Mirabel Kardeşlerden Dr. Aynur Dağdemir\'e saygıyla

Dr.Muhteber Çolak yazdı Mirabel Kardeşlerden Dr. Aynur Dağdemir’e saygıyla

Sağlık 25.11.2015, 20:30
Mirabel Kardeşlerden Dr. Aynur Dağdemir\'e saygıyla

Mirabel Kardeşlerden Dr. Aynur Dağdemir’e saygıyla

25 kasım 1960 yılında Dominik Cumhuriyetinde diktatör Rafael Trujillo'ya karşı mücadele eden  Mirabel kardeşlerin tecavüz edilip işkence ile öldürüldükleri tarihin yıl dönümü. Latin Amerika’da ve dünyada kadınlar Mirabel kardeşleri ve mücadelesini unutmadı. Latin Amerikalı yazar Julia Alvarez’de “Kelebekler Zamanı” adlı eseriyle de Mirabel kardeşlerin yaşamını ve mücadelesini ölümsüzleştirdi. BM’de, Genel Kurulu kararı ile 1999 yılında 25 Kasımı “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul etti.

Ne yazık ki bizim ülkemiz kadına yönelik şiddet olaylarının en fazla yaşandığı ülkeler arasında. Kadına yönelik şiddeti önleme hedefiyle çıkarılan yasalar yetersiz ve bu yetersiz yasalar bile gerçek anlamda uygulanmıyor. Yasayı uygulama konumundaki kişilerin, kadının toplumsal yaşamdaki yerine ve şiddet olayına bakışı –Ki ülkemizde yoğun bir şekilde yaşanan kadına yönelik şiddetin nedenidir bu bakış acısı- buna engel oluyor.

6284 SAYILI AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN şiddeti; “Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı” olarak tanımlıyor.

Bu yasal tanıma göre; bir kız çocuğunun okutulmamasından, isteği dışında evlendirilmesine, evli bir kadının çalışıp çalışmamsına eşinin karar vermesinden  nasıl giyineceğine müdahaleye, fırsat eşitsizliğinden eğitim olanaklarından eşit yararlanılmamasına, daha az ücret alınmasından krizlerde ilk kapının önüne koyulanın kadınlar olmasına ve güvencesiz çalışmaya kadar şiddet çok yaygın ve çok yönlü devam ediyor.

Durum bu kadar vahim olunca doğal olarak en acı olanları tartışıyoruz. En son yaşadığımız örneklerden biri Op. Dr.Aynur Dağdemir ‘in, sekreterinin eşi tarafından bıçaklanarak öldürülmesi. Erkek eş, ayrıldığı eşi ile konuşmak için geldiği hastanede eşinin kaçıp bir odaya saklanması sonucu Dr. Aynur Dağdemir’i bıçaklayarak öldürüp, kendiside camdan atlayarak intihar ediyor. Anlatılanlardan anladığımız kişi bu cinayeti planlayarak işlemiş. Yoksa eski eşi ile konuşmaya giden bir insan neden yanında ekmek bıçağı taşır. Eşine ulaşamayınca neden eşinin yanında çalıştığı kişiyi öldürür.

Kadın cinayetlerine baktığımızda çoğunlukla failler kadının eski koca, nişanlı veya sevgilisi. Cinayet nedeni ise ayrılma, reddedilme veya kıskançlık olarak açıklanıyor. Yapılan yasal düzenlemeler kadınları korumaya yetmiyor. Yargılamalarda “haksız tahrik” indirimi denilen uygulama ile kadınların katilleri yasalar tarafından korunuyor.

Nazımın deyimiyle:

“Anamız, avratımız, yârimiz

ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen

ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen”  kadınlar bu ülkenin kadınları.

Kadınlara uygulanan şiddetin nedeni toplumsal eşitsizlik üzerine kurulu sömürü düzenidir.

Dünyamız, insanından doğasına tüm canlılarıyla adım adım yok ediliyor. Uluslararası emperyalist tekellerin sömürü ve kar hırsına kurban ediliyor dünyamız, üzerinde yaşayan bütün canlılarla birlikte. Yaşanan iki Emperyalist Paylaşım Savaşından günümüzde yaşanan gelişmelere baktığımızda, özellikle Sosyalizmin alta düşmesinden çökmesinden sonra Emperyalist şiddet her yerde. ABD ve AB Emperyalistlerinin BOP projesi acı meyvelerini vermeye başladı. Ortadoğu kan ağlıyor. Suriye’den kaçıp mülteci olan kadınlar, çocuklar şiddettin her türlüsünü yaşıyor.

Suruç ta, Ankara’da, Paris’te ABD yapımı IŞİD maşası tarafından patlatılan bombalar şiddeti her geçen gün yaşamımızın bir parçası haline getiriyor.

Soma’yı, Ermenek’i, olağan hale gelen iş cinayetlerini,  Suruç, Ankara Katliamlarını, hak ihlallerini protesto etmek için ya da başka bir hak arama eylemi nedeniyle sokağa çıkan insanlar devletin resmi kolluk güçleri tarafından biber gazı ve tazyikli su ile engelleniyor. Plastik mermilerle öldürülüyor. Belli olan failler de nedense bir türlü bulunamıyor.

Üniversite öğrencisi kızlarımız bilimsel, laik ve parasız eğitim istemek için eylem yapıyor,  yerlerde sürükleniyor.

Kamu Emekçisi kadınlarımız grevli toplu sözleşmeli bir sendika için, insanca yaşanacak bir ücret için, kreş için sokaklara çıkıp hakkını aradığında yerlerde sürükleniyor, gaza suya boğuluyor.

Emekçilere, Aydın gençliğimize, Devrimcilere, bu şiddeti uygulayan ve emri verenler koltuklarında oturuyor. Hatta ödüllendiriliyorlar.

Ama ne zaman ki türbanlı kadınlar gözaltına alınırken kelepçe takılıyor. Derhal Emniyet Müdürü görevden alınıyor.

Demek ki ülkemiz de kadının toplumsal yaşamdaki yeri türbanla simgelenen konum. Ne diyor Manisa Valisi: “...toplumda çok olumlu bir imajla algılanan başörtülü bayanlar...” Dil sürçmesi, tesadüfen söylenmiş sözler değil bunlar. Ortaçağcıların bakış acısını simgeliyor bu söylemler. Şu anda iktidarda olan AKP’nin bütün kadrolarının kadına bakışını yansıtıyor aslında. Bu bakış açısına göre kadının yeri yaşamın her alanında öküzümüzden sonra geliyor.

Tarihsel süreçte kadının konumuna baktığımızda; ilkel komünal toplumlarda kadının bu şekilde ezildiği ile ilgili veri yok. Aksine tanrıçaların kadın olması toplamsal anlamda kadının daha üst ve eşit konumda olduğunu gösteriyor. Kadın, ekonomik gücün erkeği eline geçmesiyle alt edilmiştir. Erkeğin bu ekonomik gücü, Orta Barbarlığın Çoban Toplumunda, evcil hayvan sürülerinin erkeğin yönetimi altında birikmesi ile ya da erkeğin hayvan sürülerinin sahipliğini ele geçirmesiyle ortaya çıkmıştır. Ve bu ekonomik güçten kaynaklanan sosyal güçle erkek kadını alt etmiş ve onun üzerinde egemenlik kurmuştur. Bu olgu da ortalama 10 bin yıl öncesine denk gelmektedir. Yani kadın 10 bin yıldır ezilmektedir. Sınıflı Topluma geçilince de kadının ezilmesi daha da yaygınlaşmış ve katmerleşmiştir. Tüm sınıflı toplumlar boyunca da bu ezgi ve sömürü kesintisiz biçimde süregelmiştir. Dünyanın farklı yerlerinde çok seyrek de olsa medeni dediğimiz sınıflı topluma ve devlet aşamasına geçmemiş toplumlarda kadın daha iyi durumda. Medeni toplum dediğimiz dünya bir taraftan uzaya gidiyor. Ama toplumsal eşitsizliği ve şiddeti önleyemiyor.

