İlahiyatçı Cemil Kılıç yazdı: Müftüler Hülle Nikahı da kıyacak mı

Konunun kendine özgü bir hadise olduğu düşünülmemelidir. Zira bu konu şerî devlet sistemi için gerekli görülen bir düzenlemedir. 

İlahiyatçı Cemil Kılıç yazdı: Müftüler Hülle Nikahı da kıyacak mı

Konunun kendine özgü bir hadise olduğu düşünülmemelidir. Zira bu konu şerî devlet sistemi için gerekli görülen bir düzenlemedir. 

28 Temmuz 2017 Cuma 00:37
İlahiyatçı Cemil Kılıç yazdı: Müftüler Hülle Nikahı da kıyacak mı

TBMM’ye, müftülere nikah yetkisi ile ilgili yasa tasarısı sunuldu. Büyük olasılıkla bu tasarı yasalaşacak. Zira iktidar partisi ve destekçisi MHP’nin oyları bu tasarının yasalaşmasını sağlayacak sayının bir hayli üzerinde bulunuyor. Bu yasa çıktığında şeriat devletine giden süreçte bir adım daha atılmış olacaktır.

Konunun kendine özgü bir hadise olduğu düşünülmemelidir. Zira bu konu şerî devlet sistemi için gerekli görülen bir düzenlemedir. 

Yeni neslin şerî kanunlara alıştırılması için seçimli dini derslerin ve zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin müfredatına konulan konular, toplumun koşar adım şeriata doğru sürüklenmekte olduğunu gösteriyor.

Bilindiği üzere Milli Eğitim Bakanlığı kısa bir süre önce açıkladığı seçimli dini derslerin yeni müfredatına “talak” ve “nikah” konularını da koymuştu. Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerindeki cihad vb. kimi konular da, büyük kapsamlı bir planın işletilmekte olduğunu ortaya koyuyor. 

Dini derslerde  talak ve nikahın konu edilmesi, şerî evliliği ve şeriata uygun boşanma usullerini öğrencilere öğretmeyi amaçlamaktadır. Müftülere nikah yetkisi de göstermektedir ki, yapılmak istenen şerî düzenlemeler birbiriyle paralel bir biçimde ilerliyor.

Açıkça ifade edelim ki, müftülere nikah yetkisinin verilmesi şerî evlilik ve şerî boşanma usullerini resmileştirecek, din ve mezhep devleti olma yolunda Türkiye’yi gerçekten karanlık bir tünele sokacaktır.

 

Burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şudur:

Müftüler, nikah yetkilerini hangi yasaya göre uygulayacaklardır?

Hanefi mezhebinin fıkhına göre mi?

Yoksa Türkiye nüfusunun % 15’inin mensup olduğu Şafii mezhebinin fıkhına göre mi?

Ya da Maliki yahut Hanbelî fıkhına göre mi?

Sünni ulemaya göre sözde dört hak mezhebin dışında addedildiği için neredeyse tekfir kapsamına alınan Caferi mezhebinin fıkhına göre mi?

Evet , yukarıda yazdığım mezheplerin hepsinde farklı farklı nikah usulleri / nikahın meşruluğuna dair farklı şartlar vardır. (Şahitlik, rıza, mehir vb. konularda)

Tabii bir de Alevi inancına göre evlenme (nikah) usulü var. Sahi Alevi yurttaşlar ne yapacak?

Gidip Sünni müftüye mi nikah kıydıracaklar? Bu noktada tarihte Osmanlı ulemasının, “Kızılbaşların nikahları batıldır” şeklindeki fetvalarını anımsamanızı isterim. 

Dolayısıyla müftülere nikah yetkisi, Alevilere ve laik yurttaşlara yönelik büyük bir zulüm unsuru haline gelecektir.

Meselenin bir de boşanma boyutu var.

Nikahtan bahsedilen bir yerde ister istemez boşanma hukukundan da bahsetmek gerekiyor.

Din derslerine konulan “Talak” yani şerî boşanma usulü, demek ki rastgele konulmuş değil.

HÜLLE NİKAHI KIYMA YETKİSİ DE VERECEK MİSİNİZ

Sahi müftülerin boşama yetkisi de olacak mı?

