İsrail‘ İn Yol Haritası!

Bu yazının başlığında yer alan birleşik kavram, Atlantik okyanusu kıyılarından merkezi coğrafyaya bakarak olayları değerlendirmeye çalışan oryantalist görüşün temsilcileri tarafından kullanılmaktadır.

Köşe Yazarları 21.09.2020, 16:52 21.09.2020, 16:57
İsrail‘ İn Yol Haritası!

Beş yüz yıl önce okyanusun doğu kıyılarından dünyaya bakanlar, Londra merkezli bir dünya için değerlendirmeler yapıyorlar ve bu doğrultuda Britanya İmparatorluğunu oluşturmaya çalışıyorlardı. Okyanusun batı kıyılarında daha sonraki dönemlerde yeni bir süper dev ülke olarak dünya sahnesinde yerini alan Amerika’nın yayılmacılığı dönemi gündeme gelince, bu kez okyanusun batı kıyılarından bakanlar Amerika’nın yol haritasını çizmeye çaba göstermişlerdir. Yirminci yüzyılın sonlarına kadar ABD’nin yol haritası tartışılırken, Atlantik hegemonyası  doğrultusunda dünya haritasının orta bölgeleri ile kıtaların  doğusunda yer alan  geniş alanlardaki büyük ülkelerin durumları incelenmeye başlamıştır. Dünyayı Atlas okyanusu kıyısından yönetmeye çalışanlar, yirmi birinci yüzyıla doğru gidilirken, bu kez de kendi yarattıkları bir ülke olarak İsrail’in konumu ile ilgili oryantalist görüşler geliştirmeye çalışmışlar ve bu doğrultuda İsrail devletinin izlediği yolun hem haritasını çıkarmak için uğraşmışlar, hem de bu harita üzerinden siyasal gelişmelerin geleceğini tahmin ederek yönlendirmeye çalışmışlardır. Arap ve İslam dünyasının ortalarında bir Yahudi devleti kurulmasına yol açan İngiliz ve Amerikan devletleri, Atlantik emperyalizminin merkezi alana doğru açılan uzantısı konumundaki Siyonist devletin son durumu ve gelecekte karşılaşabileceği gelişmeler ile  ilgili olarak yeni oryantalist bakışlar geliştirmeye  bugün de  devam etmekte  ve   artık kontrol edemedikleri küçük İsrail devletinin önündeki yolu kendi açılarından açıklamaya çalışmaktadırlar.

 İsrail devletinin  iki kurucu devleti   oryantalist birikimin yansıması olarak  yol haritasını  belirlemeye çalışırken, iki büyük emperyalist gücün yavrusu olarak dünyaya gelen İsrail’de,  kendi çıkarları doğrultusunda   Kudüs  merkezli   bakış açıları  geliştirerek, Atlantik kıyılarında egemen olan lobilerinin desteği ile kendi yaklaşımlarını, ABD ve   İngiltere  Devletleri ne benimseterek uygulamaya geçirmenin çabası içinde olmuştur. Bu doğrultuda İsrail’in yol haritası kavramı içerik değiştirmiş ve bu kavram doğrudan İsrail devletinin çıkarları yönünde izleyeceği yol hattı olarak uluslararası alanda anlaşılmaya başlanmıştır. Bu çerçevede insanlığın Milattan sonra yaşadığı iki bin yıllık geçmişin izlerine dayanan yaklaşımlar ve gelişmeler, yirminci yüzyıl sonrasında da uluslararası alandaki gelişmeleri etkileyerek dünya tarihinin bu çizgide oluşumuna neden olmuştur. İsrail devleti iki bin yıllık bir rüyanın sonucunda kutsal topraklar ilan ettiği Orta Doğu’nun tam ortalarında siyasal bir örgütlenme olarak öne çıkarken, geleceğin dünyasında ABD ve Büyük Britanya gibi süper güçlerin yerini almaya yöneliyordu. Bütün dünyaya dağılmış güçlü, örgütlü ve zengin lobilerinin çabaları ile kurulmuş olan İsrail projesinin ilk aşaması ikinci dünya savaşı sonrasında yapılan antlaşmalar ve harita değişiklikleriyle ile tamamlanmıştır. İkinci aşamada bu devletin kurulduğu bölge içinde bir yere sahip olması doğrultusunda olaylar tırmandırılırken, yarım yüzyılı aşkın bir zaman dilimi içinde Arap –İsrail savaşları birbirini izlemiştir. Arap komşuları ile sürekli olarak savaşmak zorunda kalan bu küçük devlet, gene ABD ve İngiltere’nin fiili himayeleri ile bu dönemi de geride bırakmıştır. Sovyetler Birliğinin dağılması ile birlikte gündeme gelen küreselleşme aşamasında ise, İsrail için üçüncü dönem gündeme gelmiştir. Bu doğrultuda Amerikan ordusu Basra körfezine gelerek ve bölgesel işgale girişerek bütün Orta Doğu ülkelerini yeni bir ateş çemberi içine atarak, saldırı savaşları yolu ile İsrail’in genişlemesi sürecinin tamamlanmasına giden yolu açmıştır.

