15 Temmuz 2017 Cumartesi 16:26
Mehmet Güleç'le çok özel röportaj..

KamuGundemi.com - Mehmet GÜLEÇ deyince öğretmen, yazar ve sendikacı olarak sizi tanıdık. Bir de sizden Mehmet GÜLEÇ’i dinleyebilir miyiz?

Mehmet GÜLEÇ, 1989 yılının Eylül ayında Menemen’de dünyaya gelmiş ve eğitim-öğretim hayatını Ankara’da geçirmiş akabinde ise Balıkesir Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü 2011 yılında derece yaparak bitirmiştir. Aynı yıl Ankara Üniversitesi’nde formasyon eğitimi almış ve akşamları formasyon dersleri alırken gündüz de Ankara’nın meşhur “Çinçin” diye tabir edilen Altındağ-Örnek Mahallesi’nde bir lise de ücretli öğretmenlik yapmıştır. Askerliğini yedek subay olarak yaptıktan sonra Şanlıurfa’ya atanmış ve bu ilde idarecilik dahil birçok görev yapmış ve şu an coğrafya öğretmeni olarak eğitim camiasına hizmet etmeye devam etmektedir.

Öğretmen olmanızın dışında kamuoyunda eğitimle ilgili yazılarınızla tanındınız. Peki eğitimci-yazarlığa nasıl başladınız?

2009 yılından beri memleketim Menemen’i araştırmaktayım. İlçemle ilgili bu araştırmaları 2011 yılında kitap olarak yayımladım. Akabinde ise 2012’de yine ilçemle ilgili ikinci kitabım yayımlandı. Bu arada askere gidip-geldim. Askerden döndükten sonra üye olduğum sendika da kamuoyunun yakından tanıdığı Eğitimci-Yazar Sedat DEĞER ile tanıştım. Sedat DEĞER hocamız o dönem sendikanın Genel Başkan Yardımcısı idi. Bende o dönemÖğrenim Özrü ile ilgili bir yazı yazıp sosyal medya hesabım üzerinden yayımlamıştım. Birkaç saate kadar bir baktım ki, benim yazı tüm sitelerde... Meğerse Sedat DEĞER hocam makalemi tüm sitelere haber olarak göndermiş. İşte böyle başladı, eğitimci-yazarlık.

 Kaç kitabınız var şu an Sayın Güleç?

2011 yılında “Geçmişten Günümüze EMİRALEM”, 2012 yılında “Geçmişten Günümüze KOYUNDERE”, 2016 yılında da görev yaptığım yerin tarihini ve coğrafyasını anlatan “Geçmişten Günümüze AKÇAKALE” kitaplarım olmak üzere şu an üç adet yayımlanmış kitabım bulunmaktadır. Ayrıca “Askeri İhtilaller Coğrafyası” isimli yayımlanmamış tezim ve kitap çalışmam var. Yine “Coğrafya Kulübü’nün Kuruluş ve Gelişimi” isimli bir de yayımlanmamış hatıratım mevcut.

Peki yayımlanmamış eserlerinizi yayımlamayı düşünüyor musunuz? Şu an yeni kitap çalışmalarınız var mı?

Evet, Askeri İhtilaller Coğrafyası’nı tezden kitap haline dönüştürmekteyim. Tezi yazalı 6 yıl oldu. Bilgiler kısmen eskidi. O yüzden şu an bunu güncelleyerek yeniden ele alıyorum. İki seneye kadar bu kitabımı yayımlamayı düşünüyorum. Ayrıca ilçem Menemen ile ilgili de kitap çalışmalarım mevcut. 2023 için “Cumhuriyetimizin 100.Yılında MENEMEN”isimli bir kitap çalışmam da mevcut.

“Menemen” ve “Coğrafya” sizde tutku olmuş anlaşılan... (Yazar Güleç, burada tebessüm ediyor 

Evet, aynen öyle. Memleketim Menemen’den 20 yıldır uzakta olmam bunda en etkili faktör belki de. Memleketimi seviyor, gurbette iken memleketimi araştırdıkça adeta memleketimle hasret gidermiş oluyorum. Bu anlamda memleketim benim için önemli.

Bir diğer tutkum da, mesleğim diyebilirim. Coğrafyayı severek okudum. Coğrafyanın daha iyi bir noktaya gelmesi için üniversite yıllarımdan beri mücadele veriyorum. İnşallah başaracağız.

Coğrafya demişken “Coğrafya Öğretmenleri Derneği” kuruluyor galiba.

Evet, coğrafyacı meslektaşlarımızın haklarını koruyup mesleğimizin itibarını yükseltebilmek adına işbirliği yapılması şart. Bunun en iyi yolu da sivil toplum örgütü halinde mücadele etmektir. Coğrafyacıların ve Coğrafya Öğretmenlerinin bir çok sorunu bu zamana kadar sendikalar ve bazı birkaç kurum tarafından değerlendirilip çözüme kavuşturulmaya çalışılıyordu. Lakin bu çözümlerin son derece yetersiz olduğu ve yeni çözüm organlarının oluşturulması gerektiği artık yadırganamaz bir gerçek haline dönüşmüş durumdadır.

