Atatürk, Basın Özgürlüğü ve Cumhuriyet Gazetesi

Cumhuriyet gazetesinin 9 yazar ve yöneticisinin tutuklanmasıyla beraber “basın özgürlüğü” kavramının nerede başlayıp biteceği yeniden tartışma konusu haline geldi. Buna Atatürk döneminden örnekler sunarak yanıt bulalım.

Mustafa Solak 11.11.2016, 21:01
Atatürk, Basın Özgürlüğü ve Cumhuriyet Gazetesi

Cumhuriyet gazetesinin 9 yazar ve yöneticisinin tutuklanmasıyla beraber “basın özgürlüğü” kavramının nerede başlayıp biteceği yeniden tartışma konusu haline geldi. Buna Atatürk döneminden örnekler sunarak yanıt bulalım.

Mustafa Kemal Atatürk 1 Mart 1922 tarihinde Meclisin açılışında basın ile ilgili şunları demiştir:

"Basın milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve doğru yolu göstermede, bir millete muhtaç olduğu gıdayı vermekte, özetle bir milletin saadet hedefi olan müşterek istikamette yürümesini teminde basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir."

Bir başka zamanda şunu söyler:

“Basın özgürlüğünün sakıncalarının giderilmesinin yine basın özgürlüğüyle mümkün olduğuna dair bu Büyük Meclis’in yol gösterme ve düzenleme alanında güzel karşılanan esaslar, eğer cumhuriyetin ruhu olan erdemden yoksun kendini bilmezlere, basının içinde haydutluk fırsatını verirse, eğer halkı aldatan ve doğru yoldan çıkaranların fikir alanındaki uğursuz etkileri, tarlasında çalışan suçsuz vatandaşların kanlarını akıtmasına, yuvalarının dağılmasına sebep olursa ve eğer en sonunda haydutluğun en kötüsünü göze alan bu gibi kimseler, yasaların özel durumlarından yararlanma imkânını bulurlarsa Büyük Millet Meclisi’nin eğitici ve ezici gücünün karışma ve uyarması elbette gerekli olur.” [1]

1925 yılı içerisinde çıkan Şeyh Sait isyanı üzerine çıkan Takrir-i Sükun Kanunu ile basın üzerindeki denetim artırmıştır. Kanun ile “irtica ve isyana ve ülkenin sosyal düzenini, huzur ve sükununu ve emniyet ve asayişini ihlale yönelen örgüt, kışkırtma, özendirme, girişim ve yayını hükümet Cumhurbaşkanının onayı ile doğrudan doğruya ve idareten yasaklamaya yetkilidir.”
25 Temmuz 1931 tarihinde çıkarılan yeni Matbuat Kanunu ile özellikle Hilafet, Saltanat, Şeriat, Turancılık, Irkçılık ve Komünistlik savunucusu yayınlar kapatılmıştır veya yurda sokulması yasaklanmıştır. 1 Haziran 1934 tarihli Matbuat Umum Müdürlüğü Kanunu'nun önemli maddelerden biri de “milli matbuatın inkılap prensiplerine, devlet siyasetine ve millet ihtiyaçlarına uygun olmasını temin eylemek”ti. [2]

Örneğin Atatürk dönemi Şükrü Kaya, bu amaçla 08 Nisan 1938 tarihli ve 1166 sayılı genelge ile 209 Halkevine, aralarında Marks, Engels, Nazım Hikmet ve Hikmet Kıvılcımlı’nın da olduğu özellikle Sosyalizm ve Faşizm ile ilgili kitapların sokulmamasını bildirmiştir. [3]

Görüldüğü gibi Cumhuriyet devriminin yıkımına neden olacak halk padişahlık, halifelik, laiklik karşıtlığı, ülkenin sosyal düzenini, huzurunu bozan fikirlerin yılmasına “ifade hürriyeti” denerek izin verilmemiştir. Atatürk’ün dediği gibi basının hürriyetinin çerçevesini “milletin saadet hedefi” oluşturur.  Anayasa zaten diğer hürriyetler gibi basın hürriyetinin de çerçevesini bağımsızlık, laiklik, “inkılap kanunlarının korunması”, “halkı aldatan ve doğru yoldan çıkaranların fikir alanındaki uğursuz etkilerine” fırsat verilmemesi ekseninde çizmiştir.

Buradan baktığımızda Cumhuriyet gazetesinin 9 yazar ve yöneticisinin tutuklanmasına karşı çıkmak öncelikle “basın hürriyeti” değil hukukun savunulmasıyla ilgilidir. Tutuklama şartlarından olan Ceza Muhakemesi Yasasının 91. maddesindeki “suçun işlendiğini gösteren somut delillerin” varlığı olmaksızın 9 Cumhuriyet yazar ve yöneticisinin tutuklanması yanlıştır. PYD/PKK, cemaat bağlantısına, yardım yataklığa dair somut deliller yoktur. Suçlamalarda ölçü kin ve öç alma değil hukuk olmalıdır.

Dolayısıyla tartışmaya “basın” veya “ifade” özgürlüğü ekseninde değil hukukun savunulması yönünde bakılmalıdır. Çünkü ifade ve basın özgürlüğünün sınırlarını da hukuk çizmektedir. Hukuk, temelini Anayasadan alan laiklik, dinsel-mezhepsel bölünmeye, yurttaşlık bilincinin geriletilmesine “ifade hürriyeti” diye izin vermez.
Atatürk bu konuda şu uyarısını yapar:

“Memlekette kalem özgürlüğünün de demokrat bir idareye lâyık ağırbaşlılıkla kullanılmakta daha dikkatli bulunulacağını umarım. Özgürlüğü kötüye kullanmanın sebep olduğu birçok felâketleri çekmiş olan bu memlekette, bu dikkate özellikle gerek olduğu inancındayım.”[4]

Tutuklamalar protesto edilirken bile Aslı Aydıntaşbaş sanki emperyalizm bizi bölmeye çalışmıyormuş, gericiliği iktidara getirmemiş gibi “Batı ittifakı koptu” sözüyle hayıflanıyorken, Nuray Mert “eski düzen dindarları ezdi” diye yazabiliyorken, “olan bitene hukuka aykırıdır”, “şimdi eleştiri zamanı değildir” deyip susmak da hatalıdır. Bu tür tavırlar Cumhuriyet gazetesinin Taraf gazetesi haline gelmesine neden oldu. Hukuku savunurken emperyalizm ve gericiliği besleyen yönlerini de eleştirebilmeliyiz. Sözkonusu olan sadece gazete değil hepimizin geleceğidir. Geleceğimize sahip çıkacaksak eleştirilerimizi yutmadan hukuka sahip çıkacağız.

Tarihçi-yazar
Mustafa SOLAK
solak81@outlook.com
 
Dipnotlar
[1] Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri Cilt 1, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1989, s.325-326.
[2] Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreterliği’nin Parti Örgütlerine Genelgesi, cilt 12, s.58-59.; Mustafa Solak, Şükrü Kaya (Atatürk’ün Bakanı), 3. Baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2016, s.271-272.
[3] Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri Cilt 1, s.352.
 

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
banner1037

Gelişmelerden Haberdar Olun

@