                Büyük İsrail projesinin ilk aşamasını lobiler aracılığı ile tamamlayan Siyonist devlet, ikinci aşamada küçük devlet aracılığı ile kendisini bölge devletlerine kabul ettirmeye çalışmıştır. Ne var ki, küçük devlet olarak yola devam etmesi mümkün olamayacağı yarım yüzyıllık Arap-İsrail savaşları ile ortaya çıktığı için, büyümek doğrultusunda yeni adımlar atılabilmesi ancak Atlantik güçlerinin desteği ile mümkün olabiliyordu. Sovyetler Birliğinin dağılmasından yararlanmak isteyen ABD ve İngiltere ikilisi Basra körfezine asker göndererek, Irak üzerinden savaşları bütün bölgeye yaymanın arayışı içinde olmuşlardır. İsrail bu iki büyük gücü etkili lobileri ile kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmiş ve böylece İsrail’in yol haritası gene eskisi gibi Atlantik kıyılarından belirlenebilmiştir. İsrail lobileri aynı zamanda bütün dünya ülkelerinde ekonomiyi kontrol eden güçlü kapitalist gruplar olduğu için bazen ekonomi üzerinden bazen da siyasal gelişmeler üzerinden, Büyük İsrail projesini uygulama alanına yansıtmışlar ve bölge devletlerini kontrol altına alma hedefi doğrultusunda kendi çıkarlarını siyasal çözüm görünümünde dünya ülkelerine kabul ettirmeye çalışmışlardır. Soğuk savaş sonrasında gelişmeler ısınmaya başlayınca ve Büyük İsrail projesinin üçüncü aşamasında bölgesel genişleme savaşları öne çıkınca, Irak savaşı sonrasında Suriye’de benzeri bir senaryo doğrultusunda silah ve para yardımları ile  terör örgütleri desteklenerek ve  kullanılarak yola devam edilmeye  çalışılmıştır. Irak ve Suriye sonrasında üçüncü büyük devlet olarak İran belirlenmiş ve bu doğrultuda terör örgütleri aracılığı ile yayılma savaşı son aşamada İran’a doğru yönlendirilmeye çalışılmış ama bu planda tam anlamıyla bir başarısızlık ortaya çıkınca, Atlantik emperyalizmi destekli savaş senaryoları ileyola devam edilemeyeceği kesinlik kazanmıştır. Son aşamada İran’ın arkasına bütün doğu devletleri geçince Atlantik kışkırtmalı Siyonist planlar hedefe ulaşamamıştır.

                İsrail küçük bir devlet olarak Atlantik emperyalizmi destekli büyümeye öncelik tanırken, hedef alınan ülkeler ile ortak sınırı olan Türkiye’de dolaylı yollardan batı blokunun karşısına alınmıştır. Irak ve Suriye’yi yıkanlar yeni aşamada Türkiye ve İran gibi iki büyük Türk devletini birbiriyle savaşmaya doğru yönlendirmeye çalışmışlardır. İran’da yaşamakta olan Doğu Türkleri ile Türkiye’de yaşayan Batı Türklerini  Siyonist yayılma planları doğrultusunda çarpıştırarak yok etmeyi hedefleyen bu tür yeni emperyalizm  planları,  merkezi coğrafya ve doğu bölgesi devletlerinin dayanışmalarıyla önlenmiştir. Yirminci yüzyılın ilk yarısında yeni bir dünya düzeni kurulurken tarih sahnesine çıkan ulus devletler, terör örgütleri ve bölgesel savaşlar aracılığı ile bölünmemek için bir araya gelmeye başlamışlar ve parçalanmayı önleyici önlemler alarak, dayanışma içinde batıdan gelen emperyal saldırılara karşı direnişi zamanla uluslararası alanda savunma örgütlenmesine dönüştürmüşlerdir. Böylesine bir yeni durum karşısında yayılma amaçlı savaşlar aracılığı ile küçük devletin zorla büyütülemeyeceği ortaya çıkmıştır. İsrail yüzünden bütün dünya ülkeleri ile karşı karşıya gelen Amerikan ve İngiliz devletleri yeni dönemde barış konferansları düzenleyerek küstürdükleri dünya devletleri ile barışabilmenin yollarını aramışlardır. Orta Doğu’da dünyaya zamanında egemen olmuş olan büyük güçler, yeni dönemde küçük İsrail devletinin kuklası konumuna düşmekten uzaklaşmaya başlayarak yepyeni bir dünya barışı arayışı içinde olmuşlardır. Her kıtada toplanan barış konferansları ile de dünya ülkelerine yeni küresel emperyalizm kabul ettirilemeyince bu kez olağan dışı yeni bir yol denemek üzere orta çağ dünyasında görülen biyolojik virüs savaşlarının önü açılmıştır. ABD’deki güçlü lobiler yeni bir elektronik düzen ile dünyayı teslim almaya doğru zorlanırken,  bu kez uçaklar yolu ile dünyaya yayılan virüsler insanlığı evlerine hapsolmaya zorlamıştır. Savaşlar ve barış girişimleri ile sonuç alamayan Atlantikçi Siyonistler, bu aşamada yeni bir ortaçağın kapısını virüs savaşları ile açabilmenin arayışı içine girmişlerdir. Evdeki hesabın çarşıya uymaması üzerine geliştirilmeye çalışılan yeni atılımlar ile Büyük İsrail İmparatorluğu oluşturmak doğrultusundaki Siyonist planın önü bugün biyolojik savaşlar yolu ile açılmaya çalışılmaktadır.

