Davutoğlu: Cumhurbaşkanı İle Başbakan Arasında Problem Çıkarmaya Ayarlı Bir Yapı Var

ANKARA (ANKA) – Başbakan Ahmet Davutoğlu, başkanlık sistemine ilişkin, “Net tercihini ortaya koyamay...

Haberler 10.11.2015, 14:20
Davutoğlu: Cumhurbaşkanı İle Başbakan Arasında Problem Çıkarmaya Ayarlı Bir Yapı Var

ANKARA (ANKA) – Başbakan Ahmet Davutoğlu, başkanlık sistemine ilişkin, “Net tercihini ortaya koyamayan bir anayasa var. Parlamenter sistem mi, başkanlık sistemi mi? Başkanlık sistemi yok görünüyor, ‘Bu parlamenter sistem’ diyoruz ama parlamenter sistem, gerçek anlamda parlamenter sistem olsaydı, 28 Şubat’ta Necmettin Erbakan, Anayasa Mahkemesi’nin huzuruna çıkarılamazdı. Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında her an problem çıkarmaya ayarlı bir yapı var” dedi.

Davutoğlu, katıldığı bir televizyon programında, Türkiye’de korku siyaseti değil, siyaset korkusu olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Korku siyasetini birileri ülkede egemen kılmak istemişse, bunlar DEAŞ gibi birtakım piyonları kullananlar, devlete kendince meydan okuyan PKK’dır. Yine bu korku siyasetinin sözcüleri de bu terör örgütleriyle ilişkili olanlardır. Ben, 7 Haziran’dan bu yana hiçbir konuşmamda herhangi bir dışlayıcı, kutuplaştırıcı, birilerini korkutucu bir dil konuştuğumu bir cümle getirsinler, tartışmaya hazırım. Ne siyasi söylemimizde oldu ne eylemimizde… Korku siyaseti üretmek isteyen PKK ve onunla bağlantılı aktörlerdi. Ona karşı mücadeleyi biz yürüttük. 1 Kasım’da herkes huzurla sandığa gitti. Kimse kimseyi tehdit etmedi ve iddia ediyorum; 1950’den bu yana en barışçıl seçimlerden biri gerçekleşti. Korku siyaseti olmuş olsa, olay olmaz mıydı? Bütün partiler istediklerini yapabildiler, istedikleri söylemi kullanabildiler. Biz son derece açık ve net bir zafer kazandık, şimdi kimse bu zaferin üstünü örtmeye kalkmasın. Korku siyaseti olduğunu iddia edenlerin kendilerini “Niye biz bu oyları kaybettik?” diye özeleştiriye tabii tutmaları lazım. Kendilerini özeleştiriye tabii tutmadan AK Parti’nin başarısına gölge düşürmeye kalkarlarsa daha çok yenilgi tadarlar. Benim tavsiyem, HDP, CHP, MHP’ye tavsiyem, korku siyaseti gibi kavramlar üretmek yerine, otursunlar başlarını iki ellerinin arasına alsınlar, ben yaptım bunu, “Biz nerede hata yaptık?” diye düşünsünler. Onlar siyaset yapmaktan korktular. Korkmasalardı, bizimle hükümet kurarlardı, hükümete bakan verirlerdi. Vermediler; çünkü korktular. Türkiye’de korku siyaseti yok, siyaset korkusu var. Siyaset korkusunu da bunlar yaşıyor.”

-“MİTİNG YAPMAK İSTEDİLER DE BİZ Mİ ENGEL OLDUK?”-

Ankara katliamının ardından herkesin birkaç gün yas tuttuğunu söyleyen Davutoğlu, “Sonra ben meydanlara çıktım, diğer parti liderleri oturmayı tercih ettiler. Üzerlerinde baskı mı vardı? Miting yapmak istediler de biz mi engel olduk? Bir televizyon, gazete röportajına engel mi olundu? Türkiye’de en çok satan 5 gazeteden 4’ü hükümete karşı kampanya yürüttü. Biz şikayet ettik mi? İsteyen eleştirir. Nihai olarak baktığımız yer onlar değil ki, halk. Halkın sizi nasıl gördüğü önemli. Halk bizim demeçlerimize baktı, Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve Demirtaş’a baktı ve seçimde bulundu” dedi.

