Küreselleşme ve Müzecilik…

İnsanlar, onlar için sembolik değer taşıyan nesneleri, yapıntılar, sanat eserlerini toplamış, biriktirmişlerdir.

Gazanfer Eryüksel 28.04.2017, 13:30 28.04.2017, 13:39
Küreselleşme ve Müzecilik…

Küreselleşme ve Müzecilik…

Gazanfer ERYÜKSEL

İnsanlar, onlar için sembolik değer taşıyan nesneleri, yapıntılar, sanat eserlerini toplamış, biriktirmişlerdir. Bu anlayışın kurumsallaşmasıyla da müzelerin oluştuğunu görmekteyiz. Şeylerin hâlden hâle geçen sürekliğini, kültürü, toplumsal bellek olarak geleceğe taşıyan yapılardır müzeler.

Müze kavramı, Uluslararası Müzeler Komitesince (ICOM) 2007 yılında şöyle tanımlanmıştır. “Toplumun ve gelişiminin hizmetinde olan, halka açık, insana ve yaşadığı çevreye dair tanıklık eden malzemelerin üzerinde araştırma yapan, bu malzemeleri toplayan, koruyan, bilgiyi paylaşan ve sonunda inceleme, eğitim ve zevk alma doğrultusunda sergileyen, kâr düşüncesinden bağımsız, sürekliliği olan bir kurum…”

İnsanlık tarihinde sömürgecilik-emperyalizm aşamasına geçilmesiyle birlikte müzelerin sömürgeci devletlerin fetih yol haritasına dönüştüğünü söyleyebiliriz. Paris’te Louvre, Londra’da British Museum, Berlin Müzesi, New York’taki Metropolitan… Bu müzelerde yağmalanan ülkelerin sanat eserleri sergilenmektedir. Bu kültürel yağma, kendilerinin “uygar” olduğunu söyleyen ülkeler tarafından meşrulaştırılmaktadır. Yağmacı ülkedeki başat yapı, tarih bilinçleri olmayan, barbar ve geri kalmış sayılan kültürlerin Batı merkezci bir anlayışla tarihselleşeceğidir.

Emperyalizm, küreselleşme maskesiyle inanç ve etnik köken kartlarını kullanarak ulus devletleri parçalayarak şehir devletlerine dönüştürme çabasındadır. Şehir devletlerini ise şirketlerin yönetmesini hayal etmektedir. Bu anlayış, her alanda özelleştirmeyi dayatmaktadır. Devletin egemenliğinin şirketlere devredilmesi… Çağımızın müzeleri ve müzecilik anlayışı da bu dalganın etkisiyle şirketler veya onların uzantısı vakıflar tarafından kurulmaktadır.

Küreselleşme maskeli emperyalizm için kültür, sanat ve spor şirketlerin endirekt reklam ve halkla ilişkiler hamlesidir. Teşbih bu ya “şirinlik muskası” da diyebiliriz. Kültür merkezleri ise rantı meşrulaştırma aracına dönüşmüştür.

Lüks moda markaların müzeleri…

Gucci, Prada, Yves Saint Laurent, Louis Vuitton müzeleri İtalya ve Fransa’yı adeta işgal etmiş durumdadır. Venedik’in, Floransa’nın en görkemli sarayları özelleştirilerek müzelere dönüştürülmektedir. Bu müzelerde sanat, lüksle, modayla ve tasarımla iç içe geçmiş durumdadır. 19. yüzyıldan beri Modernizmin gelişmesiyle örgütlenen sanatın özerkliğinden geriye bir şey kalmamaktadır.

Müzelerin medyalaşması…

Küreselleşmeyle birlikte uluslararası rekabetin yerini metropoller arası rekabet almaya başlamıştır. Bu dönüşümden kaçınılmaz olarak Türkiye ve özellikle İstanbul da etkilenmiş durumdadır. Müzeler, bienaller, festivaller, fuarlar vb büyükşehirler arası rekabetin en önemli mecrası ve medyası dönüşmüştür.

