitimi hak etmiyor mu? Veya şu politikaları uygulayan insanların çocuklarının okuduğu okullara bir bakın. Şu an bütün okullar imam hatipleştirilmeye çalışılıyorVe hiç birinin çocuğu imam hatibe gitmiyor. Hepsi yurtdışında okuyor. Cumhurbaşkanından tutun, başbakan, bakanların çocuklarının hepsi yurtdışında eğitim almış insanlar. Çocuklar sizin müdahalenize karşı çıkıyoruz diyorlar. Bizde çocuklarımızın yanındayız. Bu başkaldırıya, çocuklarımızın bu isyanına ses verip daha güçlü bir ses çıkarmaları için Eğitim İş Sendikası olarak her türlü desteği vereceğiz.Şu an bildirilerin veya protestoların önü kesildi gibi. Mersin’de neden ses getirecek bir tepki oluşmadı ki Mersin İlçe Milli Eğitim ile müftülük ve dini vakıflar arasında en çok protokolün imzalandığı illerin başında geliyor.Medya şu an baskı altında, okullar baskı altında, kamu kurumlarının tamamı baskı altında. Şimdi kimse sesini çıkaramıyor, sesler kesildi. Televizyonlara bakıyorsunuz çocukların bu taleplerine haklıdır diyen ya bir ya da iki kanal vardır. Diğer kanallara baktığınız zaman sanki bu çocuklar terör örgütü mensubu, çok iğrenç talepler içerisinde olan çocuklar. Cumhurbaşkanının açıklamasına bir bakın diyor ki “Yaşanan bunca hadiseden ders almayan bir takım güçlerin liseleri ve üniversiteleri tahrik ettiğini görüyoruz” lafını ettikten sonra Milli Eğitim Bakanlığı bir genelge gönderiyor ve çocuklara soruşturma açılıyor ve ceza veriliyor. Böyle bir süreçten geçiyoruz.  Artık devlet veya siyaset insanlara güven veren huzur veren bir kuru olmaktan çıktı. İnsanlar üzerinde baskı kuran, insanları susturan, insanları ötekileştiren bir sistem haline dönüştü. Bakın haziran hareketinde de bir sürü genç öldü, öldürüldü. Orada açılan davalara bakıyorsunuz uydurma bahanelerle kapatılmaya çalışılıyor. Şimdi bu liseli gençler üzerinden oluşan tepki bir yerlerle bağdaştırılmaya çalışılıyor, itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bu çocuklarımıza ceza davaları açacaklardır. Milli Eğitim Bakanlığı ne yapabilir bu çocuklara,  şimdi orta öğretim kurumları yönetmeliği var. Buna dayanarak bildiri dağıtmak, okullara ve diğer duvarlara yazı yazmaktan kısa süreli uzaklaştırma verebilir. Ya da tertip etmek ve bu kapsamdaki faaliyetlerde etkin rol almak suçlarından okul değiştirme cezası verebilir.
 
Bu yöntemler ve cezalar çözüm getirir mi?
 
Mümkün değil. Bu sorunu daha da derinleştirir.
 
Yönetenler çözüm olmayacağının farkında değil mi?
 
Üniversiteler ve okullar bilgi üreten, düşünen, sorgulayan beyinlerin yetişmesi gereken yerler olması gerekirken; siz düşünmeyin, siz sorgulamayın bana biat edin mantığı var. Çözüm getirmez. Dikkat edin sürekli baskılar artıyor. İmam hatip okullarına öğrencilerini yazdıranlara cennet vaat ediyorlar.
 
Madem çözüm getirilmeyecek, madem şiddet ve ceza yöntemi çözüm değil niye bu şekilde bir yaklaşım tercih ediliyor? Bu gençleri dinlemek çok mu zor veya karşılanmayacak talepler mi?
 
Türkiye’de baskıyla sürekli bir şeylerin üzeri örtülmeye çalışılıyor. Belki ben bunları okuldan uzaklaştırarak, ceza vererek gözdağı veririm mantığı ile yaklaşıyor. Artık toplumda ki bu korku sınırını toplumda aştı. Çünkü bu çocukların seçmen olan aileleri var, bunlara destek veren aileleri var. Artık toplum baskıyı kaldırmıyor. Artık kaldıracak gibi de değil. Resmen bir akıl tutulması yaşıyoruz. Kim konuşursa terörist, vatan haini ilan ediliyor. Kim konuşursa müfettiş gönderiliyor, savcı dava açıyor. Bir şekilde dava açılıyor ama bunların bir sonu olacak. Bu çocukların geri adım atacağını sanmıyorum. Okulların tatile girdiği bir dönemdeyiz. Ama bu çocukların kendi haklarından vazgeçeceğini sanmıyorum. Çocuklar kendi haklarını savunmaya devam edecekler.
 