Davutoğlu, 3 aylık, 6 aylık, 1 yıllık ve 4 yıllık programlar çıkarttıklarını kaydederek, “3 ay içinde kanuni düzenleme gerektirmeyen bütün vaatler yerine getirilecek. Asgari ücret, öğrenci bursları, polis ve askerlere verdiğimiz taahhütler, esnafımıza, gençlerimize… Hepsi yasal düzenleme gerektirmiyorsa, 3 ay içerisinde yapılacak. Yarın hem iş dünyamızı, hem de işveren ve işçi kesimlerini bir araya getiren akşam sohbeti yapacağım. Hepsini de dinleyeceğim. Hükümet programını onları dinleyerek yapacağız” diye konuştu.

-“MESELE CUMHURBAŞKANININ YETKİSİ MESELESİ DEĞİL”-

Başkanlık sistemi ya da parlamenter sistemin bir “mekanizma” olduğunu vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Bunların her ikisinin de özgürlükçü örnekleri de vardır, otoriter örnekleri de vardır. Önemli olan siyasi felsefedir. Mekanizmalar dönemlere uygun veya aykırı düşebilir. Onu hep beraber tartışabiliriz. Özgürlükçü bir anayasa olmalı, vesayete karşı olmalı, güçler ayrılığına dayanmalı, kendi kültürel birikimimize ters düşmemeli ama evrensel değerlere de uyumlu olmalı. Bu kimsenin karşı çıkmayacağı bir felsefe. Önce bunun içini dolduralım, sonra siyasal sistemi tekrar konuşalım. Bunu yapmadan anayasayı salt başkanlık meselesi olarak göstermek sakıncalıdır. 12 Eylül siyasal sistemi, seçilmiş otoritenin önünü açmak yerine, onu kısıtlamak için yapılmış bir anayasadır. 12 Eylül bir darbe anayasası olması itibariyle, ‘Bu seçilenler her an hata yapabilir, onların seçtiği Başbakan da hata yapabilir, onları denetlememiz lazım’ deniliyor. Nasıl denetlenecek? Cumhurbaşkanlığı makamına mutlaka askeriyeden biri gelmeli ve seçilen Başbakan kendini sürekli denetim altında hissetmeli ve bağımsız karar alamamalı. Milli iradeyi sınırlayan bir anayasa. Mantık böyle kurulunca Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı, parlamenter sistem ve başkanlık sistemi arasında son derece karmaşık, bozuk ve kişisel ilişkileri dahi bozacak bir kargaşa doğmuş. Net tercihini ortaya koyamayan bir anayasa var. Parlamenter sistem mi, başkanlık sistemi mi? Başkanlık sistemi yok görünüyor, ‘Bu parlamenter sistem’ diyoruz ama parlamenter sistem, gerçek anlamda parlamenter sistem olsaydı, 28 Şubat’ta Necmettin Erbakan, Anayasa Mahkemesi’nin huzuruna çıkarılamazdı. Yani ortada çok sağlıklı işleyen bir parlamenter sistem var da bunun yerine başkanlık sistemi ikame edilmek isteniyor, değil. Ortada bir problem var. Mesele Cumhurbaşkanının yetkisi meselesi değil. Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında her an problem çıkarmaya ayarlı bir yapı var.”

-“DEAŞ, VATANDAŞLARIMIZI KATLEDEN BİR ÖRGÜTTÜR”-

Davutoğlu, şunları ekledi:

“DEAŞ, Suruç’ta ve Ankara’daki saldırıdaki rolü itibariyle, vatandaşlarımızı katleden bir örgüttür, Adıyaman’da askerimize saldıran bir örgüttür. DEAŞ ile ilgili yürüttüğümüz mücadeledeki kararlılığımız, PKK ile yürüttüğümüz mücadeledeki kararlılığımızla aynıdır. Bu ilk andan itibaren böyleydi. Hiçbir zaman, böyle bir kampanya yürütenler oldu, Türkiye’nin üzerine kara leke çalmak isteyenler oldu, Türkiye hiçbir zaman hiçbir terör örgütüne müsamaha göstermedi. DEAŞ’a da göstermedi, göstermeyecek. Suriye sorunu çözülmeden, DEAŞ’ı tasfiye etseniz bile başka bir terör örgütü ortaya çıkabilir. En baştan beri anlayışımız, Suriye sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması ve bu çözümün Suriye’yi terk eden mülteciler başta olmak üzere, Suriye halkınca kabul görmesidir. Suriye’yi terk eden mültecilerin büyük kısmı Suriye rejiminden kaçtı. Suriye’de halkına zulmedenler hesaba çekilmedikçe, Suriye halkının ‘Barış geldi’ sözüne inanması mümkün değil.” (ANKA)
(AYÇ/ÖZK)

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
banner1037

Gelişmelerden Haberdar Olun

@