ebru sungar kadın olmak

Adı kadın, suçu kadın, iyi kadın, kötü kadın, güzel kadın, açık kadın, kapalı kadın, ev kadını, çalışan kadın, çocuk kadın, anne kadın, sokakta kadın, işsiz kadın, eksik etek kadın, gözü yaşlı, yüreği yaslı kadın…

Kadının saçının telinden, eteğinin boyuyla sorgulandığı, rujunun rengiyle, kahkahasıyla suçlandığı, çocuk sayısıyla değer gördüğü bir ülkede kadın olmak…

Çocuk gelin, çocuk işçi yaratan, kız çocuklarının okumasından korkan ve kendi siyasetine alet ettiği kız çocuklarımızı kıyafetiyle ötekileştiren bir sistemin kadın öğretmeni olmak…

Cinsiyet ayrımcılığı, ücret adaletsizliği, kadının emek sömürüsü, beden sömürüsü ve sözde kadına özgürlük adı altında kadının dinsel imgesini kamusal alana taşıyarak ayrıştıran, baskı ve tehdit altındaki işyerlerinde kadın olmak…

Örgütlü mücadelede, erkek egemen toplum içinde mücadeleci kadın olmak…

Koca, ağabey, baba, devlet baskısı karşısında insanca bir yaşam için direnen kadın olmak…

Kız çocuklarımızın taciz edildiği, tecavüze uğradığı, cinayetlere kurban edildiği ve canileri koruyan adalet sisteminin yaratıldığı bir düzende yüreği cayır cayır yanan anne olmak!

Ne yazık ki, hayatın her yerinde cinsiyet ayrımcılığı tüm gerçekliliğiyle karşımızdadır. Toplumda bu cinsiyet eşitsizliğinin kabul görmesi de güç ve iktidarın yarattığı bir empozedir. Oysa ki cumhuriyet kadına temel hak ve özgürlüklerini, insanca bir yaşam hakkını, gerçek bir eşitlik ve özgürlük vermişti. Bugünkü siyasi iktidarın kadının sorunlarını görmezden gelen politikaları ve kadın üzerinden beslendiği siyaseti ve kadının tüm yaşam haklarını yok ettiği gün gibi ortadadır.

Kadın nüfusu, ülkenin yarısını oluşturduğu ve ülkenin önemli bir emek kaynağı olmasına rağmen, düşük ücret ve güvencesiz çalıştırılarak sömürülmektedir. Genellikle kadınların evde yaptığı işlerle dışarıda çalıştığı işler aynıdır. Çocuk bakımı, aşçılık, temizlik gibi işler kadınla eşdeğer görülmektedir ve ciddi bir emek sömürüsüdür. Ama kariyer, yöneticilik, temsiliyetle ilgili işlere gelince kadının adı yok! Örgütlü mücadeleye karşı her türlü tedbir ve önlemi alan siyasi iktidar, kadını da ev köleliğine hapsedip, evinin kadını, çocuklarının anası sıfatıyla çalışma hayatından soyutlamaktadır. Kadının çalışma hayatı, aslında onun sosyal hayatıdır. Kadınların da erkek egemen toplum ve onu destekleyen güce karşı direnmeleri ve mutlaka örgütlü bir mücadele içerisinde olmaları gerekmektedir.

İşçi kadınlar, memur kadınlar, köylü kadınlar, ev kadınları, kısaca ülkemin tüm kadınları; hayatlarımızı işimiz, tarlamız, aile sorumluluklarımız arasına sıkıştırıp, aşırı yükün altında ezilen, özgürlüklerimizin kısıtlandığı, elinin hamuruyla erkeğin işine karıştırılmayan, yaradılış fıtratımızın erkekten sonra geldiği zihniyete karşı kendi hayatlarımızı ve çocuklarımızın geleceğini teslim etmeyelim.

Kadın isterse ülkeyi, kadın isterse dünyayı değiştirir. Yeter ki, kendi gücümüzün farkında olalım. İş hayatında, sosyal hayatta ve hayatın her yerinde demokratik ve eşit bir hayatta kadın erkek yan yana, el ele mücadelede var olmalıyız. Tıpkı, kurtuluş mücadelesinde olduğu gibi.

‘’Bir topluluk, bir ulus, erkek ve kadın olmak üzere iki ayrı cins insandan oluşur. Bir ulusun bir bölümünü geliştirip diğer bölümünü geliştirmeden toplumun tümünün gelişmesi olanaksızdır. Bir toplumun yarısı topraklara, dincilere bağlı kaldıkça, diğer yarısının göklere yükselmesi mümkün müdür?’’

Mustafa Kemal ATATÜRK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.