önder yılmaz eğitim iş genel eğitim sekreteri

İşçi ve Memur Ayrımını Ortadan Kaldırmak

-Sınıfın Birliği-

Türkiye bir müddettir AKP iktidarının temsilcileri ile Cumhurbaşkanının "işçi ve memur arasındaki farkı ortadan kaldırmaktan" bahseden ifadelerine tanıklık ediyor. Kuşkusuz "işçi ve memur" arasında ekonomik değer açısından bir fark bulunduğunu söylemek imkansızdır. Zira "ücret karşılığı çalışan herkes" aslında işçidir. Doğal olarak fark aslında ekonomik temelde değil siyasal beklenti konusunda doğmaktadır. Devlete bağlı olarak çalışan işçiler kanunlarla belirlenmiş sınırlamalar ve özel sektörde çalışanlara nazaran iş güvencesine daha fazla sahip olmaları açısından farklılık göstermektedir. Bu anlamda iktidarın söylemi, ekonomik bir tanımlamayla ilgili değil iş güvencesiyle ilgilidir. İktidar ve temsilcileri açıkça devlet memurlarının "iş güvencesini ortadan kaldırmayı" işçi ve memur arasındaki farkı ortadan kaldırmak olarak tarif etmektedir.

İşçi tanımı ve siyasal iktidarın bakış açısına tekrar dönmek üzere konuya biraz ara verelim ve kamu sendikacılığı ile eğitim sistemi üzerinde bazı saptamalarda bulunalım...

Sistemin İşleyişi ve Güncel Bir Örnek

Güncel anlamda kapitalizmin 3 hali vardır. Birincisi işsiz yığınlar, ikincisi işçilerin basamaklandırılması ve üçüncüsü de esnek çalışma... İşsiz yığınların ülkemizde ve eğitimde yansıması Atanmayan Öğretmenlerdir. Bugün Türkiye'de Atanmayan Öğretmenlerin oluşturduğu yüz binleri bulan bir kitlesellik var.

Atanmayan Öğretmenler, kapitalizmin yeni toplum tasarımının çıktılarından biri aslında. Soğuk savaş döneminin "sosyal devleti" yerini kapitalizmin gerçek yüzüne bırakınca yeni sömürü sahaları oluştu: Emekçiler- ücret karşılığı çalışanlar, işsizler ordusuyla yedeklenmeye başladılar. Eskiden "işsizlik" başlı başına çözülmesi gereken bir sorunken, şimdi işsizlik yaratılması gereken bir kitleselliğe dönüştü.  Bu anlamda, bile-isteye oluşturulan işsiz yığınlar, çalışanların üzerinde sopa olarak kullanılmakta, çalışma koşullarını beğenmeyenlere kapı gösterilmektedir.

Bu süreci, eğitimde gerçekleştirilen özelleştirme girişimleri ve gelecek tasarımlarıyla birleştirdiğimizde ortaya vahşi bir tablo çıkmaktadır. Aslında hepsi öğretmen diplomasına sahip olan ve bu ülkenin çocuklarını geleceğe hazırlayan kadrolar, birbirlerinin alternatifi haline getirilmektedir. İş güvencesinin kaldırılmaya çalışılmasının altında emekçiler ile işsiz kitlilerin birbirine kırdırılması yatmaktadır.

Durum tipik bir neo-liberal döngüdür. Sermayenin hareket alanını genişleten ekonomik taktiğin arkasında emekçilerin hareket alanını daraltmak gibi bir akıl oyunu yatmaktadır. Doğal olarak tek başına düşünülmesi ve etkili olmasını beklemek de gerçekçi değildir. Olay yalın ancak alelade değildir.

Zira eğitimciler üzerinde bir başka oyun oynanmaktadır. Bilimsel sosyalizmin kurucularının hedefinin[i]  gerçekleşmesini engellemek için önemli bir ara mekanizma daha üretilmiştir. Emekçi sınıfların kariyer ve ücret olarak basamaklandırılması bunun en önemli yollarından biridir. Emekçi sınıfların kariyer ve ücret olarak bölünmesine eğtim emekçileri özelinde de rastlamaktayız. İdari kadrolar, baş öğretmen, uzman öğretmen bu basamaklandırmanın uzantısından başka bir şey değildir. Kariyer ve ücret olarak bölünen sınıf, çıkar karmaşası içerisinde hedefini yitirmekte ve sınıfsal güç dağılmaktadır. Emekçiler arasında uygulanan bir tür hiyerarşik inşa süreci, sınıfın birlikte hareket edebilme yeteneğini ketlemekte ve böylece sermaye sahiplerinin karşısında indirgemeci bir etki yaratmaktadır.

İşçi sınıfı okumaları ve kapitalizm tahlilleri, bu ketleme ve bu güç bölünmeleri üzerinden yeniden gözden geçirilmelidir. Sendikal eylemsellik ve işçi sınıfının birliği bu okuma ve bu tahlil üzerinden kuşkusuz daha anlamlı hale gelecektir.

Esnek çalışma biçimini ücretli öğretmenlik mekanizmasıyla ilişkilendirmek hiç de yanlış olmayacaktır. Eğitimdeki açıklar, açık bir emek sömürüsü örneği olan ücretli çalışmayla kapatılmak istenmekte ve eğitimin niteliği önemsizleştirilmektedir.