Çözüm nasıl gelir?
 
İdareci atamalarından başlayın, eğitim sisteminin dünyada kabul gören ülkelere baktığımız zaman orada ki eğitim sisteminin alınıp bize tasarlanmasıyla olur. İdareciler hakkaniyet ve liyakat çerçevesinde alınmalı. Liyakat dediğimiz şey bir iktidara yakın bir sendikaya üye olmak değildir. Gerçekten hak eden ve yapabilecek, bu çocukları dinleyecek, onların isteklerine cevap verebilecek bir okul idaresi gerekiyor. Öğretmenlerin üzerinde baskı kurmayacak bir okul idaresi gerekiyor. Şu anda okullarda da öğretmenlere aşırı bir baskı var. Öğretmen siz ne yapıyorsunuz bu yanlıştır dediği zaman müfettişler okulda. Veya bir diğer yöntem şu an Türkiye’de en büyük suç cumhurbaşkanına hakaret. Tutup senin hakkında cumhurbaşkanına hakaret etti diyor, gidip sende derdini anlatmaya çalışıyorsun ben yapmadım diye. Bu baskıların öğretmenlerin ve öğrencilerin üzerinde ki baskıların bitmesi gerekiyor. Öğrenciler laik, bilimsel eğitimin gereklerini yerine getirmesi gerekiyor. Rehberimiz bilim olmalı; şu an bunların yaptığı şeyler değil.
 
Bu gençlerin derdi dinlendi ve çözüldü diyelim. O zaman başkaları da kendi hakkını istemeye kalkar üniversitelisi, işçisi, emeklisi, alevisi vs. bundan mı korkuluyor? Çünkü o zaman sorunlar çözülür ve gerginlik yaratan, kutuplaştıran siyaset ortadan kalkar, bütün kesimler bundan cesaret alır.  Bu iktidar için tehlike mi yaratır?
 
Açıkçası kimseyi dinlemek istemiyorlar. Böyle bir gelenek yok. Biz sivil toplum kuruluşlarının talepleri toplumun iyiliğine dair, toplumun ihtiyaçlarına dair talepler olur. Bizim kendi özel taleplerimiz olmaz. Biz eğitim sendikasıyız, bizim eğitimin kalitesi ve niteliğine dair taleplerimiz olur. Bizim tutup siyasal iktidarla, şu gitsin veya bu gelsin gibi iktidarı değiştirme talebimiz olmaz ki. Ama siyasal iktidar bunları istemiyor. O zaman ayakta duramaz. Siyasal iktidar düşünmeyen, sorgulamayan, biat eden, bana oy verebilecek bir toplum yaratmak istiyor. Bu yüzden bu çocukları dinleyeceklerini sanmıyorum. Cumhurbaşkanının açıklamalarından ve açılan soruşturmalardan öyle görünüyor. Bizi zor bir süreç bekliyor, sürekli tahribat oluyor, Milli Eğitim delik deşik edilmeye çalışılıyor, öğretmenler itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, öğrenciler başarısız kılınmaya çalışıyor. Okullar cemaatin ve vakıfların kucağına itilmeye çalışılıyor. Biz bunu söylerken ideolojik bir çerçevede söylemiyoruz. Çünkü eğitimin ideolojisi bilimdir.
 
Öğrencilere söylemek istediğiniz bir şey var mı?
 
Öğrenciler büyüklere ders verdiler. Şu an bu baskıdan korkan, çekinen, geride duran, her türlü baskıyı kabullenen topluma büyük bir ders veriyor bu çocuklarımız. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu çocuklara güvenmesi ve geleceği onlara teslim etmesi boşuna değil. Onlarla gurur duyuyorum ve Mersin Eğitim İş olarak sürekli yanlarında olacağımıza söz veriyoruz.

AHMET ADIGÜZEL - http://www.mersinimecehaber.com/mersin/liseliler-otekilestirilmek-istemiyor-h7462.html
Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
bayan gömlek instax SEO Stratejileri ile Kalıcı Çözümler!

Gelişmelerden Haberdar Olun

@