Japon yazar kitabında Türk-Japon dostluğunu anlattı

ABD'DE yaşayan Japon yazar Yumi Hosono McDonald, son kitabı "Shibuya Anıları 1929-1938" adlı kitapta, dedesi Japon Albay Ryusuke Yonezawa'nın anılarına dayanarak 1930'larda Tokyo'daki Türk-Japon dostluğunu anlatıyor.

Japon yazar kitabında Türk-Japon dostluğunu anlattı

ABD'DE yaşayan Japon yazar Yumi Hosono McDonald, son kitabı "Shibuya Anıları 1929-1938" adlı kitapta, dedesi Japon Albay Ryusuke Yonezawa'nın anılarına dayanarak 1930'larda Tokyo'daki Türk-Japon dostluğunu anlatıyor.

21 Kasım 2016 Pazartesi 07:06
Japon yazar kitabında Türk-Japon dostluğunu anlattı
ABD'DE yaşayan Japon yazar Yumi Hosono McDonald, son kitabı "Shibuya Anıları 1929-1938" adlı kitapta, dedesi Japon Albay Ryusuke Yonezawa'nın anılarına dayanarak 1930'larda Tokyo'daki Türk-Japon dostluğunu anlatıyor.

Eşi Amerikalı olan Yumi McDonald, önce Japonca, ardından İngilizce yazdığı kitabında, Richard Gere'nin başrolünü oynadığı 2009 yapımı "Hachi: A Dog's Tale - Hachi, Bir Köpeğin Hikayesi" adlı Holywood filmine konu olan hikayenin aslını da, Hachiko'yu her sabah okula giderken Shibuya tren istasyonunda beklerken gören annesi ve teyzelerinin kendisine anlattıkları temelinde okuyucularına aktarıyor.

Kitapta, 15 Eylül 1890'da, Japonya'dan İstanbul'a dönmek üzere yola çıkan ancak fırtına nedeniyle Japonya açıklarında kayalıklara çarpan ve ikiye bölünen Osmanlı fırkateyni Ertuğrul şehitlerini anmak için Mustafa Kemal Atatürk'ün özel talimatıyla Japonya'ya atanan Türk Büyükelçi Hüsrev Gerede'nin, Atatürk'le Dolmabahçe Sarayında yaptıkları konuşmaya da yer veriliyor.

Yazar, 94 yaşında olan annesi Yukiko Yonezawa ve teyzelerinin kendisine anlattıklarını kitaba dönüştürerek İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesine kadar 1930'larda Tokyo'nun gözde semti Shibuya'da yaşanan tarihi ve sosyolojik gelişmelere, kültürel faaliyetlere ve o dönemki mimariye, yaşam tarzına ve sanata da ışık tutuyor.

Kitabın ilginç yönlerinden biri de, Japonya Ordusunda Kıdemli Albay olan ve emekliliğinin ardından 1934'te Türkiye'nin Tokyo Büyükelçiliğinde çalışmaya başlayan yazarın dedesi Ryusuke Yonezawa'nın başta Türk deniz subayı Zeki Bayat olmak üzere Tokyo'da o dönem yaşayan Türkler'le dost olması, Türkçe öğrenmesi ve Bayat'la birlikte Türkçe-Japonca ilk Muhavere (Günlük Konuşma) Sözlüğünü hazırlaması.