Coğrafyamızın ve meslektaşlarımızın sorunlarının çözümünde önemli bir paydaşı olma amaç ve vizyonu ile hareket edecek derneğimiz için kurulumunda bulunmak isteyen tüm Coğrafyacı meslektaşlarımıza da bu vesileyle bir kez daha duyuru yapmış olalım. Meslektaşlarımızı aramızda görmekten onur duyarız. "Coğrafya" diplomasına sahip herkesin üye olabileceği derneğimiz için gerekli bilgilendirmeler yine şahsımın resmi facebook adresi üzerinden ya da resmi web sayfası üzerinden yapılacaktır.

Sizce eğitimin en büyük sorunu nedir Sayın GÜLEÇ?

Eğitimin en büyük sorunu, istikrarlı bir eğitim politikasının olmayışı olarak ifade edilebilir. Nitekim sürekli değişen sınav sistemleri eğitim sistemine büyük zarar vermektedir. Planlama-koordinasyon çok önemlidir. Zira üniversite kontenjanları sürekli artarken mezunlara iş imkanı sağlanamıyorsa burada planlama sorunu var demektir. Aslında sorun çok. Bizde bu sorunlara ışık tutup öneriler sunabilmek adına yazılar yazıyoruz diyebilirim.

Lider Eğitimci-Yazarlar Derneği’nin kurucularından biri olarak derneğinizi nasıl ifade edersiniz?

Eğitimci-Yazar Sedat DEĞER başkanlığında birbirinden güçlü kalemlerin bir araya gelerek oluşturduğu güzel bir dayanışma ortamı oldu. Düşünün ki, altı farklı sendikadan eğitimci-yazarlar bir arada. Adeta düşünce ve fikir zenginliği. Birbirimizden fikir alış-verişinde bulunarak kendimize de çok şey katıyoruz. Eğitime gönül vermiş isimlerle bir arada bulunmak güzel. Bu anlamda her bir yazar arkadaşımdan öğreneceğim çok şey olduğunu düşünüyorum. Hepsine sevgi,saygı ve selamlarımla.

Öğretmenlerin sizce en büyük sorunu nedir?

Aslına bakarsanız eğitimin olduğu kadar eğitimcinin de birçok sorunu var. Lakin en büyük sorun eğitimcilerin birlik olamaması diyebilirim.

Sendikal bir göreviniz de var galiba Sayın GÜLEÇ?

Evet, şu an Bağımsız Eğitim Sendikası AR-GE Birim Başkanı ve Genel Başkan Basın Danışmanı olarak sendikal faaliyetlerde bulunuyorum.

Sendikanızı nasıl ifade edersiniz?

Sendikamız siyasetten bağımsız kalabilmeyi her daim temel ilkesi olarak kabul etmiş ve o doğrultu da yol almıştır. Bağımsız Eğitim Sendikası siyasi tabanlı değildir ve hiçbir siyasi partiyle ilişkisi de yoktur lakin omurgasız da değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olması ilkesinden hareketle ülkemizin devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğü içerisinde  Anayasamızın değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilkelerini kırmızı çizgileri olarak belirlemiş ve bu ilkeleri kapsamında sendikal çalışmalarını yürütmeye devam etmektedir. Bağımsız Eğitim Sendikası olarak hiçbir zaman nicelik hesabı yapan bir sendika olmadık. Üyelerimize makam, mevkii vaat etmedik. Yetkili sendika değil etkili sendika olmaya çalıştık ve çalışmaya da devam etmekteyiz. Nitekim bugün ülkemizin siyasetten bağımsız kalmayı başarmış sendikalara ihtiyacının olduğu eskisinden daha çok hissedilmektedir. Bu çerçevede sendikamızın arkasında herhangi bir siyasi oluşum, cemaat ya da üyelerini potansiyel bir oy gözüyle gören bir yönetim mekanizması olmadığı için belki her yerde temsilciliğimiz yok. Lakin temel ilkemizden taviz vermeden bu yoldaki ilerleyişimizi ve mücadelemizi vermekteyiz.  Bu düşüncelerle siyasi partilerin taşeronu olmadan siyasetten bağımsız sendikacılık yapan bağımsız sendikacılığın Akçakale’de temsilcisi olmaktan gurur duyuyorum.

Eğitimcilerin çözüm bekleyen en önemli üç sorunu nedir diye sorsak ne söylersiniz?

Aslında sorun biraz önce de belirttiğim gibi çok fazla. Lakin üç tanesini ifade etmek gerekirse, Zorunlu hizmete teşvik, Öğrenim özrü ve öğrenim izni sorunu, öğretmenlik mesleğinin kötüye giden itibarı şeklinde ifade edebilirim. Bilhassa öğretmen unvanının itibarına gölge düşürecek gelişmeler belki de bu sorunların en başında gelir.

