Eğitim Bir-Sen ve Eğitim-Sen 23 Nisan Mesajlarında Atatürk'ü anamadılar

Geçtiğimiz günlerde Eğitim Bir-sen Genel Başkan Yardımcısı Attila Olçum'un Kemalist ruhu müfredattan arındırmalıyız sözüne oldukça çeşitli çevrelerden oldukça sert tepki ler gösterilmişti. Eğitim Bir-Sen 23 Nisan Mesajından da Atatürk'ü arındırmış.... Eğitim-sen'de yine mesajına Atatürk'ü hiç yazmamış.... Bu iki sendikanın da Atatürk ile ilgili bir sıkıntılarının olduğu bu mesajla da ortaya çıkmış oluyor!

Haberler 23.04.2016, 14:47 23.04.2016, 15:08
Eğitim Bir-Sen ve Eğitim-Sen 23 Nisan Mesajlarında Atatürk'ü anamadılar
Tepkilerin odağında olan sendikalar 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile ilgili mesajında herşeye yer vermiş, bir tek Atatürk'e yer vermemiş. Sanki bütün bunlar kendiliğinden olmuş gibi Atatürk'ü hiç saymamışlar. Allah geri kalan ömrümü Atatürk'e versin diyen Mehmet Akif'ten de mesaj var ama Atatürk yok! 

Eğitim-Sen'de mesajında herşeye yer vermiş bir tek Atatürk yok.

İşte Eğitim Bir-sen'in tepki çeken o açıklaması:

Geleceğe ilk Meclisin ruhuyla yürümeliyiz

İstiklalimizin, milli ve manevi değerlerimizin tehlikeye düşürüldüğü bir tablodan, milletimizin destansı bir direnişle ayağa kalktığı, kendi geleceğiyle ilgili kararları kendisinin alabileceğini ortaya koyduğu bir tabloya geçişin ifadesi olan Büyük Millet Meclisi’nin açılışı, aynı zamanda birlik ve beraberliğimizin tesisi, bağımsızlığımızın ve istikbalimizin teminidir.

Meclis’in açılışı sıradan bir siyasal ya da sosyal hadise değildir. Kurtuluş Savaşı’nı, asla teslim olmayan bir iman ve azimle veren iradenin millet varlığını tekrar canlandırması, ihya etmesidir. Meclis’le birlikte diriliş kurumsal olarak da gerçekleşmiştir. 23 Nisan, milli egemenliğin mahiyet ve kudretini temsil etmesi açısından önemlidir. Millete, milli değerlere dayanmayan bir egemenlik söz konusu olamaz. Millete, milletin inanç ve iradesine dayanmayan bir mücadele başarıya ulaşamaz. 23 Nisan, milletimizin yeniden var olma kararlılığıdır. Meclis’in açılışı, tarihinde esaret altına alınamamış bir milletin siyasi kimliğini tekrar kazanmasının tescilidir.

Birinci Dünya Savaşı, emperyalist İngilizlerin öncülüğünde birleşen diğer sömürgeci devletlerin bütünüyle Osmanlı topraklarını işgal etmesi ve tasfiyesi üzerine kurulmuştu. Yaşanan sayısız sıkıntı ve toprak kayıpları sonrasında, bin yıllık medeniyetimizi inşa ettiğimiz Anadolu topraklarını işgal etmek isteyenlere, Akif’in deyimiyle “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım/Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım” diyerek karşı duran milletimiz; dinini, değerlerini, namusunu, neslini ayaklar altına aldırmamak için büyük bir mücadeleye girişmiş, coğrafya olarak varoluşumuzun kalbi olan Anadolu’yu destansı bir direnişle ölümüne savunarak istiklalini ve istikbalini kazanmayı bilmiştir.
Zamanın işgalci zorbalarına karşı yürütülen Milli Mücadele, 23 Nisan 1920’de, Ankara’da, Hacı Bayram Camii’nde kılınan Cuma Namazı’nı müteakip edilen dualarla açılan Büyük Millet Meclisi tarafından gerçekleştirilmiştir. Milletimiz, Meclisi ile el ele vermiş ve Türkiye’nin her yerinde muazzam bir coşku yaşanmıştır. İstiklal harbinden kuruluşa kadar milleti harekete geçiren ruh işte budur. Bu ruhla mücadele verilmiş, bu ruhla zafer elde edilmiştir. Bu ruh olmadan ülke ve millet varlığımızın anlamı da, amacı da kalmaz.

23 Nisan’ın milli egemenlik günü olarak çocuklara armağan edilmesi, aslında bu ruhun gelip geçici, konjonktürel olmadığına, milletin asli karakterinde yer etmesi gerektiğine ilişkin bir vurgudur. Gelecek nesillerin temsilcisi olarak, milli egemenlik düşüncesinin çocuklara armağan ve emanet edilmesinin sebebi, milli ve özgür iradeye sahip çıkma düşüncesinden başka bir şey değildir.

İrade ve istiklalini imanla bütünleştiren milletimiz, dünyada asla sömürgeleştirilememiş ender milletlerdendir. O nedenle, bugün bu tarihi tecrübe ve başarımıza istinaden dünyanın ve bütün mazlumların umudu haline gelmiş durumdayız.
Çocuk ölümlerinin arttığı, çocuk sömürüsünün yaygınlaştığı; terör, savaş ve iltica gibi nedenlerle yüz binlerce çocuğun geleceğinin ve hayatının yok olduğu, milyonlarcasının yetim, öksüz, kimsesiz kaldığı dünyamızda, çözüm üretmek ve daha huzurlu yarınlar inşa etmek amacıyla çocukların meselesini gündemde tutmak, bu yönde bir bilinç ve farkındalık oluşturmak için de 23 Nisan önemli bir gündür.