KİTABININ TÜRKÇE'YE DE ÇEVRİLMESİNİ İSTİYOR

Kitabın yazarı Yumi McDonald, Türkçe'ye çevrilmesini istediği kitabıyla ilgili olarak New York'ta 'nın sorularını yanıtladı. Kitabın nasıl oluştuğuna dair bir soru üzerine, Yumi McDonald, dedesinin fotoğrafa çok meraklı olduğunu ve 1930'larda Tokyo'da fotoğraflar çektiğini, ancak bu fotoğrafların İkinci Dünya Savaşı sırasında kaybolduğunu, fotoğrafların negatiflerini ise bir akrabalarının evinde hiç dokunulmamış bir çekmecenin içinde şans eseri 10 yıl önce bulduklarını söyledi. Fotoğraflara bakan annesinin başta o dönemin ünlü Akita cinsi köpeği Hachiko olmak üzere o yıllara ait tüm aile anılarının gözünün önünde canlandığını anlatan McDonald, bu anıların birçoğunun da Japonya'da yaşayan Türkler'le ilgili olduğunu, çünkü dedesinin askeri ataşe olarak Türk Büyükelçiliğinde çalıştığını hatırlattı. O dönemlerin en güçlü donanmalarından birine sahip olan Japonya'da denizcilik konusunda eğitim görmek için ülkeye gönderilen iki subaydan biri olan Türk deniz subayı Zeki (Tafdil) Bayat ile birlikte dedesinin Türkçe-Japonca ilk Gündelik Konuşma Sözlüğünü hazırlayıp bastırdıklarını anlatan McDonald, "Kitabımda hem Hachiko'nun hikayesini, hem de Tokyo'nun 1930'lardaki ilginç yaşam tarzını anlatmak istedim" dedi. Eseri önce Japonca yazdığını ama sonra yabancılara da ulaşabilmek için kitabı İngilizce olarak yeniden yazdığını kaydeden McDonald, "Şu an Tokya'da yaşayan 94 yaşındaki annemin, dayılarımın, teyzelerimin hepsinin bana çocukken yaşadıklarıyla ilgili ilginç olayları yazmak istedim" dedi.

Annesinin ailesinin evinde sohbetlerde Türkçe kelimelerin kullanıldığını ve başta Zeki Bayat ve diğer Japon dostu Türkler'in bu evi sürekli ziyaret ettiklerini anlatan Japon yazar, dedesinin ise Türkçe'yi nasıl öğrendiklerini bilmediklerini, dedesinin çok seyahat ettiğini, bazı önemli görevler için yurtdışına gittiğini söyledi. Annesinin hala bazı eski Türk deyişleri ve bazı sözcükleri kullandığını söyleyen Yumi McDonald, "İki karpuz bir koltuğa sığmaz" Türk atasözünü annesinden duyduğunu ifade etti.

Türk donanmasının başarılı genç subaylarından Zeki Bayat'la dedesinin dostluğunun Türk Büyükelçiliğindeki görevi sırasında başladığını anlatan Yumi McDonald, o dönemde Türk Büyükelçiliğinde yabancılarla Fransızca ve Japonca konuşulduğunu, Fransızca kelimelerin arasına Türkçe kelimeler girdiğini, dedesinin de hem Fransızca, hem de Türkçe bildiğini söyledi. Zeki Bayat'la dedesinin, iki ülkenin insanlarının kullanabileceği hiç Türkçe-Japonca günlük konuşma sözlüğünün olmamasından hareketle böyle bir kılavuz kitap hazırlamak istediklerini söyleyen McDonald, "Günlük konuşma dilinde Türkçeyi Japonlara, Japoncayı da Türklere öğretmek istemişler, ellerinde sadece klasik bir sözlük varmış ama bir sözlükle bu şekilde insanların pratik bir şekilde günlük hayatta konuşamayacaklarını bildikleri için bu kitabı hazırlamak istemişler. Kitapta Türkler, Japonca sözcükleri Türk alfabesine göre okuyabiliyor, Japonlar da Türkçe sözcükleri kendi alfabelerinde okuyabiliyorlar. Tabii bu sözlük akademisyenlerin hazırladığı bir çalışma değil, iki binbaşının hazırladıkları bir eser. Ama son derece pratik bir kitap olmuş" diye konuştu.