                Normal koşullarda barış ya da savaş politikaları ile yola devam etme şansı bulamayan  İsrail devleti kendi hazırlamış olduğu yol haritasına devam etmek üzere, Bill  Gates  vakfı gibi  bazı Siyonist lobiler aracılığı ile  bugün gelinen son aşamada bütün dünyayı bir biyolojik savaş senaryosu ile karşı karşıya getirmişlerdir. Kendisine bağlı lobiler üzerinden  barış ortamlarında yol haritasının başlangıç kısmında yolunu bularak ilerleme sağlayan Siyonist devlet, Britanya ve Amerikan imparatorlukları gibi büyük  devletlerin destekleri ile barışın bittiği yerde savaş dönemini başlatmış ve bu doğrultuda akla gelen her türlü savaş senaryosu, merkezi coğrafyayı ele geçirmek üzere gizli servisler aracılığı ile birbiri ardı sıra uygulama alanına getirilmiştir. Devletin kurulmasından hemen sonra komşular ile başlatılan savaş senaryolarına daha sonraki aşamada tüm bölge devletlerinin katılması sağlanarak, batı emperyalizminin gücü Orta Doğu devletlerini çökertmek ve parçalamak doğrultusunda kullanılmaya çalışılmıştır. Dünya tarihinde her zaman önde gelen bir yere sahip olan Musevi lobilerinin tek bir Siyonist merkez tarafından yönlendirilmeye başlanması ile, yol haritası daha istikrarlı bir biçimde çizilerek ve uluslararası konjonktürün kaos ortamına doğru sürüklenmesinden yararlanarak, bölge devletleri ile oynayan ve bunların ortadan kalkmasına yol açabilecek siyasal senaryoların devreye sokulması ile,  her şeye rağmen İsrail’in yol haritasında Siyonist ilerleme devam etmektedir. Büyük İsrail Projesinin önüne çıkan her türlü engel, uluslararası dengeler ve siyasal senaryolar aracılığı ile aşılmakta ve böylece İsrail’in yol haritasında Siyonist planlar doğrultusunda yola devam edilmektedir.

                İki bin yıllık maceranın başladığı zaman diliminden bu yana Orta Doğu’daki kutsal topraklarına dönerek, orta dünya merkezli bir büyük dünya devleti kurma senaryosu doğrultusunda Kudüs’ü  başkent ilan eden yaklaşım, şimdi  bu şehri önce Orta Doğu’nun sonra da dünyanın başkenti  olarak ilan etmeye çalışmaktadır. Kudüs her yerin başkenti olmaya doğru hazırlanırken geçen yüzyıldan gelen ulus devletler yıkılmaya çalışılmakta ve ulusların yerine kentleri devreye sokarak ortaçağın yaşam modeli olarak şehir devletleri yeniden oluşturulmaya çalışılmaktadır. Kudüs’ün resmen yeni başkent ilan edildiği aşamada İstanbul, Ankara, Bakü, Tahran, Bağdat, Şam  ve Kahire gibi eski   başkentlerde  yeniden yapılanma çalışmaları öne çıkarılmakta ve bölge devletlerinin başkentleri üzerinden  bölgesel güç haline gelme planları uygulama alanına getirilmeye çalışılmaktadır. Bölge kentlerini karşı karşıya getirmek ve kent merkezli yeni bölgesel yapılanmaları ortaya çıkarabilmek için Kudüs üzerinden geliştirilen bölgesel federasyon projesi,  kentleşme görünümünde bütün bölge ülkelerine zorla uygulattırılmaya çalışılmaktadır. Kentsel dönüşüm projeleri sadece eski binaların yıkılıp yeniden yapılanması hedefi ile yapılmamakta, aynı zamanda bazı kentler yeni bölgesel merkez olmaya doğru yapılandırılarak özerk eyalet devletleri üzerinden federasyonlaşma  oluşumu, merkezi coğrafyadaki eski Osmanlı toprakları üzerinde  gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu doğrultuda Büyük İsrail projesi uygulamada  Büyük Kudüs oluşumuna dönüştürülerek  vebölgedeki ulus devletlerin başkentleri devlet merkezi  olmaktan çıkartılarak, yeni federasyon çatısı altında yer alacak eyalet devletleri   kurmak  için çaba sarf edilmektedir. Irak’ın üç eyalete bölünmesinden sonra şimdi sıra  Suriye’den üç, İran’dan  beş, Arabistan’dan beş ve Türkiye’den yedi eyalet çıkmasına  gelmiştir. Bu doğrultuda bölge başkentleri devre dışı bırakılırken ulus devlet ülkesi içinde yer alan devletin ülkesi yeni bölgeselleşme planları üzerinden,  şehir devletlerine doğru dönüştürülmek istenmektedir. Batı emperyalizminin ordularının bölerek işgal ettiği topraklar üzerindeki askerlerinin geri çekilme zamanı gelirken, terör örgütleri ve işgal ordularının yerine bölgesel kantonlar kurulmaya çalışılmaktadır. Geleceğin bölgesel federasyonuna doğru Orta Doğu ülkeleri zorlanırken, Siyonist dünya imparatorluğu planı aksatılmadan yürütülmektedir. Bu aşamada her şey Büyük İsrail planının gerçekleştirilmesine bağlı olarak yönlendirilmeye çalışılmaktadır.