Öğretmen Streteji Belgesi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Öğretmen Strateji Belgesinde, eğitimle ilgili değişim çabalarının uygulamaya geçirilmesinde anahtar rolün öğretmenler olduğu ve öğretmenlerin içselleştirmediği ve benimsemediği hiçbir yaklaşımın başarılı olmadığı gerçeğinden bahsedilmektedir. Doğrudur, dolayısıyla öğretmenlerin bu çözüm denilen lakin yeni sorunlara davetiye çıkaran strateji belgesini kabul etmesi bazı maddeler dolayısıyla zordur. Nedir, bu maddeler?

Strateji belgesinde, içinde yaşadığımız köklü değişim süreci içerisinde öğretmenlerin görev yapacakları uzun yıllar boyunca kendilerini geliştirmeksizin sadece lisans eğitiminde elde ettikleri yeterliliklerle mesleklerini sürdürmeleri etkili bir eğitim-öğretim yapmalarına engel teşkil edecektir denmektedir. Öğretmenler kişisel ve mesleki gelişimde sürekliliği sağlama konusunda bilimsel etkinliklere ve lisansüstü programlara katılmaya teşvik edilmelidir denmektedir. Peki o halde öğrenim özrü tayinler niye yapılmamaktadır?

Son 15 yılda eğitim fakültelerinin sayısının 63’ten 92’ye, öğrenci sayısının da yaklaşık olarak 141.000’den 228.000’e çıktığı ifade edilmektedir. Bu durumda birçok sorunu beraberinde getirmiştir deniyor. Mezun sayısı ihtiyacı çoktan aşmış bulunmaktadır. Bu durum plansız bir eğitim politikası izlenmesinin sonucu değil midir?

Öğretmen olarak atanmayı hayal eden 1 milyonun üzerinde vatandaş olduğu belgede ifade edilmiştir. Ayrıca Strateji Belgesinde bütün öğretmenler için 4 yılda bir yapılacak zorunlu bir performans değerlendirme sisteminin geliştirilmesi öngörülmüştür. Bu konunun kabul edilemezliğini defaatle dile getirdik. Bakanlığın hukuki ve kanuni dayanağı olmayan performans değerlendirmesinde ısrar etmesi hukuki değildir. KPSS, Alan Bilgisi, Mülakat, Adaylık Sınavı ve daha niceleri... Bu kadar sınav öğretmen motivasyonunu olumsuz etkileyecektir.

Daha önce denenmiş ve zerre kadar fayda alınamamış olan Sözleşmeli öğretmenliğin devam edecek olması olumlu ve istendik bir durum değildir. Zira çözüm sözleşmeli öğretmenlik değildir. İllere göre öğretmenlerin  çalışma süreleri ortalamalarına bakıldığında bir öğretmen Şırnak’ta ortalama 2 yıl, İzmir’de 15 yıl çalışmaktadır. Bu durum ancak ciddi ve kapsamlı bir teşvik paketi ile çözülebilir.Söz konusu strateji belgesi yeni sorunlara davetiye çıkarmaktadır. Öğretmenlik itibarına gölge düşürecek bir takım uygulamalardan vazgeçilmesi gerekir diye düşünüyorum. Belgenin hepsi değil lakin büyük çoğunluğu itibarıyla yeni sorunlara yol açacağını ifade edebilirim.

Son olarak eklemek istediğiniz husus var mıdır sayın GÜLEÇ?

Basın; yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü kuvvettir. Gelişmiş demokrasilerde bu böyledir. Dolayısıyla sizlere kendimizi ifade edebilme adına vermiş olduğunuz fırsatlar için teşekkür ederim.

Bugün aynı zamanda hain darbe ve işgal girişiminin birinci seneyi devriyesi. Bu anlamda şunları ifade etmek isterim;

Geçen yıl bugün, 15 Temmuz gecesi, ülkemizi, milletimizi, demokrasimizi, Cumhuriyetimizi, aydınlık geleceğimizi yok etmek isteyen vatan hainleri harekete geçmiş, milletin silahlarını yine bu aziz ve fedakar millete doğrultarak kanlı bir darbe girişiminde bulunmuşlardı. Hatta öyle ki adeta bir işgal girişiminde bulunmuşlardı. Bu gözü dönmüş caniler Yüce Türk Milletine bombalar yağdırmış hatta Milletin meclisini, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bile bombalamışlardı. Lakin milletimiz, darbe girişimini, sokakları ve meydanları doldurarak, ölümü göze alarak başarısızlığa uğratmış hainlere karşı büyük bir zafer kazanmıştır. Bu anlamda, ülkemizin istikbali için Çanakkale’den Sarıkamış’a, Lice’den Yüksekova’ya, İstiklal Savaşı’ndan 15 Temmuz direnişine kadar canını ortaya koyan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyor ve kendilerine hayırlı ömürler niyaz ediyoruz. 15 Temmuz Demokrasi Zaferimiz kutlu olsun diyor, saygılar sunuyorum.

KamuGundemi.com

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.