"Demokrasi öldü artık Oligarşi var" Marx'ın tezi doğrulanıyor

Nazif Ekzen yazdı...

 

ABD’nin 39. Başkanı J. Carter geçtiğimiz eylül ayının son haftasında, ABD’nin ünlü TV yorumcusu-gazetecisine yaptığı açıklamada “Demokrasi öldü Artık Oligarşi var” değerlendirmesini yaptı. Carter hiçbir dolaylı söyleme sapmadan, demokrasinin öldüğünü, içinde yaşadığımız rejimin oligarşinin yönetimi olduğunu söylüyordu.

 

Bunu, Başkan Carter’ın açıklamasını doğrular bir biçimde, Başkan Obama’nın ABD’yi ziyaret etmekte olan Çin Devlet Başkanı Şi Jingpin için Beyaz Saray’da verdiği resmi yemeğe katılan konukların tablosunda açık bir biçimde gördük. Bir açıklama ve bir aile fotoğrafı hemen üst üste geldi. Yemeğe katılanların çoğunluğunu büyük uluslararası şirketlerin patronları ve CEO’ları oluşturuyordu. Geçmişte ABD Başkanlarının resmi yemeklerinde, politikacılar, bürokratlar ve diplomatlar çoğunlukta olurdu. Şimdiki dünya düzeninde ise uluslararası sermaye sahipleri ve temsilcileri var artık. Beyaz Saray’da ABD’den sonra dünya ekonomisinde ikinci sırada yer alan Çin Başkanı için verilen yemek, gerçekten “artık oligarşi var” dedirtiyor.

ÇIKIŞ YOK

2008’de yaşanan finansal-ekonomik kriz, 35-40 yıldır dünya ekonomisinde alternatifsiz tek sistem olarak görülen neo-liberal sistemin iflasını belgelerken, gerçekte, ekonomik liberalizmin ve siyasi liberalizmin kaçınılmaz “doğal ölümlerini ilan” etti.

Merkez ekonomilerdeki hakim neo-liberal model 2008 mali krizi ile çöktü. 2015 yaz başından bu yana Çin piyasalarında son yaşanan yaklaşık %40’ı aşan gerileme, “Pekin mutabakatı” olarak bilinen, devlet kumandalı liberal büyüme modelinin de sınırlarına geldiğini gösterdi. 2008 krizinden 7 yıl sonra, şimdi “yükselen piyasalar modellerinin” de sonuna geldiğimizi söyleyebiliyoruz. II. Dünya Savaşı sonrasında, Bretton Woods ile başlayan “yeni kapitalizm”, 2008 krizi sonrası içinde bulunduğumuz bu son döneminde, kamu ekonomisine dayalı, bütünüyle kamu kaynaklarını tüketerek ancak ayakta kalabilmekte ve çıkış için bir alternatif üretememektedir.

Türkiye’de ekonomide-siyasette 2015 yılı içinde yaşanan yönetim boşluğu, yakın çevremizde, bölgemizde ve dünyada yaşanan değişim, bu kez geçmiş son 70 yıldan farklı şeyler olduğunu gösteriyor. Asgari olarak 1980’de başlayan bir dönemin sonlanmakta olduğunu görebiliyoruz.

BU SEFERKİ FARKLI MI

Kapitalizmin bilinen bütün finansal krizleri ve bu krizlerin başlattığı ekonomik krizler için çoğu kez, “bu seferki farklı” değerlendirmesi yapılır. Ancak öyle olmadığı bilinir. Kapitalizmin krizlerinin konjoktürel olduğu söylenir. Ancak yaşanan tarih, "konjonktürel" olanın kriz değil, kamu müdahalesi ve kamu kaynağına sermayenin el atması olduğunu gösterir. 2008 krizi sonrasında yaşanmakta olan da farklı değil. Durgunluktan 7 yıldır çıkamayan batılı büyük ekonomilere kamu kaynağı aktarımı ve likidite desteği sürüyor. Bu kaynaklar da büyük şirketlere gidiyor.

1970’lerin ortalarından başlayan1980 ile tam hakimiyet kuran “neo-liberal köktenciliğin”, 1980-2008 arasındaki 35-40 yıllık globalleşme hegemonyasının dünyada yarattığı tahribatın somut sonuçları, “büyük durgunluk” dönemi içinde, 2008-2015 arasında somutlaştı. Artık tersini söyleyen kalmadı.

Neo-liberal gözbağcılığı bu 35-40 yıl boyunca hep tekrarladılar. Globalleşme ekonomilerde büyümeyi tahrik ediyordu ve bütün ekonomilerin yararına idi. Bunları söylüyorlardı. 2008 krizi, globalleşme ile büyüme arasında bir bağın olmadığını, bunun büyümenin belirleyicisi olmadığını ilan ile, büyüme ve globalleşme arasında kurulan neoliberal varsayımları tamamen yok etti. Globalleşmenin fert başına gelir artışında fark edilir bir değişiklik yaratmadığı belirlendikten sonra, şimdi tam tersine, zenginlerin daha zengin olmasına ve yoksulluğun artması sonucunu doğurduğuna ilişkin batılı önemli kurumların raporları hızla artıyor.

Globalleşmenin ekonomik büyümeyi sağladığı ve yaygınlaştırdığı söylencesi 35 yıldır gündemde tutuldu. Gerçekte globalleşme, dünya ölçeğinde “gelir eşitsizliğini” arttırmıştı. BM son raporlarında artık açıkça bu tespiti yapıyor.

Dünya ölçeğinde gelir dağılımı öylesine bozulmuş durumda ki, bu daha önce hiç yaşanmamıştı, BM son raporunda "dünyanın en zengin yüzde 1’lik kesimi, dünya toplam gelirinin yüzde 40'ını alıyor" tespitini yapmak zorunda kalıyordu.