Soğuk savaş yıllarındaki gizlilik ortamında Siyonist plan gizlice uygulanırken, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra küreselleşme ortamına girilmiştir.Bu  küresel  merkez ilan edilen Açık Toplum  Enstitüsü üzerinden  açıklık ilkesi bütün dünya ülkelerine benimsetilmeye çalışılırken, Kutsal kitaplardaki senaryolara dayanan Siyonist proje de yeni dönemde  basın ve medya organlarında açıktan konuşulmaya başlanmıştır. 1980'ler döneminde  Sosyalist sistem yıkılırken Siyonist sistemin kurulmasıile ilgili plan  resmen açıklığa kavuşturuluyordu. 1852 yılında Britanya İmparatorluğunun başbakanı olan  Benjamin Disraelli aslında  iki asır öncesinden  merkezi alandaki Osmanlı sonrası yeni yapılanma modelini  ortaya koymuştu. O dönemde Osmanlı sonrası Orta Doğu olarak hazırlanmış olan bu yeni yapılanma projesi, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Sevr planı olarak gündeme getirilmiş ve küreselleşme sonrasında da  bu plan Büyük İsrail Projesi olarak öne çıkarılmıştır . Balkanlar’daki küçük devletçiklerin oluşumu ile ortaya çıkan Balkanizasyon planının, yeni dönemde İsrail’in öncülüğünde Orta Doğu’ya taşınması,  Büyük İsrail İmparatorluğunu oluşturmak ve bölgedeki ulus devletler düzeninin yıkmak amacıyla   zorunlu görünüyordu. İngiliz başbakanı Disraelli  Büyük İsrail’in kurulmasına giden Siyonist planı  yüz yıl öncesinden açıklarken, Britanya  Krallığı  ile  Amerikan imparatorluğunun  gelecekteki misyonlarının da sınırlarını çizmiş oluyordu. Osmanlı devletini geçici bir devlet olarak gören Atlantik emperyalistleri, Osmanlı sonrasının hazırlıklarını iki yüz yıl önceden  yapıyorlardı. Emperyalistler bu coğrafyada Avrupa tipi ulus devlet istemezlerken, gelecekteki küresel emperyalizm düzeninin temeli olacak biçimde kent merkezli eyaletler üzerinden, bölgesel  İsrail federasyonun alt yapısını hazırlıyorlardı. Bu çerçevede geçmişten gelen uluslararası birikim ve büyük devletler ile güç merkezlerinin merkezi bölgeyi kontrol etme istekleri, yirminci yüzyılın bölgedeki düzeninin ortadan kalkmasına neden olarak yeni Siyonist yapılanmanın önünü açıyordu.

                Oded Yinon isimli  Amerikalı bir Yahudi  Orta Doğu uzmanı  , “I980’li yıllarda İsrail için bir strateji” isimli çalışmasını  I981 yılında  Amerikan Yahudi lobilerinin dergisi olan Kivinum isimli  bir yayında dünya kamuoyuna açıklıyordu. Oded Yinon aslında bu çalışması ile, Benjamin Disraelli’nin 1852 tarihli yeni Orta Doğu planını yirminci yüzyıla taşıyarak, 21. Yüzyılın Siyonist  planına  zemin hazırlıyordu. Oded Yinon planı, İsrail’i çevreleyen bütün devletlerin parçalanmasına dönük olduğu için bölgede yeni oluşturulacak Fas, Tunus ve Cezayir benzeri  şehir merkezli eyaletler aracılığı ile,  Kudüs merkezli bir  Büyük İsrail Federasyonunu gerçekleştirmeyi hedefliyordu. Soğuk savaş sonrasında merkezi alandaki savaşlar aracılığı ile önce Irak daha sonra da Suriye devletlerinin iç savaşlar aracılığı ile parçalanmaları gündeme gelmiş, ayrıca en sonunda merkezi alanının iki büyük devleti olan Türkiye ve İran’ın parçalanması doğrultusunda terör ve savaş rüzgarları bu iki ülkenin üzerine doğru yönlendirilmiştir. Türkiye’deki laik ve dinci kesimler sürekli kışkırtılarak mezhep çatışmaları üzerinden bir yeni savaş senaryosu Türk-İran savaşı olarak hazırlanmış ve bu doğrultuda provakasyonlar bir biri ardı sıra uygulama alanına getirilmiştir. Ayrıca Suudi Arabistan, Mısır, Yemen, Ürdün  ve Libya gibi bölge devletlerinin de Balkanizasyonun Orta Doğuya taşınması doğrultusunda iç savaşlar ve terör kışkırtmaları ile bölünmesi  planı, ABD ve İsrail destekli olarak bölge devletlerinin üzerine yeni yapılanma atılımı olarak  empoze edilmeye devam edilmiştir. İşte bu aşamada  ABD’yi yönlendiren İsrail lobileri bu büyük ülkenin desteği ile, hem kendi kurdukları terör örgütlerini hem de  gizli servislerini bölge devletlerinin parçalanmaları doğrultusunda  yoğun bir biçimde desteklemişlerdir. İsrail bu aşamada yol haritasını bölge devletlerinin tümünün bölünmesi doğrultusunda yönlendirmeye çalışmış ve bölge devletlerinin kendilerini savunmalarına giden yolların dış destekler ile kesilmesine çalışmıştır. Orta Doğu parçalanırken genişletilmiş hegemonya projesi doğrultusunda  Kuzey Afrika ülkeleri üzerinde de baskı ve yönlendirme siyasetleri  gündeme getirilerek, Türkiye  Kuzey Afrika ülkelerinde ABD çizgisinde kullanılmaya çalışılmıştır.

