Din kisvesi altında toplumumuzu ve tarihimizi etkileyen Arap Emperyalizmi, Türk  bilincini bile bastırmıştır. Her semavi yani  tek tanrılı din gibi, hatta onlardan daha  ileri bir biçimde , Müslümanlık da siyasal olarak ortaya çıktı ve gelişti. Sadece bir din olarak değil, aynı zamanda bir devlet düzeni olarak kuruldu. Bu nedenle de İSLAM tarihi de bütün öteki dinlerin tarihleri gibi bir savaşlar tarihidir. O  dönemde inanç  ile siyaset arasında bir ayrım yapılmadığı için de  bütün iktidar kavgaları DİN adına yapılmıştır. İSLAMIN gelişmesi  Hz. Muhammed’in  ölümünden  sonra da  din ve mezhep  ayrımlarının belirlediği kanlı  suikastlar ve savaşlarla devam etmiştir.  Hz  Muhammed öldükten sonra yerine geçen  dört halifeden üçü kanlı bir biçimde öldürülmüştür. Hz ALİ’NİN  öldürülmesi ise, Müslümanlığın günümüze kadar  gelen  mezheplere bölünmesine yol açmıştır. Hz Ali ile Muaviye arasındaki savaşta bir inanç ve din savaşı olmaktan çok “kim halife olacak”  sorusuna yanıttır.

KERBELA OLAYI VE MEZHEP KAVGALARI

Hz. Muhammed’in torunu ve Hz. Ali’nin

Oğlu   Hz. Hüseyin ve arkadaşlarının, halifelik yolunda, Bağdat’ın 100 km güneyinde KERBELA’DA Hicri 61. Yılının Aşure gününde(10 Muharrem-10 Ekim 680) Emevi Halifesi Yezid’in adamları tarafından katledilmeleri bugün bile Şii ve Alevi inançlarının ve günlük yaşamlarını etkileyen bir olaydır.Hz. Hüseyin’in başsız cesedinin türbesinin bulunduğu Kerbela hep bir inanç merkezi niteliği taşımış, bu nedenle pek çok çatışmanın konusu olmuştur.

SELÇUKLU BEYİ TUĞRUL BEY

 Selçuklu Beyi  Tuğrul  Bey, Halifeye sahip çıkıyor. Temelinde iktidar kavgası  yatan  bu mezhep çatışmaları, İslam halifelerine de büyük zulümlerin yapılmasına yol açmış,sonunda Abbasi Halifesi KAAİM BİEMRİLLAH Selçuklu Türklerine sığınmıştır. 15 Aralık 1055 tarihinde  Halifenin emri üzerine  Bağdat’taki Cuma hutbesinde adı okunan Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey Bağdat’ın yeni hakimi olur.

Bu tarihten sonra halifelik “dünyevi saltanat” Türklere geçiyor. Ama halifelik sadece “uhrevi”temsilcilikle yetiniyor. Böylece İSLAMDA, din işlerinin başkanı dünya işlerinin yani yönetimin başkanı ayrılmış oluyordu. DİN işleri ile devlet yönetimi birbirinden farklı oluyordu. Bunu LAİKLİK açısından atılmış çok önemli bir adımdır. Yani bu adıma dayalı temeli Türkler atmıştır. Tuğrul Bey’in  Bağdat hakimiyeti de çok uzun sürmemiş, onun kardeşleriyle savaşmasını fırsat bilen Şİİ FATİMİLER 1058 yılında Bağdat’ı ele geçirerek , hilafet makamını egemenlikleri altına almış ve SÜNNİ- Şİİ çekişmesi çerçevesinde ne yazık ki günümüze kadar gelmiştir.

LAİKLİK  VE  MÜSLÜMANLIK

 Laiklik hiçbir Semavi dinde yoktur.Bütün Semavi dinler, öteki dünya ile birlikte bu dünyayı da düzenleyici kurallar içerir.

Din bilginlerinin, din başkanı olan devlet yöneticilerinin uygulama ve kararları da “din adına” “Allah adına”  fetvalar biçiminde,  kamu yaşamını da özel yaşamınıda düzenler.  Papalık, bir teokratik devlet biçimidir. Şeriata dayalı  devlet de TEOKRATİK devlettir. Her ikisinin de  iktidar, Allah’ın iktidarı, ona karşı çıkanlar ise şeytanın aldattığı sapıklar sayılır. Devlet başkanın aynı zamanda dini lider olmayışı, din ve  devlet işlerinin ayrımında, yani LAİKLİK konusunda atılmış ilk adım, TÜRKLERİN  İslam Dinine getirdiği en önemli yenilik  o döneme göre çok büyük yeniliktir.

LAKLİK VE TÜRKLER

Cumhuriyeti kuran  M. K. ATATÜRK ve arkadaşları, Müslüman bir toplumda, ilk kez LAİK düzene dayalı bir devlet yapısı kuruyordu. Tuğrul Bey ile başlayıp Fatih Sultan Mehmet’le gelişen laikleşme süreci, ATATÜRK’LE taçlanıyordu.

“MÜSLÜMANLIK LAİKLİĞE UYGUN DEĞİLDİR” diyenler, sadece1923’ten  beri T.C Devletinin yaşadığı ( en son 15 Temmuz 2016 yı da unutmayalım)deneyimi görmezden gelen ya da CUMHURİYETİ VE ATATÜRK’Ü REDDEDEN  AKILLARINI BAŞKALARINA KİRALIYAN SAPKIN DÜŞÜNCELİ İNSANLARAIN KULAĞINA KÜPE OLUR.

Kaynakca; TÜRK İSLAM ANSİKLOPEDİSİ   EMRE KONGAR TARİHİMİZLE YÜZLEŞMEK YAPITI, ABBASİ SELÇUKLU EMEVİ DEVLETLERİNİN  İDARE ŞEKİLLERİ…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.