11 Mart 2018 Pazar 12:53
Cemaatle kitap okumanın hükmü nedir?

CEMAATLE KİTAP OKUMANIN HÜKMÜ NEDİR?

Epey bir zamandır MEB’e bağlı tüm okullarda “Kitap okuma saati” adı ile bir etkinlik düzenleniyor. Buna göre her gün belirlenen bir ders saatinde tüm öğrencilere kitap okutuluyor. Bu etkinlik o ders saatinde sınıfa dersi olan öğretmenin nezaretinde okul idaresinin takibi ile yapılıyor. Belli ki MEB yöneticilerinde öğrencilerin toplu olarak öğretmen gözetiminde kitap okumasının kitap okuma alışkanlığı yaratacağına dair bir kabul var. Son birkaç yılda okullardaki bu kitap okuma/okutma etkinliğinin dallanıp budaklandığına şahit oluyoruz. Artık sadece öğrencilerin toplu halde kitap okumaları MEB’i kesmiyor. Bu okuma saatlerine öğrencilerin anne babaları da çağrılıyor artık. Yine öğretmenin nezaretinde ailenin tümünü içine alan bir kitleselleşme söz konusu. Başta öğretmen arkasında öğrenciler ve aileleri cemaat olup hep birlikte kitap okuyorlar.

Cemaatle namaz kılmanın hükmünü biliyoruz da bu cemaatle kitap okuma işi nereden çıktı?

Herkesin sorgusuz sualsiz kabul ettiği “Öğrencilere kitap okuma alışkanlığını kazandırmak” gibi bir amacı ileri sürerek bizzat o amacın ruhuna ters işlere meşruluk kazandırmanın ibretlik örnekleri bunlar.

Bir şeyi yapma amacınız kadar onu nasıl yaptığınız da önemlidir. Esas maksadınızdan çok esas bildiğinize giden yolda benimsediğiniz usulünüz sizin esas ile ilişkininizin mahiyetini belirler. Bu açıdan bakınca vaziyetin iç açıcı olmadığı muhakkak.

Herkesin kitap okuması gerektiğine dair ezberin de sorgulanması gerekmiyor mu ayrıca?

Kitap okuma alışkanlığı öyle herkesin kazanabileceği bir şey midir?

Kitleselleşmeye müsait midir?

Kitabın kitleselleştiği yaygınlaşıp kolayca ulaşılabilir olduğu modern dönemde beliren kitaba ilişkin kabuller hangi nedenler ile ortaya çıkmıştır? Kitap ile tüm toplumun aydınlanabileceğine dair modern dönemde beliren mite odaklanmak gerekiyor. Bu ezber gerçeği ne ölçüde yansıtıyor?

Bu sorular şimdilik burada dursun. Şu sıralar kitap okuma alışkanlığı üzerine MEB’in yaptığı bir araştırmanın sonuçları çok tartışılıyor.

Okul müdürlerinin okuma alışkanlıkları ve okuduğunu anlama düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılan “Okul müdürlerinin okuma alışkanlıkları ve okuduğunu anlama düzeyleri” başlıklı araştırmanın sonuçları medya tarafından “ilginç” bulmuş.

Ankara’daki 339 ilkokul müdürü arasında yapılan araştırmaya göre, okul müdürlerinin yüzde 53.3’ü boş zamanlarını televizyon izleyerek geçirdiğini söylemiş, bu kişilerin okuma alışkanlıkları ise yüzde 1.7’lik oran ile önem bakımından ancak 13’üncü sırada yer almış.

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Dr. Ali Baltacı tarafından yapılan araştırmaya katılan okul müdürlerinin yüzde 71.7’si hiç kitap okumadığını belirtirken, okuduğunu anlama düzeyleri ise erkek müdürler için yüzde 37.1, kadın müdürler için yüzde 35.2 olarak belirlenmiş.

Bizde lisans mezununun kültür abidesi filan olduğu varsayıldığı için medya organlarının şaşkınlığı anlaşılabilir. Ancak sanıldığının aksine bu araştırmanın sonuçları o kadar da şaşırtıcı değildir belki de!

Araştırma okul yöneticilerinin 71.7’sinin hiç kitap okumadıklarını söylüyor. Neye göre bunu söylüyor? Tabi ki o kişilerin sorulara verdikleri cevaplara göre. Demek ki okul müdürlerimizin 71.7’si son derece açık yüreklilikle durumlarını beyan etmekten çekinmeyerek dürüst davranmışlar. Belki de asıl şaşırmamız gereken oran 71.7 değildir! Bu araştırmanın sonuçlarına göre okul yöneticilerinin 28.3’ünün kitap okuru oldukları iddia ediliyor. Herkes sağına soluna, bugüne kadar girip çıktığı ortamlara alıcı gözüyle bir daha baksın lütfen! Öyle bakınca kitap okuru oldukları söylenen 28.3 oranın Maşallahı var gibi!

Kültür hayatına değer katan, bu alanda çaba sarf eden insanlar çok kıymetli işler yapıyorlar. Benim derdim bu alanın inceliklerini ve hususiyetlerini gözetmeden, neden ve niçin sorularını sormadan, kullandığı araçlar ile varmak istediği amaçlar arasında bir ahengi dikkate almadan, “bir şeyler yapıyoruz”havası ile aklına gelen her şeyi festivalleştirebileceğini sanan çiğlik ile. MEB’in de bu konudaki üretkenliği malum.

En azından yapmadığımız bir şeyi gençlerden istemek huyundan vazgeçelim artık. Pedagojinin temel ilkesidir: Hâl ile terbiye. Hâlimiz belli!

Kendi halimizi değiştirmeden gençlere alışkanlık tedarik etme yarışına girmeyelim. Böyle bir gayret ancak işleri karikatürleştirip yüzüne bakılmaz kılıyor. Başka da bir şeye hizmet ettiği yok!

Ali Aydın

Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri

KamuGundemi.com

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.