Ülkemizde YÖK üzerine yapılan tartışmalar YÖK'ün işlevi ve şekli arasına sıkışmış bir med-cezir görüntüsü veriyor. Zira YÖK'ün işlevi üzerine yürütülün tartışmalar kimi zaman tarihsel derinlikten kopuk bir değerlendirmeye saplanıp kalabiliyor. Öte yandan YÖK'ün şekli üzerinden yapılan tartışmalar ise böyle bir kurumun varlığının sorgulanmasına neden oluyor. Ama bizim için asıl tartışma içerik ve şekil tartışmasının dışında oluşuyor.

            28 Şubat sürecinin YÖK'ü yeniden düzenlemeye dönük girişimleri, belli politik çevrelerde duraksamalara neden olmuştu. Doğruydu belki de; yüksek öğrenimi düzenlemekle ilgili kurumun yönetimine laik-bilimsel-demokrat güçlerin getirilmeleri bir nefes alma ortamı oluşturmuştu. Bu durum YÖK'ün kuruluşundaki ve kuruluş işlevindeki acıların hafiflemesine neden olmuş, gerici kadrolaşmalar için fren görevi görmüş ve hepsinden önemlisi bilimsel bir eğitim için yeni fırsatlar yaratmıştı. Peki bunu yeterli kabul etmek mümkün müydü?

            Ama her 6 Kasım'da solcu öğrencilerin önderliğinde yaşanan YÖK protestoları, bu dönemsel ilişkilerin dışında bir eylemselliğe işaret ediyordu: YÖK, 12 Eylül Faşizminin bir sembolüydü ve o yüzden kaldırılması talep ediliyordu. Kuşkusuz her 12 Eylül acılarımızı damıtarak öğrendiğimiz dersleri bize tekrar hatırlatıyor. Bize tekrar faşizme karşı birleşmemiz ve mücadele etmemiz gerektiğini söylüyor.

            Bugün siyasal iktidar, genişlemiş ve devletin bütün hücrelerine nüfuz eden bir hacime ulaşmıştır. AKP ve dolayısıyla gericilik devletleşmiştir. Devlet siyasi bir kuşatmadan sonra büyük oranda belli bir siyasi partinin eline geçmiştir. Bu siyasi parti, kısa erimli bir geçmişe sahip olmadığı gibi basit bir siyasi programı olan bir yapıya da sahip değildir. AKP ve yönetici kadroları aydınlanma karşıtı görüşlerden beslenmiş, belirli bir anlayış tarafından özel olarak yetiştirilmiş ve Cumhuriyetin tüm değerlerinin karşısında konumlanmış bir siyasi harekettir. Dolayısıyla ele geçirdikleri tüm kurumlarda bu siyaseti yerleştiren ve dayatan bir politikayı yürütmektedirler.

            AKP Türkiye siyasi yelpazesinin yalnızca bir partisiyken ve doğal olarak bir parçası iken, bütüne, yani siyasi yelpazenin tamamına hükmetmeye çalışan bir anlayışa bürünmüştür. Bu biçimiyle parça, bütüne hakim olmaya çalışmaktadır. Bu çabanın bir ürünü olarak tüm yapılar işgal edilmekte ve güdümlenmektedir.

            YÖK de bunlardan biridir. Doğal olarak YÖK'e karşı protestoların artık iki boyutu vardır. Birincisi evet YÖK, 12 Eylül Faşizminin simgeselleştiği bir kurumdur ve aynı zamanda artık AKP siyasetinin de üniversitelere yerleştirdiği gerici anlayışın kalesine dönüşmüştür. Faşizm ve gericilik burada da ardışık bir yapı resmetmektedir. Demek ki YÖK'e karşı çıkmak, yalnızca bir kurumun işleviyle ilişkili değil onun politik arenada üstlenmiş olduğu tarihsel rollere karşı da dik durmak demektir.

            Eğitimiş, Türkiye'de aydınlanmacı ve bilimsel bir eğitimi var gücüyle savunmaktadır: Sendikamız eğitim sistemine yöneltilen planlı saldırılara karşı nasıl dik duruş sergiliyorsa, bu saldırıların bir hedefi olan üniversitelerdeki gerici yapılanmanın mimarı olan YÖK'e karşı da dik duracak ve karşı çıkacaktır. Eğitimiş var olduğu müddete bilimsel eğitime sahip çıkmış ve çıkmaya da devam edecektir.

Önder YILMAZ

Eğitimiş Sendikası

Genel Eğitim Sekreteri

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.