Eski Birleşmiş Milletler genel sekreteri olan Mısırlı Kıpti –Hırıstıyan diplomat Butros Gali, bölgedeki sıcak olayların gelişmesi üzerine  “Önce mikro milliyetçilik, sonra makro devletçilik” diyerek  İsrail’in başlatmış olduğu Siyonist imparatorluk projesine destek çıkan bir yaklaşımı öne çıkarmıştır. Bütün dünya bölgelerindeki İsrail lobileri var oldukları ülkelerde rüzgarlar estirerek  Büyük İsrail projesine açıktan destek çıkan bir yeni atmosfer yaratmışlardır. Başta ABD olmak üzere Rusya  ve Avrupa ülkelerinde etkin olan  Siyonist lobilerin etkin çalışmaları sayesinde, İsrail yol haritasında ilerleme fırsatı bulmuş ve bölge ülkelerini içeriden ele geçirme şansını elde ederek, bölücü ve parçalayıcı planları doğrultusunda, Orta Doğu devletlerini yönlendirme  işini yol haritasına uygun bir biçimde gerçekleştirmiştir. Merkezi coğrafyanın geleceği ile ilgili Siyonist planının bugüne kadar  eksiksiz uygulanması  gelecekte de bu plan doğrultusunda projenin  tamamlanacağına dair bir görünüm yaratmaktadır. Özellikle dünya ülkelerindeki İsrail lobileri bu doğrultuda  kendilerinden yana bir kamuoyu oluşturmaya  öncelik verdikleri için, güçlü Siyonist örgütlenmenin sağlayacağı destekleri kullanarak, Siyonizmin yol haritasında İsrail devletinin   Büyük İsrail projesi doğrultusunda yeni adımların atacağı görülmektedir. Her türlü olumsuz koşullar ve engellere rağmen iki yüz yıldır dikkatli bir biçimde izlenen ve yönlendirilen yol haritasına yeni gelişmelerle kesinlikle  devam edileceği  anlaşılmaktadır.  Bu doğrultuda Büyük İsrail planının gerçekleşeceğine dair dünya kamuoyunda karamsar bir beklenti ortamı yaratılmaktadır. Balkanizasyonun  merkezi coğrafyaya taşınması demek bölgedeki ulus devletlerin alt kimlikli oluşumlar ile parçalanması anlamına gelmektedir. Böylesine bir durumu Osmanlı sonrası kurulmuş olan ulus devletlerin kabul etmesi mümkün olamayacağı için yeni bir savaş dönemi yaratılarak böyle bir plan doğrultusunda bölge devletlerinin parçalanması amaçlandığı için merkezi alanın geleceğinde gene savaşların zorlama yollar kullanılarak çıkartılacağı görülmektedir. İsrail’in yol haritasının bu nedenle geleceğe dönük birçok savaş senaryosu ile dolu olduğu anlaşılmaktadır. İsrail önce komşularının ve daha sonrada bölge devletlerinin parçalanarak kent merkezli  eyaletlere dönüştürülmesine öncelik vereceği için, saldırgan  savaşlarla parçalayarak var olan devlet düzenlerini yok edici bir macera karşısında, ortaya çıkacak bir felaket senaryosuna  dünya devletlerinin karşı duracağı görüldüğü için, İsrail lobileri bir üçüncü dünya savaşı senaryosu ile hedefe ulaşılabileceği düşüncesi ile bir çok ülkenin kamuoyunda  savaş kışkırtıcılığı yapmaktadırlar. Bir din devleti olan İsrail din tarihine dayanan senaryolar üzerinden bir üçüncü dünya savaşını günümüz koşullarında gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Teknolojinin getirdiği yeni yapılar üzerinden yok edici bir cihan savaşının örgütlenmesine her alanda ortam yaratılmakta ve daha önceki iki büyük dünya savaşının uzantısı olarak üçüncü bir dünya savaşı, Siyonist lobiler aracılığı ile tezgahlanmaya çalışılmaktadır. Ekonomik ve siyasal alanlardaki savaş senaryolarına dinler ve mezhepler üzerinden yeni girişimlerin eklenmesi ile birlikte, merkezi coğrafyanın bütünüyle savaş alanı olacağı görülmektedir.

                Günümüzde Büyük Orta Doğu adı verilen Büyük Orta Doğu Projesi aslında bir Amerikan projesi değildir.  Bu plan iyi incelendiği zaman  özünde Büyük İsrail Projesinin bulunduğu ve bunun ancak Amerikan desteği ile gerçekleşebileceği görüldüğü için böyle bir isim kullanıldığı anlaşılmaktadır. Günümüzün  süper gücü olan ABD’nin  Siyonizmin hedefleri doğrultusunda  kullanılabilmesi için, bugünBüyük İsrail Projesi bir bölgesel oluşum  planı olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Siyonist plan bütün dünya ülkelerine yayılmış olan Yahudileri  bir ulus devlet olarak  Büyük İsrail çatısı altında  toplamayı hedef aldığı için, en az on milyonluk bir nüfus toplanması  ile imparatorluğun çekirdek merkezi devletinin  oluşumu   ilk aşamada üniter bir yapıda düşünülmektedir. Bu doğrultuda önce Batı Şeria, Gazze, Golanve bütün Filistin alanlarının Kudüs’e bağlanması gündeme alınmaktadır. İkinci planda ise Lübnan’ın işgali ile Suriye’nin bölünmesi sonrasında  Şam merkezli güney Suriye topraklarının da İsrail’e katılması amaçlanmaktadır.  Bu aşamada İsrail’in  gelecekte  kendisinin  korunabilmesi için kurulmuş olan iki tampon devleti işgal ederek ortadan kaldırması planlanmaktadır. Suriye’ye karşı tampon devlet olarak kurulan Lübnan’ın işgalinden sonra  sıranın Irak’a karşı bir tampon devlet olarak kurulmuş olan Ürdün’ün işgaline geleceği anlaşılmaktadır. Hırıstıyan Araplar için kurulmuş olan Lübnan ile, Orta Doğu Çerkezlerini esas alan bir toplum yapısı ile  Ürdün devletinin de işgal edilerek parçalanması sonraki aşamada planlanmakta ve bu küçük ülke nüfusunun yarısına yakınını oluşturan bölgedeki  Çerkez ahalinin yeniden Kuzey Kafkasya’ya gönderilerek  Rusya’ya karşı bir Müslüman kurtuluş hareketinin Kafkasya bölgesinde örgütlenmesi düşünülmektedir. Ayrıca Filistin’den kovulacak Arapların,  beşe bölünecek Suudi Arabistan topraklarının kuzey bölgesinde kurulacak bir yeni Ürdün devletinin çatısı altında var olmalarını sağlayacak planlar da bu aşamada hazırlanmaktadır. Bir taraftan Arabistan topraklarında yeni Ürdün oluşturulurken, diğer yandan Ürdün’ün nüfus yapısı değiştirilmekte ve bu ülkedeki Çerkezler yeniden Kafkasya’ya gönderilirken yurtsuz kalmış olan Filistinlilerin yeni Ürdün devletinin çatısı altında toplanması sağlanarak Filistin bölgesinin bütünüyle  İsrail devletine verilmesi düşünülmektedir. Böylece merkezde bir üniter Yahudi devleti  federasyonun merkezi  alanı olarak kurulurken, ahali kaydırması yapılarak Çerkezler ve Filistinliler ile Hrıstıyan Araplar için yeni ülkelerin oluşturulması gündeme getirilmektedir. Suriye’nin beşe ya da üçe bölünmesi aşamasında  Lübnan’daki  Hrıstıyan Araplar için  Suriye sahillerinde ayrı bir eyalet yapılanmasının hazırlandığı son gelişmeler ile ortaya çıkmıştır.