Rapora göre, en zenginler ile diğer kesimler arasındaki gelir farkının boyutları kalkınma ve sosyal barışı tehdit edecek düzeydedir. Dünya nüfusunun en zengin yüzde 1’lik kesimi, toplam gelirin yüzde 40'ını alıyor. Gelir tablosunun en altında yer alan yüzde 50'lik kesimin ise, inanılması çok zor ancak, payına sadece toplam gelirin yüzde 1’i düşüyor.

Gelişmekte olan ülkelerde gelir dağılımı eşitsizliği 1990'dan 2010 yılına kadar yüzde 11 oranında artış gösterdi. Dünya ölçeğinde gelir dağılımındaki bu radikal bozulmadan tek başına “globalleşme sorumlu değil” diyor BM, ancak globalleşmenin en önemli bozulma etkisi olduğunu kabul ediyor. OECD’nin son raporu Avrupa bölgesi dahil tüm OECD üyesi ülkelerde yoksulluğun arttığını saptıyor. Ön sıralarda yer alan ülkeler arasında Türkiye de var.

GELİR ADALETSİZLİĞİNİN 30 YILLIK TARİHİ

Neo-Liberal köktenci saldırının otuz beş yıllık süreçte yarattığı tahribatın kaynaklarını açıklayabilen üç gösterge var. Tartışmamız için dünya GSMH’sı, küresel finansal varlık toplamı ve sınır aşan kısa vadeli kaynak (sıcak para) hareketlerindeki değişime ait üç göstergeyi kullanmak istiyoruz.

Uluslararası alanda finansal serbestleşmesinin teşvik edildiği ve çok sayıda “inorganik” finansal enstrümanın ortaya çıktığı 1980 döneminin başında, dünyanın GSMH’sı 10 trilyon $’dı, yaklaşık 35 yıl sonra, 2007 yılı sonunda GSMH büyüklüğü 6.5 kat artarak 65,6 trilyon $’a ulaşmış. Küresel finansal varlıkların toplam değeri 1980 yılında 12 trilyon $ iken, 2007 yılı sonunda bu büyüklük 196 trilyon dolara ulaşmış. GSMH 5.5 kat artarken, finansal varlıklarda 16.4 kat artış var. 1980 yılında finansal varlıklar GSMH’nin 1.2 katı iken, 2007 sonunda 4 katına (3.6) yaklaşmış durumda.

1980 ile başlayan finansal serbestleştirme dayatması sürecinin başında sınır aşan kaynak akımlarının toplam büyüklüğü 0.5 trilyon dolar olarak saptanmış. Bu kaynaklar 1980’li yılların başında bütünüyle merkez ekonomiler arasında dolaşıyordu. 1990 yılında sınır aşan kaynak akımının toplamı 1 trilyon dolara, 2000 yılında 4.9 trilyon dolara ve krizin patladığı 2007 yılı ortalarında da 11.8 trilyon dolara ulaşıyor. 1980-2008 arasında sınır aşan kısa vadeli kaynak akımındaki (sıcak para) artış hızı ise 23.6 kat olmuş. Dünyada gelir artış hızı 5.5 kat iken, finansal varlıklarda bu rakam 16.4 kat, kısa vadeli sermaye hareketlerinde ise 23.6 kat olmuş.

Şimdi 2008 sonrasındaki tabloda, artan finansal varlık ve serbestleştirilen ve hızla büyüyen sıcak para dolaşımına karşın, gelir artışı yerine dünyada gelir dağılımının daha çok bozulduğu ve yoksulluğun arttığı ortaya çıkmıştır.

Fert başına gelir artışının yerine, fert başına borçluluk artışı ikame edilmiştir. Mallara mahreç yaratma sorununu çözebilmek adına, bir arada yaşamanın tüm araçlarını birer altın buzağı sayarak azizlik mertebesine yükselttiği piyasanın emrine sunan kapitalizm, düşmeye devam eden ortalama karlılığını ayakta tutabilmek için, “gelir” yerine “borçluluğu” ikame etmiştir.

KAPİTALİZM DEMOKRASİYE KARŞI

Başta Dünya Bankası ve IMF olmak üzere, dünya ekonomisinin gidişi ile ilgilenen kuruluşlar ve diğerleri, BM-OECD, dünyanın “globalleşme” denilen döneminde yaşanan radikal gelir dağılımı bozulmasının, “tarihin sonunu getirmekte” olduğunu görüyorlar. Gelirin ve sermayenin artan büyüklükte daha küçülen bir grubun elinde toplanması ile J. Carter’ın “demokrasi öldü artık oligarşi var” ifadesi, iktisat politikalarında ulusal devletlerin yerine çok uluslu şirketlerin geçtiğini ve yoksullaşan bir dünya gerçeğini anlatıyor. Sermayenin sınırlı sayıda kişilerin elinde toplanması, temerküz etmesi ve 1980 sonrası neo-liberal köktenciliği ile gelinen yer burası.

Bu sefer farklı derken, kapitalizm, 250 yıllık bir söylemi tekrarlıyor. Hiç vazgeçmiyor. Esas olanın sermayenin gücü olduğunu söylüyor. J. Carter “artık oligarşi var, demokrasi öldü” değerlendirmesini yaparken, sonunda Marx’ın tarihsel tezini doğruluyor. Şimdi demokrasiyi de yok ettiği kabul edilen kapitalizm en yüksek aşamasına ulaşıyor.

Peki, sıradan bireyin gücü bunu engellemeye yetecek mi; herhalde asıl mesele bu oluyor.

 

Nazif Ekzen

Kaynak: Odatv.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.