Şiir üzerine bir ufuk turu

Şiiri sevmek… Bir şiiri sevmek… Bir şairi sevmek… Şiir ikliminde, dil-yazıda üç ayrı katman.

Gazanfer Eryüksel 25.05.2017, 00:11
Şiir üzerine bir ufuk turu

Şiir üzerine bir ufuk turu

Gazanfer ERYÜKSEL

Şiiri sevmek… Bir şiiri sevmek… Bir şairi sevmek… Şiir ikliminde, dil-yazıda üç ayrı katman. 

“Şiiri sevmek” olmazsa olmazıdır şiir ikliminin. Tıpkı denizleri ve karaları taşıyan magma tabakası gibi… 
“Bir şiiri sevmek” ilginç bir boyuttur. O şiir, şiirdir şüphesiz, söyleyen şair olmayabilir ama… Bu boyut şiirin sarkacında hassas bir terazidir. Tipik örnek, “Telli kavak” şiiridir. Şiir Aydın Gün’ün. (d. 1917, Adana - ö. 30 Kasım 2007 - Berlin),  Opera Sanatçısı, Rejisör, İstanbul ve Ankara Operası'nın kurucusu)

Şiirde adı geçen köy, Kastamonu’nun Daday İlçesinin, Çiğdene Köyü’dür. Köyün adı halk arasında “Çiydere” olarak söylenmektedir. Aydın Gün’ün yolu bu köye mi düşmüştür, yoksa şiirde anlatılan hikâyeyi birinden mi dinlemiştir? Bu soruların yanıtları sır. Çünkü 30 Kasım 2007’de yitirdik Aydın Gün’ü… Şiirdeki söyleyişin bir opera sanatçısının ilgi alanıyla örtüşmemesi ise bir başka gizem. Neydi onu bu şiiri söylemeye kışkırtan? İşte “Telli Kavak”…

Telli kavak
Bir telli kavak büyürdü, 
Daday'ın Çiydere köyünde usuldan, usuldan. 
Yerin karanlığından azat olmuş, 
Aydınlık sular yürürdü ayaklarının ucundan. 
Kendi halindeydi telli kavak. 
Geceleri gökyüzüne bakarak, 
Samanyolu’nu düşünürdü yaprak, yaprak. 
Başka şey de dilemezdi. 
En uzak rüzgârlara kaptırmıştı başını; 
Ona konmayan kuşa kuş, 
Ona değmeyen rüzgâra rüzgâr da denmezdi. 

Gel zaman git zaman, 
Kızını everecekti Çiydereli Halil 
Cebindeki yetmezdi. 
Bir gece sabaha karşı; 
Ver yansın ettiler baltayı ayak bileklerine Telli'nin. 
Uyanıverdi ilk vuruştan 
Aman, dedi telli kavak; kıyman! 
Sular bulandı ayaklarının ucundan, 
Yapraklar yalvardı hep bir ağızdan; vurman! 

Aman zaman dinler miydi Çiydereli Halil 
Kızını everecekti, cebindeki yetmezdi. 
Yıkılıverdi telli kavak, 
Ortasına gecenin boylu boyuncak. 
Oldu mu ya, dedi telli kavak 
Böğründe duran baltaya; 
Yaşayıp gidiyorduk şunun şurasında. 
Kim gönderecek şimdi selâmını suların, 
Samanyolu’na yaprak, yaprak? 
Ne olacak şimdi rüzgâr? 
Kuşlar nereye konacak? 

Ordan oraya atıldı telli kavak 
Elden ele satıldı. 
Boynuna dört demir takıldı 

Çankırı'ya beş mavzer atımı uzak, 
Bir tepenin duldasına çakıldı. 
Telefon direği oldu telli kavak. 
Vınladı durdu telefon telleri boynunda. 
Samanyolu’na baktı geceleri. 
Suları düşündü ayaklarının ucunda, 
Yapraklarını düşündü, 
Rüzgârı düşündü avcunda, 
Gözleri dolu dolu oldu. 
Bir türkü tutturdu en sonunda; 
'Telefonun tellerine, kuşlar mı konar 
Herkes sevdiğine cicim, böyle mi yapar?'