Tüm bunların yanında emekçi kitlelerin örgütlenmesinde paradoksal bir yapı gözlenmektedir: Gittikçe ivme kaybeden işçi sendikacılığı ve gittikçe yaygınlaşan kamu sendikacılığı arasındaki temel fark, iş güvencesinin niteliğiyle ilişkilidir ki bu siyasal iktidarı doğrudan ilgilendirmektedir.

İşçi sendikalarının örgütlülüğü düşerken,-şimdilik- iş güvencesi olan kamu sendikacılığının örgütlülük oranları yükselmektedir. Yalnız bu örgütlülük yandaşlık ilişkisine entegre edilmek istenmekte ve işverene biat etkin hale gelmektedir. Mevcut durum Gramsci'ci bir betimlemeyle çakışmaktadır: İktidar, yalnızca iktidar değildir, kurulan ilişki hegemonik bir ilişkidir. Ekonomik alandan siyasi alana yaygınlaşan ve "düşünce ile davranışı" da belirlemeyi hedefleyen bu iktidar tipinin en çok muhtaç olduğu şey de eğitimdir. Eğitim sistemi, iktidar ilişkisini yaygınlaştıracak olan "ikna" aracıdır. Genelde kamu emekçileri ve özelde eğitim emekçileri ve daraltılmış anlamda da öğretmen örgütlenmesi üzerinde kurulmak istenen yandaşlık ilişkisinin işte böyle bir anlamı vardır: İktidar eğitim sistemini ele geçirmek vasıtasıyla kendisine dönük "rıza" ilişkisini meşrulaştırmaya çabalamaktadır.

Yandaşlık bu "ikna ve rıza" ilişkisinin taşeronu olarak işlev görmektedir.  Yandaşlık ilişkisinin panzehiri ise sınıf çıkarlarını bayraklaştırmaktır.

Sınıf ve Sendikal Mücadele

Hak mücadelesinde belirleyici olanın "birlikte hareket etmekten geçtiğini" söylemenin özel bir önemi yok. Burada özel öneme sahip olan, siyasi parti dayatmalarına rağmen birlikte mücadeleye önderlik edebilmek ve bu önderlik için de tabanın hazırlanmasına çaba sarfetmektir.

Bu anlamda eğitim emekçilerinin örgütlenmesinde diğer iş kollarında olmayan farklı bir yön ortaya çıkmaktadır. Eğitim emekçileri, yaptığı işin niteliği açısından hiçbir değişim değeri ile ölçülemeyen ve insanın inşasına dayanan son derece "farklı" bir alanda üretimin parçası olmaktadır. Bu "insanın inşası", siyasetin etkili olmak istediği bir alandır ve bağımsız hareket etmesine imkan tanınması düşünülemez. Doğal olarak, işçi sendikalarının bile siyasallaştığı alanda kamu sendikacılığının siyasallaşmasının daha ileri boyutlara taşınması son derece anlaşılabilir bir durumdur. Ekonomik mücadele ile siyasal mücadelenin çakışması ve hatta çatışması iktidarın hegemonik talepleriyle ilişkilidir. İktidar, yaşamın her alanını kuşatmak için sendikaları araçsallaştırmaktadır.

Öğretmenlerin örgütlü mücadeledeki önemi "insanın inşası" sürecinde sarfettikleri emek ve kattıkları değer ile artmaktadır. İnsan inşası ile doğrudan ilgili olan bu mesleğin en önemli özelliği de ülkenin her yerinde bulunabilecek kadar yaygın olmalarıdır. Başka hiç bir meslek grubu bu kadar yaygın ve bu kadar lider nitelikli değildir. Bu anlamda işçi sınıfının içindeki en yaygın ve inşacı emekçi kesim öğretmenler olarak sivrilmektedir.

İşçi-Memur Ayrımından İşçilerin Birliğine...

Siyasal iktidar hemen her alanda mevzilenerek kuşatmacı bir anlayışla otoritesini kökleştirmek istiyor. Eğitim sistemi üzerinde oluşturulan nüfuz siyaseti bu anlayışın yansımalarından yalnızca bir tanesidir. Tüm idari kadroların tek tipleştirilmesi ve okul sistemini ele geçirmek suretiyle geleceği belirleme çabasının altında yatan da bu hegemonik anlayış tır.

Siyasal iktidar iş güvencesini ortadan kaldırmayı amaçlayan projesini "işçi-memur ayrımını ortadan kaldırmak" olarak açıkladı. Bugün bütün emekçilerin üzerindeki temel görev, iş güvencesi olmayanların da bu güvenceye kavuşmasını sağlamak olmalıdır. Ancak kapitalizmin bu şiddetli saldırısının altında bütün emekçilerin birleşmesi için de bir fırsat yatmaktadır. İşçi ve Kamu sendikalarının yarattığı yapay ayrımın ortadan kalkması için sınıfsal ortam yeni girişimlere gebe görünmektedir.

Sınıfın en inşacı, en lider ve en yaratıcı parçası öğretmenleri bugün artık yeni bir görev beklemektedir...

Önder YILMAZ

Eğitimiş Genel Eğitim Sekreteri

 



[i] 1848 Komünist Manifesto'nun o ünlü tümcesi "Dünyanın bütün işçileri birleşin, zincirlerinizden başka kaybedecek hiçbir şeyiniz yok."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.