Siyasal iktidarın nüfuz ettiği ortam, tartışmaların seviyesini oldukça düşüren ve kitleleri birbirine düşmanlaştıran örneklerle dolup taşıyor. Türkiye, siyasilerin verdiği demeçlerde provokasyon kokan, seçmeni kamplaştırmayı amaçlayan ve algı operasyonlarını çağrıştıran mesajlara sahne oluyor.  

Doğal olarak tartışılan konular, gerçekçilikten uzak manipülasyon endişesiyle servis edilen yapay gündemler halini alıyor.

Türkiye bir müddettir; kendisini, cumhuriyetin değerlerine sıkı sıkıya bağlı, Kemalist devrimin kazanımlarını kavramış, kadın-erkek eşitliğine inanan, özgür birey ve demokratik toplumu içselleştirmiş, laik ve bilimsel eğitimden yana, Atatürk Türkiye'sini taçlandırmayı amaçlayan yurttaşların siyasal hareketliliğine sahne oluyor. 14 Nisan 2007'de Ankara Tandoğan Meydanın bir buçuk milyon insanın toplanmasıyla başlayan bu hareketlilik laik devlet düzeninden yana olan milyonlarca insanın sokağa çıkmasına neden olmuştu. Daha sonra adına "Cumhuriyet Mitingleri" denilen açık hava toplantıları yurdun değişik bölgelerine yayılmış ve son derece demokratik gösteriler yaşam bulmuştu.

Kuşkusuz siyasal iktidarın Cumhuriyet karşıtı eylemleri milyonlarca insanın sokağa çıkmasında etkili olan en önemli unsurdu. İnsan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan bir anlayışa karşı çağdaş yaşamın neferleri Atatürk'e olan bağlılıklarını haykırıyorlardı.

Aynı dönem içinde başlayan soruşturmalar, yurtseverlerin gözaltına alınmalarıyla yeni bir boyuta taşınmıştı. Karşı devrim ve karşı devrimin "paralel" ittifakları Kemalist Devrimle açıktan hesaplaşıyorlardı. Türkiye yıllarca bu hesaplaşmanın akıl tutulması sonuçlarıyla uğraşmak zorunda bırakıldı.

Kitlelerin, baskılar, gözaltılar, mahkumiyetle sonuçlanan uzun tutuklamalarla yılgınlık yaşayacağını uman siyaset mühendislerinin yanıldığı Haziran ayaklanmasıyla bir kez daha görüldü. Cumhuriyet tarihinin eylem hacmi açısından rekor kırdığı ayaklanma, baskıcı politikalara ve siyasal iktidara karşı en yetkin diklenme olarak karşımıza çıktı.

Yeni eylem ve direniş biçimlerinin gerçekleştiği isyan, milyonlarca insanı defalarca sokağa dökmüş ve seksen bir ilin yetmiş dokuzunda hayat bulmuştu. Kitlelerin en çok kullandığı iki simge vardı: Birisi Türk Bayrağı diğeri de Atatürk fotoğrafları...

"Bu Daha Başlangıç Mücadeleye Devam" sloganına eşlik eden bir başka slogan daha vardı "Mustafa Kemal'in Askerleriyiz!" Taksim yaklaşık bir ay süren komün yaşantısına sahne oldu... Gençlerimizi toprağa verdik... Yılgınlık yaşamadık, direnmeye devam ettik...

 "Mustafa Kemal'in Askerleriyiz" sloganını atanlar, elinde silah tutan ve kurşun sıkan tetikçiliği kastetmedi hiçbir zaman... Tam da demokratik bir mücadelenin, bir direnişin, bir varoluşun kodlandığı destansı mücadeleye tarihsel bazı anlamlar yüklediler:

Onlar için Mustafa Kemal'in askeri olmak,

Cumhuriyetin neferi olmaktı

Kurtuluşun ve kuruluşun mimarı olmaktı

Kul değil birey olmaktı

Otokrasiden değil demokrasiden yana olmaktı

Ve hepsinden önemlisi devrimden yana olmaktı...

Yaşamlarını emperyalizme asker olmaya adamış terör yanlısı figüranların, bu ülkenin Kemalistlerine öğretecek bir şeyleri yoktur. Ülkede Türk-Kürt ayrışması çıkartarak tüm değerleri etnik siyasetin hizmetine sokmaya çalışanlara verilecek en güzel yanıt bağımsızlık ve özgürlük mücadelesine devam etmektir. Hem de kardeşçe, dostça yoldaşça...

Önder YILMAZ

Eğitim-İş Genel Eğitim Sekreteri

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.