Geçenlerde Naim Tuncalı elinde bir şiirle geldi. “Naciye” şiiri… Sadri Alışık’ın şiirlerini andıran bir söyleyiş… Yapılan internet araştırmasında Mustafa Yuluğ’un bu şiir okuduğu dinletisine bu şiirle başladığını öğrendik. Mustafa Yuluğ ise Mülkiyeli bir bürokrattır. Şiiri internette paylaşan ise ne “Aydın Gün” adını duymuş, ne de böyle şiir de… Şiir şöyle…

Naciye’nin şarkısı 

Boşuna uğraşıp durma öyle Naciye
Rita Hayworth'a benzeyeceğim diye
O kim sen kimsin
Hem ne diye
O boy aynalarında süsler kendini
Sen pencere camlarında Naciye
Kokuların en alası onda kokar
En belâlısı sende Naciye
Onu ağırlığınca altın çeken han oğlu sever
Seni ağırlığınca dert çeken Naciye
Sen bir reji kızısın
Ben bir garip boyacı
Kendine acı Naciye
Olmazsa bana acı
Çık akşamları pencereye
Alacakaranlıkta dursun zaman
Seyret gelip geçeni
Söyle benim türkümü Naciye
Boyacının alları, alları
Kırdı geçti camları
Kahpenin kızı gâvurun kızı Naciye…

Her iki şiir de serbest şiir tarzında yazılmış. Ancak ortak bir şiir söylemi yok…  Şiir gerçekten Aydın Gün’e mi ait? İşte yanıtsız bir soru… Çünkü internet inanılmaz bilgi kirliliği olan bir alan…

Ancak bütün bunlar bizim şiiri sevmemize engel değil. En azından benim hoşuma gitti.

“Bir şairi sevmek” ise çok derinlikli bir boyut... O şairin söyleyişiyle aranızda bir kan bağı yakınlığı hissetmeniz lâzım. Dizelerdeki tını sizin gönül telinizi titretmeli… Bir şairi seven okur onun ulaşabildiği bütün şiirlerini okuyandır. O şiirler, sizin söylemek istetip de dile getiremediğiniz duygu ve düşüncelerinizdir. O şiirler eğer edebiyatla ve hele şiirle uğraşıyorsanız sizi şiire kışkırtan metinlerdir. 

Meraklısı için ek:

Mustafa Yuluğ, (d. 1934, İzmir), Yeminli Mali Müşavir.
1957 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun olmuştur.  1963-65 yılları arasında bulunduğu Wisconsin Üniversitesi’nden Master of Science. 1968 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden iktisat doktoru ve 1969 yılında da Public Service Fellow olarak bulunduğu Harvard Üniversitesinden Master in Public Administration derecelerini almıştır. 

1957 yılında Maliye Teftiş Kurulu'na girmiş; 1968'de Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdür Yardımcılığı'na, Eylül 1969'da Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdür Müşavirliği'ne 1972 yılında Çalışma Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı'na, 1973'te Dünya Bankası Uzmanlığı'na, 1974'de T.C. Kıbrıs Yardım Heyeti Başkanlığı'na, 1976'da Çalışma ve Maliye Bakanlıkları Müşavirliği'ne, 1978'de Maliye Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü'ne getirilmiş, 1981-1983 yılları arasında Yüksek Öğretim Kurulu üyeliği görevini sürdürmüş, 1985'te Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Üyeliği'ne atanmıştır. 1991 yılında Devlet Denetleme Kurulu Üyeliği'nden çekilmiş ve 1991 yılı Eylül ayında emekli olmuştur.

Ayrıca, 1968-1979 döneminde Hacettepe Üniversitesi, TODAİE, Kara Harp Okulu, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, Maliye Okulu ve Maliye Meslek Yüksek Okulunda dersler vermiştir. Evli ve iki çocuk babasıdır. Halen Yeminli Mali Müşavir olarak çalışmaktadır. "Fahri Maliye Müfettişi" unvanına sahip bulunmaktadır. 10 kitabı ve 150 dolayında makale, bildiri, vb. yayınlanmıştır.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?

Gelişmelerden Haberdar Olun

@