Kitabın, İkinci Dünya Savaşı sırasında Tokyo Bombardımanı sırasında kaybolduğunu, dedesinin fotoğraflarının negatiflerini bulduktan sonra kitabın da izini sürdüklerini ve bir kopyasını Tokyo Kogakuin Üniversitesinin kütüphanesinde bulduklarını anlatan Japon yazar, ailelerinin elinde hiç olmadığını söyleyerek kitabı almak için kütüphaneye bağış yapmayı denediklerini ama kütüphanenin kitabın önemli değere sahip olduğunu belirterek bunu kabul etmediğini vurguladı. Yumi McDonald, kütüphanede, Türk ve Japon bayraklarının rengi olan kırmızı ipek kumaş kapaklı sözlüğün yanı sıra Zeki Bayat'ın Japonya'dan ayrılırken dedesine ve ailesine hediye ettiği Ayasofya desenli el yapımı bakır tabağın da sergilendiğini söyledi. Daha sonra kitabın birkaç kopyasını Japonya'da başka üniversitelerde de bulduklarını kaydeden McDonald, kitabı bulmak için 2011 yılında İstanbul'a da gittiklerini ve orada kitabın orijinalinden kopya edilerek yeniden basılmış bir kopyasını Ayasofya'nın arka sokağındaki bir sahafta bulduklarını anlattı. Kitabı bulan Türk rehberin onu kendisine hediye ettiğini söyleyen McDonald, bunun ilk Türkiye seyahati olduğunu ve bu ziyaretten hemen önce de Zeki Bayat'a ait 1938'lerden kalan Türkçe-Japonca hazırlanmış kartvizitliğin bir arkadaşı aracılığıyla kendisine ulaştığını söyledi. Türkiye'yi çok sevdiğini ve İstanbul dışında İzmir ve Efes'e de gittiklerini, hatta İstanbul gezisi sırasında bir arkadaşının vasıtasıyla Betül Mardin'i ziyaret ettiklerini de anlatan McDonald, Mardin'in, Nişantaşı'nda uzun yıllar yaşayan Büyükelçi Hüsrev Gerede'nin anıtını kendisine gösterdiğini, Nişantaşı'nın eski haliyle ilgili bilgi verdiğini söyledi.

ERTUĞRUL ŞEHİTLİĞİNİN AÇILIŞI

Ertuğrul firkateyninin Japonya açıklarında battığını tarih okuyan pek çok Japon gibi Türk dostu olan dedesinin de bildiğini ve bunun iki ülkenin ilişkilerinde son derece önemli olduğunu anlatan Japon yazar, orada o dönemde Japon halkının bağışlarıyla yapılan eski taş anıtın yerine Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla Türk hükümeti tarafından bir Şehitlik yapılmasına karar verildiğini ve bu görev için Büyükelçi Hüsrev Gerede'nin atandığını anlattı. Dedesinin Atatürk ile hiç tanışmadığını ama kendisine hayran olduğunu söyleyen Yumi McDonald, dedesinin Atatürk'ü çok cesur bir lider olarak gördüğünü ve bunu çocuklarına söylediğini annesinden duyduğunu belirtti.

Ertuğrul Fırkateyni'nin batışının 50. Anma Törenlerinin aslında 1940 yılında yapılacağını ama 1936 yılında Tokyo'da göreve başlayan Türk Büyükelçisi Hüsrev Gerede'nin gelişinin ardından bu projenin hemen tamamlanmasının öngörüldüğünü anlatan Yumi McDonald, "Dedem de bu büyük projenin tamamlanmasında Büyükelçi Gerede'ye yardım etmiştir" dedi. Ertuğrul Şehitliği'nin 1937'deki açılış töreninde Büyükelçi Gerede'nin Osmanlı subaylarını denizden kurtaran bazı yaşlı Japonlar'la konuşurken çok duygulandığını ve Türk geleneklerine uygun şekilde en yaşlılarının elini öptüğünü de belirten McDonald, "O dönemde çekilen görüntüleri izledim, her iki taraf için de son derece duygusal ve özel bir gün olmuş" dedi. Mc Donald, bu kapsamda Şehitliği ziyareti sırasında yöre halkı tarafından kendisine anlatılan bir hikayeyi de aktardı. Japon yazar, fırkateynin battığı kayalıkların hemen yanındaki balıkçı köyünde Osmanlı subaylarına balık, yağsız pilav ve yosun dışında yemek bulamayan Japon balıkçılarının oradaki deniz fenerinde yaşayan bir İngiliz'den aldıkları tavalarla ve diğer mutfak aletleriyle Türk yemeğine benzer et yemekleri hazırladıklarını söyledi.