Kadınlar bu toplumsal eşitsizliğe ve kadına reva ve hak görülen şiddete itiraz etiği için öldürülüyor. Kendisine reva görülen bir eşya gibi yaşamayı kabul edip, “kocamdır döver de sever de” demeye devam etse sorun yok. Kadınlar bu cendereye sığmıyor. Sığmak istemiyor.

Toplumun yarısı olan kadını aşağı gören, ezen yok sayan bir dünyada insanca bir yaşam mümkün değildir. Kadına yönelik şiddetle mücadele, aynı zaman da bütün dünyada sömürüye karşı verilecek mücadelenin parçasıdır. Daha doğrusu bir parçası olmalıdır, olmak zorundadır. Kadının ekonomik özgülülüğünün olması, iş yaşamına katılması ve üreten birey olması toplumsal gelişmeyi hızlandıracaktır. Ekonomik ve sosyal açıdan özgür kadınlar tarafından yetiştirilen çocuklardan oluşan bir dünya daha yaşanası bir yer olacaktır.

Ortaçağcı AKP iktidarı döneminde kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri iyice artmış durumda. Bir ülkede kadının konumu, o ülkeyi yöneten insanların yaşama bakışı, yaşayış biçimi toplumsal rollerde kadın dendiğinde ne anlaşıldığı bütün toplumu etkiler. İlköğretim çağından itibaren bu ülkenin çocuklarına öğretilen, kadını sadece doğuran, erkeğin cinsel ihtiyacını gideren, yemek yapıp bulaşık yıkayan, ev işlerine hapsedilen, toplumdaki yeri erketen sonra gelen ikinci sınıf bir cinsiyet olduğudur. Özellikle Ortaçağcı anlayışların, ABD ve AB Emperyalistleri tarafından kendilerine ülke yönetiminde “söz sahibi” olma görevi verildiği günlerden beri de kadının özgürlüğünü türban takma özgürlüğü olarak algılayan kuşaklar yetiştirilmektedir.   Üzücü olan taraf da, aslında kadının esareti demek olan ve Ortaçağcılığın simgesi olan türbana, “kılık kıyafet özgürlüğü” adıyla kendine devrimci, ilerici, özgürlükçü yaftalarını yapıştıran gafil kadın ve erkeklerin de destek vermesidir.

Ortaçağcı bu anlayış kadını kendisine ait bir eşya bir nesne gibi gördüğü için kadına istediği gibi davranabileceğini düşünüyor. Kendisine hayır diyebileceğini boşanmak istemesini algılayamıyor.

ABD ve AB Emperyalistlerinin dünya halklarına dayattığı şiddet her yanımızı sarmış durumda. Kadına, çocuklara, hayvanlara ve doğaya yönelik katliamların ardı arkası gelmiyor. Bütün toplumda ekonomik sömürü, iş yaşamında mobing diye tanımlanan şiddet ve tükenmişlik her yerde.

Bütün bu sorunların nedenine baktığımızda hep aynı şeyi görüyoruz. Toplum yararına değil egemen güçlerin yani insan soyunun en büyük düşmanı Emperyalistlerin çıkarlarını korumaya yönelik toplumsal yapılanma. Bu düzeni sürdürmek adına üretilen ekonomik, toplumsal ilişki ağları.

İnsanların nasıl yaşayacağı, ne düşündüğü ve kültürel değerlerini yaşadığı toplumsal ilişkiler belirliyor. Bizim yaşadığımız ortam da “ya benimsin ya da kara toprağın” diyen canavarları yaratıyor.

Haydi, kadınlar el ele bu bataklığı kurutalım. Oğullarımız ve kızlarımız gelecekte sadece birebirlerini sevsinler. Paylaşsınlar ve sevgileri daha da büyüsün. Kelebekler gibi özgür ve renkli yaşasınlar. 25.11.2015

Dr.Muhteber Çolak

İzmir 

Yorumlar (0)
Yeni Nesil e-Ticaret:OmniTicaret
APK Dayı'dan hile apk indirebilirsiniz.
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
bayan gömlek instax SEO Stratejileri ile Kalıcı Çözümler!

Gelişmelerden Haberdar Olun

@