Diyanet'in Son Söylemi ve Laikliği Savunan Bir Kadro: Şükrü Kaya

Yazarımız Mustafa Solak yazdı.... Diyanet’in Son Söylemi ve Laikliği Savunan Bir Kadro: Şükrü Kaya

Mustafa Solak 09.01.2016, 23:45 28.06.2017, 20:10
Diyanet'in Son Söylemi ve Laikliği Savunan Bir Kadro: Şükrü Kaya

Diyanet, “öz kızını öperken şehvet duymanın nikaha etkisi olur mu?” sorusuna "bazı mezheplere göre, babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikaha bir etkisi yoktur. Hanefilere göre ise; ...kalın elbisesinden tutarak, ya da vücuduna bakıp düşünerek şehvet duymak, bu tür bir haramlık oluşturmaz" yanıtını verdi. Daha sonra da “metinde yer alan akıl ve ahlaktan yoksun görüşler, Din İşleri Yüksek Kurulumuza ve Başkanlığımıza isnat edilemez” dedi. Hem aile birliğini bozan hem de mezhepler arasında ayrım yapan Diyanet, "kendisi iyi ama çevresi kötü" dememizi mi bekliyor?

Diyanet’in mezhepler üzerinden yaptığı, egemenlerin kendi din yorumunun toplumsal barışı nasıl bozduğu konusunda tarihten örnekler sunan “Derin İslam-Mezhepler ve Hadisler Işığında Öteki Din” [1] kitabı bu noktada bilinçleri aydınlatan bir işlev görüyor.

Toplumsal huzur önünde engel olan Diyanet'e el atılması için Cumhuriyetçiler laikliğe "ama"sız sahip çıkmalı, birleşmeli ve iktidarı hedeflemelidir. Bu noktada laikliği “ama”sız savunan ve 10 Ocak 1959’da hayata gözlerini yuman Atatürk döneminde 11 yıldan fazla -en uzun- İçişleri bakanlığı yapmış- Şükrü Kaya’yı tanıyalım.

Şükrü Kaya İstanbul ve Paris Hukuk Fakültesi’nde okumuş, II. Abdülhamit’in istibdadına ve hafiyelerine karşı mücadele etmiştir. 1913-1918 yıllarında iktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi’nin İçişleri Bakanı Talat Paşa, kendisini Dahiliye Nezareti’ne (İçişleri Bakanlığı’na) almıştır. Şükrü Kaya, Balkan Harbi bozgunundan sonra ülkeye gelen göçmenleri yerleştirmek, topraklandırmak, iş sahibi ve üretici yapmak amacıyla kurulan Aşâyir ve Muhâcirin Müdürîyett-i Umûmiyesi’ne (Göçmenler Genel Müdürlüğüne) 15 Mart 1916’da Genel Müdür olarak atanmıştır.

Birinci Dünya Savaşının sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918)’nden sonra, İzmir Müdafaai Hukuk ve Osmaniye Cemiyeti’ne girerek dış ilişkiler bölümünde çalışmıştır. Şükrü Kaya, milli mücadelenin içinde yer alması, İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerinden olması, Ermeni tehcirine adının karışması sebepleriyle İzmir Müdafaai Hukuk Cemiyeti 2. Başkanı sıfatıyla 1919 Şubat’ında tutuklanarak Mart 1919’da Bekirağa Bölüğü’nde hapsedilmiştir.

Kaya, felsefi anlayışını “tarihte deterministiz, icraatta pragmatik maddiyetçiyiz”[2] diyerek ortaya koymuştur. “Tarihte deterministiz” açıklamasıyla, doğanın ve toplumun belli yasalar kurallar dahilinde hareket ettiğini vurgulamıştır.[3] Determinizm (gerekircilik), doğadaki hareketlerin, tarihsel olguların birbirini doğuran,  birbiri ile ilişkili nedenlere bağlı olduğunu açıklayan terimdir. Kaya, tarihinin açıklanmasında, ekonomideki değişimleri belirleyici etken olarak kabul etmiştir. “Pragmatik maddiyetçilik” ise devrimin karşı karşıya kaldığı meseleler karşısında ortaya konan eylemleri açıklamaktaydı. “Pragmatik maddiyetçilik” düşünce akımları arasında akıl yürütmek yerine sorunları günlük hayatın pratikleri içinde halletmeye öncelik vermiştir.

Kaya’nın materyalizm anlayışında dinler, “işlerini bitirmiş, vazifeleri tükenmiş, yeniden uzviyet ve hayatiyet bulamayan müesseselerdir.”[4] Kaya, laikliğin çerçevesini ve hududunu “dinin memleket işlerinde müessir ve amil olmamasını temin etme” ile sınırlamıştır. Bu açıdan laiklik, dinin devletten bağımsızlaşmasından ziyade devletin ve toplumsal hayatın dinden bağımsızlaşmasıyla sınırlı olarak anlaşılmıştır. Ona göre dinler, “vicdanlarda ve mabedlerde” kalmalı, “maddi hayat ve dünya işine” karışmamalıydı.[5]

Dinin “vicdanlarda kalması” dinin kötü amaçlı kullanımını da engelleyecekti. Kaya, siyaseti dine alet etmenin kurbanı olarak Osmanlı Devletini örnek veriyordu.  Osmanlının durumu “Müslümanlar arasında da ne dinin siyasete, ne de siyasetin dinin alet olamayacağını devlet iradesinde ve dış münasebetlerde dini gayret, taassup politikasının çok tehlikeli, hatta zararlı olduğunu göstermeye” yeterliydi.[6]

Diyanet İşleri Başkanlığı’nı özellikle Ramazan ayında, kendilerinden beklenen vaazların dışına çıkaran vaizlerin laiklik ve Cumhuriyet karşıtı faaliyetlerinin önüne geçilmesi hususunda uyarmıştır.[7] Çukurova’da yaşayan kimi Alevilerin sünni hacıların, kadıların garezleri ve husumetleri ile mezhep ayrımına tabi tutularak milletten koparılmaya çalışıldığını vurgulamıştır. Halbuki Aleviler “büyük Türk kütlesi ile beraber milli mücadeleye karışarak kan dökmüş” idiler. Kaya, Alevileri, saltanat devrinin kötü ve yobaz zihniyetinin milletin geri kalanından uzak tutmaya çalıştığını belirterek buna neden olan dar, kötü, cahilane zihniyeti ortadan kaldırmaya mecbur olduklarını düşünmekteydi. Kaya, böyle bir ayrılığın ciddi ve ilmi nedenlere dayandığına inanmak bir yana, var olduğu hissini vermeyi dahi millicilik ve halkçılık açısından ayıp saymıştır.[8]

Kaya, Alevileri, saltanat devrinin kötü ve yobaz zihniyetinin milletin geri kalanından uzak tutmaya çalıştığını belirterek buna neden olan dar, kötü, cahilane zihniyeti ortadan kaldırmaya mecbur olduklarını düşünmekteydi. Kaya’nın, Hatay’ın Türkiye’ye katılma sürecinde bir kısmı uzun yıllardır Suriye’de yaşayan Çukurova yöresinde Nusayri olarak adlandırılan Alevilerin halkla kaynaştırılmasına çabaladığını da görebiliriz.

Kaya, “Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Ünvanların Kaldırılmasına Dair Yasa” teklifi Mecliste görüşülürken lakap, ünvan, rütbe, nişan, madalyaların kullanılıyor olmasının “eski devirlerden kalma, bugünkü demokrasi esasına uymayan” bir alışkanlık olduğunu vurgulamıştır.

Kaya, Osmanlının yıkılma sebebi olarak baskıyı, keyfi yönetimi, bağnazlığı görmekteydi. Mukaddes kitapların hükümlerini, yöneticilerin keyfi idaresine yönelik yorumlayan skolastik usullerin Türk idaresine girdiğini düşünen Kaya, bu durumun Osmanlı Devletini iki üç asır gibi kısa bir süre içinde aciz, kudretsiz bir hale getirdiğini belirtmiştir. Kaya laikliği, din hükümlerinin yönetimde zaafiyet yaratmaması açısından güvence olarak görmüştür. 

3 Aralık 1934 tarihli “Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun”u meclise sunan İçişleri Bakanı Kaya’ya göre Laiklik, yasanın gerekçesinde “din ile devletin ayrılığını ve dinî akidelerin devlet işleri haricinde sırf vicdani bir mahiyette kalıp memleketin devlet hayatında dinin hiçbir tesiri olmaması”[9] şeklinde tanımlanmıştır. Kaya’nın benzer bir tanımı da “devlet işlerinde ve ulus işlerinde dinî tesirleri kaldırmak”[10]tı.

Kaya, dinin gereği diye ortaya çıkan faaliyetlerin daha düşünce aşamasında iken tespit edilerek gereken önlemlerin alınması gerektiğine inanmıştır. Kaya’ya göre “irticanın önüne geçmek ve onu tedib etmek (önlemek) bir iş değildir.”[11] Bunun bir mesele olarak söylenemeyeceğini düşünen Kaya için esas “memleketi aydınlatarak böyle bir şeye kapılanların daha rüyalarında iken yakalarına yapışmaktır.”[12]

ADD Bilim Danışma Kurulu üyesi

Mustafa Solak

[1] Aydın Tonga, Derin İslam Mezhepler ve Hadisler Işığında Öteki Din, Doğu Kitabevi, İstanbul, 2015.

[2]TBMMZC, D.5, c.16, s.60.; Ulus, 20 Şubat 1937.

[3] Mustafa Solak, Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya,  Kaynak Yayınları, İstanbul, 2013, s.344.

[4]  Aynı yer

[5] TBMMZC, D.5, c.16, s. 61.; Cumhuriyet, 6 Şubat 1937; Ulus, 6 Şubat 1937

[6] Solak, age, 345.

[7] Aynı yer

[8] Ayın Tarihi, S. 40, Nisan 1937, s.40, s.21-23.; Ek 10.

[9] TBMMZC, D.4, c.25, s.1.

[10] TBMMZC, D.4, c.25, s.77.

[11] CHP Dördüncü Büyük Kurultayı Görüşmeleri Tutulgası (6-19 Mayıs 1935), s.154.

[12] Solak, age, 348.

Yorumlar (1)
her 4 yıl önce
Hazine'ye veya DSİ'ye ait deniz, iç sular ve karada yapılacak su ürünleri üretim tesislerinde veya su ürünleri yetiştiriciliği yatırımlarında ihtiyaç duyulan su ve su alanlarıyla deniz ve iç sulardaki su ürünleri istihsal hakkının kira teknik şartları, süreleri ve yıllık bedellerinin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenme süresi 1 Ocak 2017'ye kadar uzatılacak.
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
banner1037

Gelişmelerden Haberdar Olun

@