Ne denli dikkat çektiğini bilemeyiz ama lüks konutların pazarlanmasında sanat etkin bir medya aracı olarak kullanılmaktadır. Emlak şirketleri galeriler açmakta, sanat dergileri çıkarmaktadır. Örneğin, 42 Maslak Projesi, “tamamen sanatla yaşayan bir proje” olarak satışa sunulmakta, “Artful Living” adlı bir dergi çıkarılmaktadır. Varyap, “yaşam-sanat galerileri” açmakta, Rixos Residances Bomonti ise “sanatın kollarında estetik bir yaşam” sunduğunu söyleyerek reklam yapmaktadır.

Müzelerin bir iletişim medyasına dönüştüğünün en tipik örneği ise Borusan Ofis Müzesi’dir. Borusan Ofis Müzesi’nde (Borusan Comtemporary) müze diye şirketin yönetim merkezini gezmektesiniz. Masalar, sandalyeler, koltuklar, makamlar, odalar ve bir de çoğu sipariş olan, dekor kabilinden eserler. İşin ilginç tarafı bütün bunlar müze diye tanıtılmakta ve sunulmaktadır. Daha sonra bu yapıya Asım Kocabıyık’ın bazı koleksiyonları eklenerek bir makyaj yapılmaya çalışılmıştır.

İstanbul’un adeta şehir içindeki varoşu olan Dolapdere’de inşaatı süren Koç Çağdaş Sanat Müzesi ve açınlan galerileri görünce ister istemez “Eniştem beni neden öpüyor?” sorusu akla gelmektedir. Çünkü bir yere galeriler geldiği zaman orada kentsel ranta yönelik bir dönüşüm başlıyor demektir. Bu anlayışın erken dönem örneklerinde biri New York’taki SOHO’dur. Soho’da önceleri Porto Rikolu ve Afrikalı işçilerin çalıştığı imalathaneler zaman içinde galerilere dönüşmüş /dönüştürülmüştür. New York Guggenheim’ın ilk şubesini burada açmasından sonra Soho “uçuşa geçmiştir”. Bir örnek de İngiltere’den verelim. Londra’daki Tate Modern Müzesi daha önceleri bir elektrik santralidir. Şimdi ise burası açılan galeriler, şirket merkezleri ile lüks emlak merkezine dönüşmüştür. Sözün özünü Felix Guattari’ye bırakırsak, “Zamanımız iletişim kapitalizminin zamanı…” (30 Nisan 1930 - ö. 29 Ağustos 1992, Fransız politik aktivist, psikanalist ve filozof.)

“Ne yani özel sektör sanata destek vermesin mi?” ve benzeri soruları duyar gibiyim. Mesele özel sektörün sanata ve kültüre destek verirken bunu hangi amaçla yaptığını görmekten geçmektedir. Örneğin çevre kirliliğinin baş müsebbibi şirketlerden biri olan BP Tate’e sponsor olmasıyla ilgili eylemler düzenlenmiş ve başarılı da olunmuştur. Sanatı himaye bahanesiyle çevreye verdiği zararları örtbas etme hamlesi teşhir edilmiştir. Egemen güçler ile sanat-bilim ilişkisi tarih boyunca fincancı katırlarını ürkütmedikleri sürece oluşan bir dar bölge uzlaşmasıdır. Bu uzlaşmada belirleyici olan her dönemde egemen güçlerin çıkarları olmuştur. 

Müzecilik Meslek Kuruluşu Derneği’nin bir açıklamasındaki ifadelerin altını çizerek okumalıyız.   

“Haziran 2014’te Topçu Kışlası inşasına dair yapılan açıklamalarda, ‘Gezi Parkı’nda bir kent müzesi kurulacak’ ifadesinin ağaç kesimini meşrulaştırıcı bir gerekçe olarak öne sürülmesini de hatırlayarak, müze tanımının ve müzecilik algısının hem yerel hem de merkezi yönetimce uygulanan devlet politikalarındaki kullanım şeklinden endişe duyuyoruz. Bu bağlamda, Müzecilik Meslek Kuruluşu Derneği olarak, Türkiye’de müzelerin, güncel tartışmalarda, çağdaş müzecilik anlayışına uygun bir şekilde yer bulmasını umut ediyoruz.”

 “Hayat geriye doğru anlanır, ama ileriye doğru yaşanır” (Kierkegaard 1813-1855) diyerek üç nokta koyalım yazıya…

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
bayan gömlek instax SEO Stratejileri ile Kalıcı Çözümler!

Gelişmelerden Haberdar Olun

@