Bir süre önce Diyanet tarafından, geçimsizlik yaşayan ailelerin boşanmasını önlemek için dini nasihatte bulunmak üzere din görevlisi tahsis etme uygulaması da hatıra getiriyor ki, müftülere nikah yetkisinin yanısıra boşama yetkisi de verilebilir. Yani müftülükler mahkeme görevi görebilir hale getirilebilir. Bu mahkemenin bir şeriat mahkemesi olacağını söylemenin zaid olduğunu zaten herkes takdir edecektir. 

Boşama, boşanma (Talak) demişken bir de “Talak – ı Selase” ve “Hülle Nikahı” meselesi var.

Yasa tasarısını meclise sunanlara soralım:

Müftülere “HÜLLE NİKAHI” kıyma yetkisi de verecek misiniz?

Bilmeyenler için yazalım:

Hülle Nikahı nedir? 

Şeriata göre karısını bir kızgınlık anında üç kez ( boş ol!) diyerek boşamış birinin tekrar onunla evlenebilmesi için o kadının bir başka erkekle evlenip boşanması gerekir ki o kişi eski karısıyla tekrar evlenebilsin.

Geçmişte işte böylesi durumlarda eski karısıyla tekrar evlenebilmek için bazı kimseler, karılarını güvendikleri biriyle sahte nikaha zorlarlardı. Bunlar da genelde ya akli melekesi yerinde olmayan kişilerden yahut kendilerine güvenildiği için din görevlilerinden (cami imamı, hoca, müftü vb.) seçilirdi.

Şeriata göre bu nikahın gerçerli olabilmesi için de kadının sahte nikahla evlendiği kişi ile aynı odada bir gece geçirmesi gerekirdi. O gecenin sabahında o nikah önceden anlaşıldığı için sona erdirilir ve kadın eski kocasıyla tekrar evlenirdi. İşte bu sahte nikaha HÜLLE NİKAHI denilmektedir.

Geçmişte hülle nikahı diye kıyılıp da sonradan o kadını boşamayı reddeden ve kadının eski kocasına dönmesini böylece engelleyen kişiler olmuştur. Yani sahte olarak evlendiği kadınla bir gece geçiren kimi erkekler o kadını sabah olduğunda boşamyı reddetmişlerdir. Bu da pek çok aile faciasının yaşanmasına sebep olmuştur.

ARAP GELENEĞİNİ ORTADAN KALDIRMAK İÇİN

Hülle Nikahı için yanlış yorumlanıp istismar edilen ayet de şudur:

''Yine erkek karısını (üçüncü defa olarak) boşarsa, on-dan sonra kadın kendinden başka bir ere nikahlanıp varıncaya kadar (ve o erkek onunla cinsi münasebette bulununcaya kadar) ona (birinci kocasına) helal olmaz. Bununla beraber, eğer bu (yeni) koca da onu boşar da, onlar (birinci koca ile aynı karı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutucaklarını (tatbik edeceklerini) zannederlerse (iddet bittikten sonra) tekrar birbirine dönmelerinde, (evlenmelerinde) her ikisi hakkında da vebal yoktur. Bunlar, bilir, anlar bir kavim için Allah'ın açıkladığı sınırlardır. "

(Bakara Süresi, ayet: 230)

Aslında bu ayet; İslam öncesi bir Arap geleneğini ortadan kaldırmak içindir. İslâm'dan önce Araplar karılarını diledikleri kadar boşarlar, sonra tekrar geri alırlardı. Bu hal, kadınlar için bir işkence idi. Kur'an-ı Kerîm bunu yasakladı ve boşamanın iki defa olacağını bildirerek Arapların bu uygulamasını yasakladı ve üç talakla boşanan kadınlara bir daha dönülemeyeceğini bildirdi. 

Fakat bu buyruğu çiğnemek için hülle nikahı denilen bir nikah icat edildi. Dolayısıyla pek çok şerî kanunda olduğu gibi burada da Kur’an’ın insani uygulamaları, insanlık ve ahlak dışı bir mecraya çekildi. 

Sözlerimizin sonunda ifade edelim ki; Kur’an’ın ruhuna en uygun evlenme ve boşanma usulleri laik, modern hukukun bir parçası olan medeni hukuk tarafından belirlenen usullerdir. Sözde şerî hukuktaki usuller, tarihseldir ve günümüz insanlığının ihtiyaçlarına ve insanlığın ahlakî evrimine yanıt vermekten çok uzaktır. 

Cemil Kılıç - İlahiyatçı yazar

Haberi Kaynağından Okuyun!

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.