                Suriye’nin parçalanması sonrasında  Lübnan ve Ürdün’ün işgali, Filistinli Müslümanlar’ın  yeni Ürdün’e aktarılması  ile Hırıstıyan Lübnanlıların Suriye topraklarına sürülmesi   birbiri ardı sıra  gündeme getirilerek  Kudüs merkezli Büyük İsrail’in bir an önce kurulabilmesine çalışılırken, Libya savaşının bütün Kuzey Afrika’ya yayılarak bölge devletlerini parçalaması ile, Suriye ve Irak üzerinden başlatılacak yeni savaş senaryoları ile, Türk-İran savaşının da çıkartılmasına çalışılacağı açıkça bu  plan dahilinde  gündeme geleceği şimdiden belli olmuştur. Bölgeye komşu olan Balkanlar’da, Anadolu ve Kafkasya’da Orta Doğu’daki çatışmaların ve hegemonya saldırılarının yansımaları olabileceği ve bu gibi olaylara Avrupa ülkeleri ya da Çin, Hindistan ve Rusya gibi büyük ülkelerin müdahale edebileceği  söz konusu olursa, o zaman bölge devletlerinin saldırı ve işgali ile sürükleneceği sıcak çatışma ortamı  daha sonraki aşamada yeni bir üçüncü dünya savaşı oluşumuna yol açabilecektir. Dünyanın gelmiş olduğu yeni dönemde her konunun açıklığa kavuşması doğrultusunda  merkezi hegemonyayı ele geçirmeyi hedefleyen Siyonist planın esaslarının da, açıklığa kavuşturularak bölge ülkelerinin geleceği açısından tartışılmasında evrensel barış açısından gerek vardır. Osmanlı İmparatorluğunun tasfiyesi sonrasında bu bölgede kurulmuş olan devletleri yapay oluşumlar olarak gören batılı merkezler,  bu devletlerin sınır değişiklikleri ile kolaylıkla ortadan kalkabileceğini dile getirmektedirler. Bölge devletlerini benzin istasyonu olarak gören ve alay eden batılı devletler kendi içlerindeki güçlü İsrail lobilerinin ağırlığı yüzünden Siyonizmin ortaya çıkardığı çöküş ve dağılma senaryolarını ciddi boyutlarda ele alarak tartışamamaktadırlar. İsrail genel bir yol haritası olarak bölge devletleri içindeki güçlü lobilerini yeni dönemde de kullanmanın girişimlerini düzenli olarak sürdürmektedir.

                Sovyetler Birliği’ne karşı hür dünyayı temsil ettiğini söyleyen batı devletleri, sosyalist sistemin çöküşünden sonra bölünmüşler ve özellikle İsrail lobilerinin batı ülkelerindeki etkinliklerine kızan bazı batı devletleri, ABD hegemonyası altında kurulmuş olan Nato savunma  örgütünden çıkmayı planlamışlardır. Özellikle Fransa ve Almanya gibi büyük Avrupa devletleri İsrail kontrolü altına girmiş ABD’ye kızdıkları için Nato’dan ayrılarak bir Avrupa ordusu kurabilmenin arayışı içinde olmuşlardır. Rusya ile paslaşan Almanya’nın bu gibi girişimlerinden rahatsız olan ABD, bunun üzerine İsrail’in yardımları ile Orta Doğu’da bir Arap Nato’ su kurabilmenin yollarını aramıştır. İki bin yıllık bir süre içinde  iki tek tanrılı din çekişmeleri devam ederken, bir  Yahudi devleti olarak İsrail’in kuruluşuna  Hrıstıyan batı devletleri her zaman için karşı çıkmışlar   ve bu yüzden  İsrail Avrupa kıtası içinde değil ama  Orta Doğu’nun Asya topraklarında kurularak  devletleşme şansını elde edebilmiştir. ABD’de Siyonizme inanan Evanjelik tarikatının mensupları  İsrail macerasının ilerlemesine yardımcı olurken,  İslam  devletlerin büyük çoğunluğu  emperyal bir saldırı ile gelen Siyonist devletin kuruluşuna karşı çıkmışlar ve sonraki aşamada da genişleme amaçlı saldırı savaşlarına karşı her zaman için karşı çıkarak bölge devletinden yana olmuşlardır. Bu yüzden İsrail’in yol haritası, merkezi alanda her zaman saldırı senaryoları ile birlikte savunma stratejileri ile de uğraşmak olmuştur.