HACHIKO'NUN HİKAYESİ

Annesinin kendisine anlattığı Hachiko hikayesini ABD'de arkadaşlarına anlattığında insanların ona dönüp "Aaa Richard Gere'nin oynadığı filmi izlemelisin, senin hikayen ona benziyor" dediklerini söyleyen Yumi, "Onlara bana annemlerin anlattığı hikayenin asıl hikaye olduğunu söylüyorum, şaşırıyorlar. Tabii o film de çok güzel olmuş, köpek de çok tatlıydı, ama filmdeki hikayeyi öyle değiştirmişler ki sanki hikaye gerçekten Amerika'da geçmiş gibi düşünülüyor. Dönem de değiştirilmiş tabii, modern bir Amerikan hikayesine dönüşmüş" dedi.

Kitabında Hachiko ve sahibi Profesör Ueno'nun 2015 yılında yapılan ve Tokyo Üniversitesinde bulunan heykelinden de sözeden Yumi McDonald, aynı heykelin bir kopyasının da geçtiğimiz ay New Jersey'de Abbey Glen Mezarlık Parkına dikildiğini ve açılış töreninin epey ses getirdiğini söyledi.

Kitabında Zeki Bayat'ın da bir köpek dostu olduğunu ve Yonezawa ailesine "Yıldız" adlı yavru bir köpek verdiğini anlatan McDonald, Bayat'ın Türkler'in Kangal cinsi köpeklerle Japonlar'ın Akita köpeklerine birbirine benzettiklerini, her iki köpek cinsinin de son derece sadık, güçlü ve büyük köpekler olduğunu ailesine anlattığını da söyledi. Mc Donald, köpekleri çok seven dedesiyle Türk deniz subaylarının birlikte ata bindiklerin, okçuluk yaptıklarını ve dedesinin bundan büyük keyif aldığını, Türk subay arkadaşlarıyla büyük bir dostluk kurduğunu vurguladı.

McDonald hem kendisinin hem de dedesinin 1926 yılında kurulan Japonya-Türkiye Cemiyeti (Japan Turkish Society) üyesi olduklarını da belirterek bu önemli derneğin Tokyo'da Türkçe dil, yemek ve elişi kurslarının yanısıra film gösterileri ve ilginç toplantılar, kermesler düzenlediğini ayrıca Japonya'ya gelen üst düzey Türk devlet görevlileri için resepsiyonlar verdiklerini, Ertuğrul şehitleri için de anma törenine katıldıklarını anlattı.

Yumi McDonald kitabının Türkçe'ye çevrilerek Türk okurlarla buluşmasını çok istediğini, bu amaçla Ankara'daki Türk Japon Vakfı'yla iletişime geçtiğini, Vakfın da buna ilgi duyduğunu, kitabın Türkçe basılmasını çok istediğini vurguladı.

Dedesi Albay Ryusuke Yonezawa'nın İkinci Dünya Savaşında yeniden askere çağrıldığını ve 1943'te bir uçak kazasında hayatını kaybettiğini söyleyen McDonald, dedesinin yakın arkadaşı Zeki Bayat'ın da İkinci Dünya Savaşından önce 1938'de gemiyle Tokyo'dan ayrılarak Türkiye'ye döndüğünü ve Donanma Kuvvetlerine döndüğünü bildiklerini ancak daha fazla bilgiye ulaşamadıklarını belirtti.

Edinilen bilgiye göre Kurtuluş Savaşı'na 'Bahriye' üniforması ile katılan Zeki Tafdil Bayat, Cumhuriyet Dönemi'nde de Deniz Harp Akademisi Komutanlığı yapmış, Hücum Emniyet Filosu Komutanı olduğu sırada yakalandığı hastalığa yenik düşerek 1950 yılında, çok erken bir yaşta daha henüz Tuğamiral rütbesindeyken hayatını kaybetmiş. İstanbul'da Sultanahmet'te uzun yıllar ailesiyle yaşadığı evin önündeki sokağa da ölümünün ardından 'Amiral Tafdil" adı verilmiş.
DHA

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol