Birleşik Kamu-iş: Kadının Özgürlüğü Laiklikten Geçiyor

LAİKLİK VE KADIN OLMAZSA OLMAZ Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” öncesinde “laiklik ve kadın” paneli düzenledi. Panelde, laikli

Birleşik Kamu-iş: Kadının Özgürlüğü Laiklikten Geçiyor

LAİKLİK VE KADIN OLMAZSA OLMAZ

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” öncesinde “laiklik ve kadın” paneli düzenledi. Panelde, laiklik kavramının kadın hakları açısından önemine değinilerek laikliğin “din”, “vicdan özgürlüğü”, “din ve devlet işlerinin ayrılması” tartışıldı.

Konfederasyonumuz Ankara Yeni Sahne’de “Laiklik ve Kadın” konulu panel yaptı.   Panelde, “Laiklik ve Kadın” sorunları ele alınarak kadınlara yönelik son zamanlarda yaşanan yakarak öldürme ve şiddet konusu değerlendirildi.  Kadınlar günü, öncesinde vahşice öldürülen üniversite öğrencisi Özgecan Aslan unutulmadı.  Moderatörlüğünü avukat Sema Aksoy’un üstlendiği panelde,  Birleşik Kamu-İş Genel Eğitim, Basın-Yayın Sekreteri Semra Pektopal, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şakir Çınkır ve İstanbul Barosu avukatı Pınar Akbina konuşmacı olarak yer aldı.

“CİNAYETLER İYİ NİYETLE ÇÖZÜLEMEZ”

Birleşik Kamu İşgörenleri Sendikaları Konfederasoyunu (Birleşik Kamu-İş) Genel Başkanı Hasan Kütük, “Laiklik ve Kadın” konulu panelin açılış konuşmasını yaptı.

Vahşi katledilen üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ı hatırlatan Kütük,  “Belki ilk değil, sonda olmayacak.  Çünkü bu olayı ilk defa yaşamadık. 2009 yılında Münevver Karabulut ve Cem Garipoğlu cinayetinde de yaşadık ve Türkiye’ye yerinde oynadı. 6 yaşındaki Gizem Akdeniz’de vahşice katledildi.  Belki de bu kaybettiğimiz insanlar sadece kaybettiğimizi yurttaşlar değil, bu insanlarla birlikte insanlığımızı da kaybettik” ifadelerini kullandı.

Kadın cinayetlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik yapılan iyi niyetli açıklamaların yeterli olmadığına dikkat çeken Kütük, ‘Ülke olarak bu işi sadece cinayetler boyutuyla değerlendirirseniz sorunun çözümüne ilişkin de sağlıklı bir değerlendirme yapmış sayılmayız. Olayın ekonomik, sosyal, siyasal ve psikolojik boyutuyla değerlendirmesi gerekir ve çözümüne ilişkin bir arayış gerekir. Cinayetlere ilişkin iyi niyetli çözümler sonuç vermiyor.  Bu cinayetlerin sorumlusu 13 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarıdır” şeklinde konuştu.

“LAİKLİK VİCDAN HÜRRİYETİDİR”

Laiklik ve Kadın” konusunun seçilmesinin önemli olduğunu söyleyen Birleşik Kamu-İş Genel Eğitim, Basın-Yayın Sekreteri Semra Pektopal,  “Atatürk, laikliği din ve devlet işlerinin ayrılması olarak tanımlayıp, her vatandaş için vicdan hürriyetinin sağlanmasını istedi. Bu amaçla laikliği savunmuştur ve çıkarmıştır. Laiklik, sadece din ve devlet işlerinin ayrılması değil, tüm vatandaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğünün de sağlanmasıdır” diye konuştu. 

“DİN SİYASETİN ARACI OLARAK KULLANILAMAZ”

Pektopal, “Laik idarede; din, devlet işlerine karışmaz. Yasalar yapılırken dine göre değil çağın koşullarına göre ayarlanmasını ister” dedi ve ekledi: “Evrensel değerler ve evrensel normların ele alınmasını ister.  Din ve mezhep herkesin vicdanı kalmış bir iştir.  Hiçbir kimse kimseye ne bir din ne bir mezhep anlayışına zorlayamaz. Din ve mezhep hiçbir zaman siyasetin aracı olarak da kullanılamaz”

“AKP’NİN TANRISI PARADIR”

“Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi sahte din ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesini sağlamıştır” sözlerini kullanan Pektopal, “Dinin siyaset sahnesinde araç olarak kullanılması dine zarar verirken buna karşı geliştirilmiş laiklik düşüncesi dinin daha temiz bir ortama taşınmasını sağlayarak dinin özgürleşmesinin yolunu açmıştır. Ama günümüzde bu düşünceden oldukça uzaklaşıldı. AKP, 13 yıldır halkımızın dini duygularını kullanarak iktidar oldu. Her sıkıştığında can simidi gibi dine sarıldı ve kullandı. Din maskesi adı altında halkımıza acı, gözyaşı zam ve zulümden başka hiçbir şey getirmedi.  Bunların tanrısı para tanrısıdır. İşlerine geldiği için dini kullanırlar. Sömürülerini daha rahat yapabilmek için dine sarılırlar” düşüncesini dile getirdi.

“163 MİLYON KIZ DOĞMADAN ÖLDÜRÜLÜYOR”

İstanbul Barosu Avukatlarında Pınar Akbina da, Dünya nüfusun 7 milyar olduğunu ve bu nüfusun yarısının kadınlardan meydana geldiğini belirtti. Akbina, “TÜİK istatistiklerine göre Türkiye’nin nüfusu 76 milyon 667 bin kişiden 864 kişiden oluşuyor. 38 milyon 194 bin 504 kişisi kadın; 38 milyon 473 bin 360 kişi erkek fakat dünyada erkek kadın nüfus dengesinde 66 milyon kadın eksik olarak değerlendirildi. Doğu ülkelerinde erkek çocukların tercih edilmesi önemseniyor. Bu durumda teknolojinin yararlanarak ultrasonla bebeğin hangi cinsiyetine olduğu öğrenilerek, tercihini erkekten yana kullanılıyor. Dünyada 163 milyon kız çocuğu doğmadan kürtajla alınıyor. Bu durum Çin ve Hindistan gibi ülkelerde yaygın olarak görülüyor”  bilgisini verdi.

“TÜRKİYE KADIN ERKEK EŞİTSİZLİĞİNİ YÜKSELİŞTE”

Yaşadığımız düzende insan soyunun sürmesinde en temel işlevi gören kadınların erkekler tarafından aşağılandığını ve ezildiğine dikkat çeken Akbina, “Türkiye, Ortaçağ gericiliğine götürülmek isteniyor.  Dünyadaki rakamlara göre Türkiye’de 2006 yılında 135 ülke arasında cinsiyet eşitsizliğinde 105’nci sıradayken 124’cü sıraya geriledi. Ülkemizde okuma yazma bilmeyen kadın oranı 3. 8 milyonu oluşturuyor. Korkunç bir rakam. Çocuk gelinlerin yüzde 26’sını 16-19 yaş arasındaki çocuklar oluşturuyor” işaret etti.

“TIP FAKÜLTELERİNDE KADAVRALARA DON GİYDİRİLİYOR”

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şakir Çınkır da,  “Laik ve bilimsel eğitim olmadan ne kadına şiddet ne de çocuk istismarının önüne geçemeyiz. Laik eğitim; bilimsellikten ve çağdaşlıktan yararlanmaktır. 21 yüzyılda bilim çağında bilimle rekabet hızla arttı bir çağda tıp fakültelerinde kadavralara don giydirerek onları üzerinde çalışma yürütülüyor.  Böyle kodlamalar yapan bir toplum haline geldik. Kadınlar, hem dinde hem de toplumda ihtiyaç duyulduğu zaman övülen konumdadır. Ama uygulamada dövülen ve hor görülen insanlardır” görüşlerini duyurdu.

Dünyanın her tarafından olduğu gibi Türkiye’de de şiddettin en mağdur olan kesimlerin kadınlar olduğunu niteleyerek, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Türkiye’de şiddet olayı üzerine çalışmam engellendi. Zorbalık konusunda Milli Eğitim Bakanlığı okullarında çalışma yürütmemiz engellendi. Okullarımızda, ailemizde şiddet olmaz anlayışı diye engellendi. Daha sonra 2005-2006 yılında güvenli okul, çocuk güvenliği diye kampanyalar ulusal ve uluslar arası sempozyumlar yapılmaya çalışıldı.  Şiddet olayına ve zorbalığa herkes bir şekilde maruz kaldı.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.