                Avrupa ordusuna karşı bir Arap Nato’su peşinde koşan  ABD, İsrail’in güvenliği için  bölgesel bir savunma örgütünü oluştururken ,İsrail’in komşuları ile barışmasına öncelik verilmiş ve ABD’nin arabuluculuğu ile İsrail  ve   Arap ülkeleri arasında  yakınlaşmalar gündeme gelmiştir. Kuruluşundan sonra yarım yüzyıl bölge devletleri ile savaşmak zorunda kalan İsrail, sonraki aşamada ABD aracılığı ile Nato korumasından yararlanmıştır. Küreselleşme ile birlikte ABD ordusunun bölgeye gelerek sıcak savaşlara yönelmesi İsrail’i Arap ülkeleri ile savaştan kurtarmış ve ABD’nin öncülüğünde batı savunma sistemi  Yahudi devletini bölgedeki İslam yoğunluğuna karşı koruma  yoluna  gitmiştir. Arap milliyetçiliğinin önderi Saddam Hüseyin’in öldürülmesinden sonra, Arap ülkeleri arasındaki dayanışma ortadan kaldırılmış ve bölge devletlerinin  el altından gizli yollar denenerek  yakınlaşma içinde  olmaları sağlanmıştır. İsrail’in güvenliği için İran’a yönelik saldırılar artırılırken İsrail küçük körfez ülkeleri ile yakınlaşmaya yönlendirilmiş, İran’a karşı bir Sünni Arap bloku oluşturulurken  küçük devletler sonrasında Suudi Arabistan ve Mısır gibi büyük Arap devletleri de, ABD baskıları altında İsrail ile açıktan ilişkiler kurarak, Orta Doğu ‘da İsrail lobilerinin istediği gibi  Amerika ve Arap dünyası yakınlaşmasını gerçekleştirmeye yönelmişlerdir. Bu arada gene ABD’nin baskıları ile bazı Kosova ve Sırbistan gibi küçük Balkan devletlerinin büyükelçiliklerini Kudüs’e taşıyarak İsrail ile yakınlaşmaya doğru yönlendirildikleri görülmüştür. Kudüs’ün çevre ülkeleri tarafından İsrail’in başkenti olarak tanınması sayesinde, İsrail’in bölge ülkeleri nezdinde prestijinin artırılmasına ABD yardımcı olmuştur. Orta dünya’da Avrupa ülkelerinin etkin olmaya çalışmasına izin vermek istemeyen  Amerika’nın, kendi kontrolü  altında bir Arap ordusunun kurulmasına öncelik verdiği ve İsrail devletinin de kendi güvenliği için ABD ile ortak hareket ederek, yeni dönemde  Şii İran ile laik Türkiye’ye karşı  Sünni bir Arap blokunun  oluşumuna, ABD-İsrail ortaklığı  kontrolü altında  yönlendirildiği ortaya çıkmıştır.

