Bu hamlenin ulusal ekonominin yıkılması anlamına geldiğinin farkında mısınız

Ahmet Mütit yazdı...

Bu hamlenin ulusal ekonominin yıkılması anlamına geldiğinin farkında mısınız

Boğazımıza kadar borçlanırken, Türkiye’nin, özellikle ara malı üreten ortak malımız fabrikaları, özelleştirme adı altında hunharca satılıp, “konut hamlesine” arsa olarak peşkeş çekilirken sesi çıkmayan, tam tersi borç parayla yapılan bu yağmaya alkış tutan piyasacı taifesi, şimdilerde çözümü “tasarruf oranlarının artırılmasında” ve yeniden sanayileşme hamlesi yapılmasında bulmuş durumda. Sebep ise tahmin edeceğiniz gibi, yanlışlarını anlamaları değil, müflis tüccar durumuna düşürülmüş ekonomimizin borç bulmakta ve sistemi bu haliyle sürdürmekte zorlanır hale gelmesi.

Piyasacıların net olarak yanıtlamaktan kaçındıkları iki soru var. Birincisi ne oldu da, çok güzel yürüdüğünü söyledikleri ekonomik mucizemiz bu hale düştü? İkincisi ise hane halkı gelirlerinin reel anlamda bu kadar düşük olduğu, vatandaşın bankalara borcunun tarihte hiç olmadığı kadar arttığı (2003 Ocak ayında 6,858 milyar TL olan tüketici kredileri, 2015 Ağustos ayında 380,281 milyar TL’ye ulaşmış, yani yaklaşık 550 kat artmış durumda) bir ortamda yurtiçi tasarruflar nasıl artacak? Yeni bir sanayileşme hamlesi nasıl ve hangi parayla gerçekleştirilecek?

Mecliste yer alan partilerin neo-liberal piyasacılığa gönül vermiş yöneticilerine göre, "çözüm kolay. Gönül birliğiyle yapmayı vaat ettikleri neo-liberal reformlarla, yani yurtdışından gelecek borç paraya daha sağlam hukuki garantiler, teşvikler, vergi istisnaları sağlanarak, ulusun ortak malı varlıkların daha kolay satılmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılarak (Buna yatırım ortamının iyileştirilmesi diyorlar) yabancı şirketlerin ülkemizde fabrikalar kurması teşvik edilecek. Neredeyse ulusal sigorta şirketinin kalmadığı bir ortamda, yabancı sigorta şirketleri Bireysel Emeklilik Sigortasında (BES) olduğu gibi devlet kesesinden desteklenerek “iç tasarruflar” artırılmış olacak.

Şaka gibi. Ancak “şaka” burada da bitmiyor. Bu iş öyle, sadece ekonomiye ilişkin alınacak kararlarla da olmaz. Yabancının bir ülkeye borç para vermesi, ödünç fabrika kurmasının başka koşulları da var. Devlet yapısının yeni baştan yapılandırılması, çözüm sürecinin sürdürülmesi gerekiyor.

Nereden çıktı şimdi bu dediğinizi duyar gibiyim. Hemen söyleyeyim, bu benim lafım değil. İş dünyasının yere göğe koyamadığı, “ulusların düşüşü” isimli kitabın yazarı, meşhur neo-liberal ekonomist Daron Acemoğlu böyle söylüyor. Acemoğlu’na göre; “Çözüm sürecinin bitmesi politik sistem ve ekonomi için felaket olur”muş.

Her fırsatta, siyaset ekonomiden elini çeksin diye ortalığa yıkan zevat, nasıl oluyor da, ekonominin geleceğiyle, çözüm süreci yani siyaset arasında bu şekilde güçlü bir ilişki kuruyor. Vatandaşı çözüm sürecine destek olmazsan, ekonomi kötüye gider diye tehdit ediyor?

Aslını isterseniz, Acemoğlu’nun bu sözlerinde yeni olan bir şey yok. Bu laflar çok daha açık şekilde yaklaşık 15 senedir, söylenip duruyor aslında. Sorun etnikçi, mezhepçi demokratlık ve ulus devlet düşmanlığı histerisi içerisinde duymazlıktan gelmemiz.

Hükümetle aralarının iyi olduğu dönemde TÜSİAD tarafından sıklıkla dile getirilip, Murat Belge gibi yanılmışların, gönülden desteklediği yeni anayasa önerileri dikkatle incelendiğinde, “güçlü” bir ekonomi için neo-liberal reformlarla taçlandırılmış yeni bir idari ve siyasi yapılanmaya ihtiyaç olduğunun sıklıkla söylendiği, “özgürlükçü” yeni bir anayasa istenirken kastedilenin bu olduğu görülecektir.

Daha da açık söylersek, ulus devletin yerine, küresel sermaye ve mal akışlarının ülkeye serbestçe giriş çıkışına karışamayacak, ekonominin işleyişine ilişkin yetkilerini, küresel ve AB gibi bölgesel örgütler ile uluslararası sermayenin ulusal karar mekanizmalarında doğrudan rol aldığı (Bağımsız Düzenleyici Kurullar) benzeri yönetişimci yapılara devretmiş, neo-liberal, bölgeli devletin inşası.

Daha da kötü olanı, bunun anlamının ulus devletin, ulusal ekonominin daha açık söylersek Atatürk’ün kurduğu bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin, “demokrasi”, “özgürlük” masallarıyla ve “çözüm yasalarıyla” yıkılması anlamına geldiğinin farkında olmamamız.

Ahmet Müfit

Kaynak: Odatv.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.