Yeni Türkiye’yi inşa edecek, barış içinde bir dünyanın kurulmasında önemli roller üstlenecek olan çocuklarımızın özgür düşünceli, kendi başına karar verebilen, sorgulayan, hayatın güçlükleriyle baş edebilecek ölçüde donanımlı ve yetenekli bir şekilde yetiştirilmeleri hepimizin ortak hedefi olmalıdır. Geleceğe bırakabileceğimiz en güzel miras; daha güzel, daha özgür ve daha huzurlu bir Türkiye olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle Meclis’in açılışının 96. yılının hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, başta milletimiz olmak üzere, dünya çocuklarının Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyoruz. 

İşte Eğitim-sen'in tepki çeken o açıklaması:

23 Nisan’ı Gerçek Anlamda Kutlamak, Çocukların Yaşadığı Sorunlara Kalıcı Çözümler Üretilmesiyle Mümkündür!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 96. yılı kutlanıyor. Türkiye, yıllardır dünyanın tek çocuk bayramını kutlamakla övünedursun, ülkemizde çocukların yaşadığı sorunlar, karşı karşıya kaldığı tehlikeler her geçen gün artmaktadır.
Yıllardır iktidar desteği ile dini eğitim veren kurum ve kuruluşların yasal olmadığı halde açtıkları yurtlar ve evlerde çocuklara yönelik olarak yaşanan cinsel istismar vakaları, bu çirkin saldırıların gerçekleşmesine neden olanlara verilen ‘siyasal destek’ çocuklarımızın, öğrencilerimizin nasıl büyük bir tehdit ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Çocuk istismarı gibi son derece hassas ve kamuoyunda infial yaratan bir konuda sorumluları aklamaya ve korumaya yönelik olarak gösterilen siyasi tavır, Türkiye’de çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarının son yıllarda neden arttığını açıklamaktadır.

MEB-Diyanet işbirliği, dini vakıf ve derneklerle yapılan ortak protokoller, laik-bilimsel eğitim anlayışına açıkça meydan okumakta, eğitimi dinselleştirme uygulamaları çocuklar üzerinden hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Oysa çocuğun olduğu her alanda okulda, evde, sokakta çocuklarla ilgili her konuda öncelik çocuğun üstün yararıdır. Çocukların üstün yararına olmayan ve çocuklara yönelik olarak işlenen suçların hiçbir mazereti ya da gerekçesi olamaz.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi çocukların istismardan korunmasında öncelikli görevi  devletlere vermektedir. 1990 yılından bu yana iç hukuk kuralı haline gelen sözleşmenin 3. maddesindeki “Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler” düzenlemesi özellikle kurumlarda yaşanan çocuk istismarının birinci dereceden sorumlularının AKP iktidarı ve MEB olduğunu göstermektedir.

Bugünkü Türkiye tablosunun çocuklarımıza vaat ettiği geleceğin ne kadar tehlikeli ve karanlık olduğunu son dönemde çocuklarımıza yönelik olarak işlenen suçlara bakarak görmek mümkündür. Siyasi iktidar, çocuklarımızın eğitim biliminin evrensel ilkeleri üzerinden değil, dini kural ve referanslara göre yetiştirildiği, düşünen, eleştiren, sorgulayan değil; düşünmeden, sorgulamadan yaşayan bir nesil ve gelecek vaat etmektedir. Bugünün Türkiye’sinin yaşadığı sorunları çözme yönünde adım atılmadan çocuklarımızın aydınlık ve güvenli bir gelecekte yaşayabilmesi mümkün değildir.

Türkiye’de çocuk iş gücü sürekli artmakta, eğitim çağındaki çocuklarımız okumak yerine tarlada, sanayi sitelerinde son derece sağlıksız, ilkel koşullarda çalışmaya ve yaşamaya zorlanmaktadır. Çocuk işçiliğinin her geçen yıl artması, ‘çocuk gelinler’ sorununun hala çözülememiş olması, aylardır süren çatışmalar nedeniyle 500 bini aşkın çocuğun yaşam ve eğitim hakkının ciddi anlamda tehdit altında olmasının hiçbir insani açıklaması yoktur. Çocuklarımızın bugünü ve geleceği için en büyük tehdit, yaşamlarının henüz başlarında bu kadar çok acı ve sorun yaşamalarına neden olan siyasi iktidarın kendisidir.

Türkiye’de çocukların yaşadığı sorunlara kalıcı çözümler üretmeden, onlara sağlıklı bir gelecek hazırlamak için gerekli adımlar atılmadan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın gerçek bir ‘çocuk bayramı’ olarak kutlanması mümkün görünmemektedir. Tüm çocukların eğitim ve sağlık hakkından eşit koşullarda yararlandığı, çocukluğunu çocukken yaşadığı; barış, kardeşlik ve dayanışma duygularıyla güvenli bir ortamda yetişip, gelecek kaygısı duymayacağı bir ortam yaratıldığı zaman 23 Nisan gerçek anlamına uygun olarak kutlanabilecektir.

Eğitim Sen olarak, çocukların karşı karşıya olduğu tüm tehditler ve yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen, çocuklarımızın ve öğrencilerimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyoruz.
Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
bayan gömlek instax SEO Stratejileri ile Kalıcı Çözümler!

Gelişmelerden Haberdar Olun

@