            Küçük  İsrail devletinin kuruluşu için iki dünya savaşının çıkartıldığını tarihi gerçekler  ortaya koymaktadır. Birinci dünya savaşı sonrasında İngiltere’nin karşı çıkması yüzünden kurulamayan Yahudi devletinin  oluşturulması için Siyonist hareketin Nazizimi örgütleyerek,  Hitler’in öncülüğünde ikinci dünya savaşını çıkartması sayesinde   İsrail’in kurulmasına giden yolun açıldığını tarih kitapları bugüne aktarmaktadır.  Şimdi de aynı doğrultuda  bir üçüncü dünya savaşının çıkartılmaya çalışıldığı olayların gelişimi ile  göze çarpmaktadır. İki dünya savaşı sonrasında kurulabilen Siyonist devletin büyütülebilmesi için şimdi de bir üçüncü dünya savaşının çıkartılması gerektiği öne sürülmekte, böylesine bir savaşın çıkartılabilmesi için İran’a karşı bir mezhep savaşı kışkırtılmakta ama, Türk-İran işbirliği ile bölgede bir mezhep savaşı çıkartılması önlenmektedir. Yeni dönemde ortaya çıkan  Almanya öncülüğünde bir  Avrupa ordusu oluşumunun, merkezi alanda etkin olmasının önlenebilmesi  doğrultusunda  bir  Arap Nato’su, Hırıstıyan dünyasına yönelik kışkırtılarak, küçük İsrail’in büyütülmesi doğrultusunda bir Müslüman-Hrıstıyan savaşı tarihten gelen dinlerarası çatışma çizgisinde  yeniden  bugünün dünyasında  çıkartılması  için her yol denenmektedir. Orta Doğu’daki çekişmelerin bu çizgide yetersiz kalması  nedeniyle  sıcak çatışma ortamının iki dünya savaşının yaşandığı Balkanlar’da tekrar gündeme  getirilmesiyle,  İsrail devletini büyütecek bir üçüncü dünya savaşının,  savaş lobileri  ve silah şirketleri aracılığı ile gerçekleştirilmeye çalışıldığı artık açıkça görülebilmektedir. Savaş lobileri her zaman için barış lobilerine karşı  üstünlük  sağlamaktadırlar.                Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz kaynaklarının bulunduğunun anlaşılmasının  bölgedeki jeopolitik dengeleri sarstığı yeni dönemde, bir Doğu Akdeniz devleti olarak  İsrail  Arap devletlerini yanına çekerek bölgedeki Arap ülkelerini merkezi coğrafya’nın Türk devletleri olarak tanınan, Türkiye ve İran’a karşı savaşa yönlendirmeye  çaba göstermesi, yeni dönemde İsrail’in yol haritasını  giderek netleştirmiştir. İsrail yakın gelecekte kendisini büyütecek bir üçüncü dünya savaşı çıkartabilmek üzere, Orta Doğu’da bir Arap-Türk savaşını tezgahlamakta ve bu doğrultuda yol haritasını gerçekleştirmek isterken, müttefiki olan Türkiye’yi açıkça karşısına almaktadır. Türkiye’de bu aşamada kendi yol haritasını gerçekçi bir biçimde barıştan yana oluşturmak zorunda kalmaktadır. Doğu Akdeniz ve Orta Doğu topraklarının fazlasıyla petrol ve doğal gaz kaynakları ile dolu bulunması nedeniyle bütün emperyalist devletler ve güçler yeni bir Akdeniz politikası geliştirmeye çalıştıkları yeni aşamada İsrail bölgedeki küçük Arap devletlerini yanına çekerek büyük Arap devletlerine karşı işbirlikçi bir cephe oluşturabilmenin arayışı içine girmiştir. Şii İran’a karşı geliştirilen Sünni bloklaşma projesi bütün bölge ülkeleri tehdit ederken, yıllarca savaştığı Sünni ve Arap kökenli halkları yanına çekerek  ve İran’ı açıktan  hedef göstererek  üçüncü dünya savaşı doğrultusunda yol haritasını yeni bir yörünge üzerine oturtmuştur. Küçük Arap ülkelerinin zenginliğini İsrail kullanmaya başlamakta ve bir büyük dünya savaşı planlanırken bu işbirliğini yeni barış projesi olarak kamuoyuna yansıtmaktadır. Böylece kutsal topraklar üzerinde bir büyük savaş barış görünümü altında çıkartılmaya çaba gösterilmektedir.

Türkiye bir bölge ülkesi olarak  komşu devletler üzerinden geliştirilecek her türlü savaş senaryosunun tehdidi altında kalmaktadır. Kendini bilen bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti  binlerce yıllık Türk tarihinin birikiminden gelen akıl gücü ile böylesine tehdit senaryolarına karşı çıkacak ve kendini koruyacak bir güce  ve  düzeye sahip bulunmaktadır. Bütün dünya ülkelerine yayılmış olan Evanjelik ve Siyonist lobiler savaş çığırtkanlığı yaparlarken, Türkiye’deki  benzer lobiler de bu doğrultuda hareket edebilmektedirler. Türkiye yeni dönemde kesinlikle bölgeye saplanıp kalmamalı ve iki yüz ulus devletten oluşan dünya haritası üzerinde bütün, uluslar  ve halklar ile işbirliği yaparak her türlü savaş senaryosuna karşı çıkabilmelidir. Türk devleti ile milletinin var olabilmesi ve  Atatürk cumhuriyetinin ilelebet payidar kalabilmesi için her türlü provakasyon ve kışkırtma girişimlerine karşı  gerekli olan önlemlerin alınması ve her alanda hazırlık çalışmalarının tamamlanması gerekmektedir. Dünya konjonktürü ile birlikte bölgedeki siyasal gelişmeler de  birinci ve ikinci dünya savaşı sonrası gündemin etkisi altında bulunduğu için, üçüncü dünya savaşına giden yolda Türkiye komşuları ve akrabası olan ülkeler ile dayanışma içine girerek    kendini korumasını  iyi bilmelidir. Bugün yaşanmakta olan zaman dilimi içinde dünyada, bölgede ve ülkede yaşanan bütün siyasal gelişmelerin altında bu makalede dile getiren sorun ana mesele olarak vardır. Bu ana meseleyi görmezden gelen ya da bu konu ile ilgili senaryolara bulaşan toplum kesimlerinin, kendi ülkelerinin güvenliğini tehdit altına atabileceğini herkesin öncelikle düşünmesi gerekmektedir. Bütün dünya ülkeleri hiç kimseye düşman olmadan bir araya gelerek, dünya barışını kurtaracak ortak dayanışma ve yeni örgütlenmeleri günümüz koşullarında gerçekleştirebilmelidir. Gerekirse yeni uluslararası örgütlenmelere acilen gidilmelidir. Bu konuda Birleşmiş Milletler örgütünü dünya halkları acilen göreve davet etmelidir.  Unutmayalım ki, sadece  İsrail’in değil Türkiye ve bütün dünya devletleri ile milletlerinin  eşit koşullarda  beka sorunu vardır. Dünyanın beka sorunun tüm  insanlık tarafından acilen ele alınarak çözüme kavuşturulması  gerekmektedir. Unutmayalım,  sadece  İsrail’in bekası, Türkiye’nin   ya da bir başka devletin  fedası olamaz.

 Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN    

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
bayan gömlek instax SEO Stratejileri ile Kalıcı Çözümler!

Gelişmelerden Haberdar Olun

@