Korona Günlerinde MEB'deki Bir Sürgünün Hikayesi

Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Ali Aydın MEB'deki Skandal Sürgünü yazdı.

Öğretmenler 22.04.2020, 10:28
Korona Günlerinde MEB'deki Bir Sürgünün Hikayesi

Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Ali Aydın MEB'deki Skandal Sürgünü yazdı.

İşte Ali Aydın'ın o yazısı;

Bugünlerde bahse konu olan her şey için yegane şart; salgın ile ilintisine, alakasına bağlı. Korona, ana gündemimiz. Misal; eğitim… Eğitim konu edilecekse ana gündem ile temas ettiği ölçüde konu edilecek. Okulların tatil edilmesi, uzaktan eğitim, sınav takvimi vs.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, sürecin başından beri çaba sarf ediyor. Bilhassa uzaktan eğitim ve EBA platformunun verimli bir şekilde bu kriz hali içerisinde iş görebilmesi için adımlar attı. Salgın tehdidine karşı doğru bir karar ile ara tatil öne çekilerek okullar tatil edilmiş, ardından hiç vakit kaybetmeksizin uzaktan eğitim süreci başlatılmıştı. Şimdi de bildiğiniz gibi canlı ders anlatımına geçildi. Bakanlık tarafından 8. ve 12. Sınıf öğrencileri için canlı ders anlatımı da EBA üzerinden hayata geçirilmiş durumda.

Milli Eğitimin kamuya dönük yüzünde, gündeminde bunlar var. İyi ki de var, bu çaba ve gayretlerin hepsi de anlamlı ve önemli.

Ne var ki her yapının içinde o yapıyı akamete uğratacak profiller de her zaman mevcut. Sahnedeki çabayı unutturacak iş ve işlemlerden sakınmayarak kurumun ve ülkenin gündemi bu denli hayati bir süreç ile meşgulken kendi kişisel kaprisleri ile rasyonel ve öngörülebilir olma vasfı ile adımlar atması gereken bürokrasiyi meşgul eden profiller bunlar.

Sadece bir meşguliyete neden olsalar yine iyi! Bir de Milli Eğitim Bakanlığı’nın madalya ile taltif edeceği kişileri, canından bezdirmelerini, incitmelerini ne yapacağız?

Bugün size anlatacağım, korona günlerinde bir sürgün hikâyesi.

Bu sürgün hikâyesi kimin biliyor musunuz?

7/24 kendisini öğrenciye adamış, emekliliğine az bir zamanı kalmasına karşın genç eğitimcileri bile mahcup edecek bir enerji ile gecesini gündüzüne katan Ankara’da Profesör Doktor Necmettin Erbakan Anadolu İmam Hatip Lisesi‘nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak görev yapan Mehmet Yıldız’ın sürgün hikâyesi bu.

Mehmet Hocayı şahsen tanıma bahtiyarlığına erişenlerdenim.

Hoca, 20 yıl önce mezun ettiği öğrencilerinin bile unutamadığı, onların zihninde ve kalbinde silinmez izler bırakabilmiş idealist bir muallimdir/öğretmendir. Öte yandan yayımlanmış 4-5 tane kitabı var.

Her mesleğin vasatları, bir de şahikaları vardır. Mehmet Yıldız’ın bu yazının konusu olmasına neden, benim onu şahsen tanıyor olmam değildir. Bunun altını özellikle çiziyorum. Mehmet Yıldız’ın bu yazının konusu olmasına neden, onun bu mesleği icra eden herkeste göremeyeceğiniz niteliklere sahip olmasıdır.

Okulun imkânları yetmediği zaman; STK’lar, Belediyeler yahut hayırsever vatandaşlar ile iletişime geçen, öğrenci ve velilere yönelik hizmetlerin takipçiliğini yapan; öğrenci, veli ve çevre ile iletişimi ideal bir numune teşkil eden son derece sosyal bir insandır Mehmet Yıldız.

Kimse ona böyle bir görev vermemiştir. Ne var ki o, kendisi bunu bir görev telakki eder. Onu herhangi bir öğretmen olmaktan çıkaran da bu görev bilincidir zaten.

Misal yanınızdayken telefonu çalar. Şehir dışından gelecek yoksul bir öğrencinin kalacak yeri yoktur, Mehmet Hoca ona koşar.

Telefonu çalar: Bir mülteci ailenin erzağı ya da eşyası yoktur, Mehmet Hoca ona koşar.

Telefonu çalar: Maddi durumu iyi olmayan öğrencilerin bursa ihtiyacı vardır, Mehmet Hoca ona koşar.

Hayatı hayra koşmakla geçen birinden bahsediyorum. Ki Allah da onu tanıyan biz kullar da buna şahittir!

İşte Mehmet Yıldız bu vasıfları ile 2019 yılının Şubat ayında Ankara’da Profesör Doktor Necmettin Erbakan Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne atanıyor. Atanır atanmaz öğrencilere yönelik sosyal ve kültürel faaliyetlere ağırlık veriyor. Velilerle iletişime geçiyor. Hafta sonları bile bu çocuklar kafelerde, kahvehanelerde kaybolmasınlar diye onlarla birlikte genç oluyor halı saha turnuvaları, yüzme sporları, okuma grupları türünden etkinlikler düzenliyor.

Bu etkinliklerin bir kısmını okulda düzenlemek istediğinde engelle karşılaşıyor. Misal; okulda Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma yarışması, hadis yarışması, masa tenisi yarışması düzenliyor. 9.10.11. ve 12. Sınıfların hepsini birden bu yarışmalara dâhil ediyor. Yarışmalarda derece yapan öğrencilere birer plaket verelim diyor, aldığı cevap şu: “Ben karışmam bana mı sorup bu faaliyetleri yaptın, nasıl yaptıysan onların ödüllerini de sen ver!”

Toplamda 1100 liralık para ödülü ve her öğrenciye bir katılım ve teşekkür sertifikası verilmesi gerekiyor. Bu 1100 liranın bir kısmını okul müdüründen ve okul aile birliği başkanından talep ediyor, aldığı cevap şu: “Biz sana bir kuruş vermeyeceğiz!”

Mehmet Hoca duracak mı? Mümkün mü? Öğrencilere verilecek ödülün bir kısmını öğretmen arkadaşlarından, kalan kısmını da kendi cebinden veriyor.

Öğrenciler için bir şey yapmaya çalışmakla geçen ve kendisine destek verilmeyen 1 yılın ardından, hediyesi geliyor.

Mehmet Yıldız’ın hakkında “okul müdürüne çok itiraz ettiği” gerekçesi ile soruşturma açılıyor.

Gerekçe harika ama değil mi?

“İtiraz etmek!!!”

Ne yapalım Mehmet Hocayı, söyleyin?

Asalım mı, keselim mi?

Adam itiraz eden bir adammış, bak sen!

Milli Eğitim Bakanlığı Mehmet Yıldız’ı asmadı.

Eften püften bu iddia ile ona kınama, uyarma cezaları verip bir de sürgüne hükmetti!

Hem de bu korona günlerinde! Dünyanın ve ülkemizin adeta tek gündemi bu iken birilerinin gündemine şaşırmaktan alıkoyamıyor insan kendini!

Hani fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmekti amacımız?

Hani eleştirel sorgulayan gençler yetiştirmekti arzumuz?

Bırakın öğrenciyi meslekteki kıdemiyle, kendi kişisel nitelikleriyle bile iddiacılarını mahcup edecek Mehmet Yıldız’a yapılana bakın!

Yazık!

Çok yazık!

Ali Aydın / Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?

Gelişmelerden Haberdar Olun

@