Kadınlar, kapitalist sistemde iki kat sömürüye tabi tutulmakta iken, bu yetmezmiş gibi kapitalizmin en son aşaması olan emperyalist aşamayla kadın sömürüsü daha da katmerlenmiştir.

            Emperyalistler, bizim gibi Müslüman ülkelerde Ortaçağcı gericiliğin-şeriatçılığın sosyal tabanını oluşturan örgütler ile iş birliği yapar. Çünkü bunların savundukları dünya görüşü ve sınıf çıkarları söz konusu sermayeye aittir.

Afganistan’da Sosyalizme karşı “Yeşil Kuşak “ oluşturmak için ABD emperyalizmi tarafından ortaçağcı-gerici-şeriatçı Taliban örgütlenip devrimcilerin üzerine salındı. Taliban’ın ilk marifeti de kadının üstünde dini bir baskı kurmak olmuştur. Kadının çalışması yasaklanmış, “burka” denilen her tarafı kapalı giysiyi giymeye zorlamış, yanında erkek olmadan dışarı çıkması yasaklanmış, eğitim hakkından yoksun bırakmıştır.

Emperyalistler girdikleri ülkelerde en gerici kesimlerle ittifak yaparlar. Bu gerici örgütlerde şu an IŞİD’in Ortadoğu’da yaptığı gibi, ilk yaptıkları kadınları alınıp satılan köleler haline getirmek, tecavüz etmek, hülle nikahı vb. pek çok iğrenç ilişki yaşatmaktır kadınlara.

            Emperyalist ABD’nin desteğiyle iş başına gelen gerici-şeriatçı yönetimler ve örgütler o ülkede yaşayan kadınlara yaşattıkları içler acısıdır. Afganistan’da doğum kontrolü yasak olduğu için her yıl 16 bin kadın doğum sırasında yaşamını yitiriyor. Yine ülkede verem vakasının yüzde 70’i kadın. Yine şeriat ile yönetilen bu ülkelerde kadınların Recm cezası ile yani taşlanarak öldürülmesi haberlerini sık sık duyarız. Yani şeriat kadınlara, en acımasız kuralları uygulamaktan çekinmez. 

ABD emperyalizmi BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) ulaşmak için, tüm dünyanın gözü gönünde, Ortadoğu halklarının üzerine tonlarca bomba yağdırarak, yüzbinlerce masum insanın canına kıymakta, milyonlarca insanın da sakat, evsiz, aç-susuz kalmasına neden olmaktadır. Bundan da en çok kadınlar ve çocuklar zarar görmektedir. Emperyalist sömürünün dünya çapında yükseldiği bir ortamda kadın haklarından ve kadınların özgürleşmesinden söz etmek imkansızdır. Savaş öncelikle kadının bedensel bütünlüğünü ve temel insan haklarını tehdit etmektedir.

            UNİCEF raporlarına göre Irak’a uygulanan ambargo, en çok çocukları ve kadınları yıkıma uğratmış. Irak’ta bu yıllarda hamile kadınların acil sağlık yardımı alması ve hastanede doğum yapma şansı o kadar azalmış ki Irak’ta her 100 bin anneden 300’ü ölmüş.

            Yanı başımızda ki komşularımız, Irak, Suriye’de yaşanan haksız savaşın içerisine ülkemizde çekilmek istenmektedir. Hatta AKP iktidarı, bu kirli savaşa hava üslerimizi, limanlarımızı, sınırlarımızı açarak, IŞİD denilen baş belası örgütün bizim topraklarımızda yetiştirilmesi ve beslenmesi ile ilgili koltuk değnekliği yapmaktadır. Bu haksız savaş, ekonomik ve sosyal yönden ülkemize derin yaralar açacak, onbinlerce masum insanımız emperyalistlerin kirli çıkarlı yüzünden yok yere canından olacak. Öte yandan, yine olası bir savaşın faturası cephe gerisindeki emekçi halka özellikle de kadınlara İşsizlik-pahalılık-zam-zulüm olarak yansıyacaktır.

            Emperyalist savaşlar en çok kadınları ve çocukları etkiler, çünkü bu savaşlar kadının hayatın her alanında işçi olarak, ana olarak, eş olarak daha çok ezilmelerine neden olmaktadır.

            Yine kadınlar, daha ucuz iş gücü olarak görüldüğü için, kadın emeği, silahlanma sanayinde büyük ölçüde kullanılmaktadır. Geçmişte de böyle olmuştur. Almanya’da, 1933’te, faşist hükümetin emirleri uyarınca 150 bin işçi fabrikalardan atılırken, bir tek işçi bile silah fabrikalarından çıkarılmamış, tersine, artık savaş için çalışmakta olan fabrikalara binlerce yeni kadın işçi alınmıştır. Savaşta silah sanayinde ucuz iş gücü olarak kullanılan kadın, savaştan sonra işten çıkarılmış ve evlerine gönderilmiştir.

            Ayrıca emperyalistler, çok sayıda siyasi, dini, ekonomik ve kültürel kadın örgütlerinin yardımıyla, kadınları ideolojik ve örgütsel bakımdan savaşa hazırlamış ve kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda kullanmıştır. İkinci Dünya Savaşı döneminde, Japon ordu yönetimi kadın kolları örgütlemiş, yine Almanya’da Alman Kızlar Birliği ve Almanya Milli Kadınlar Derneği ile birlikte sekiz milyon kadını üye yaparak ve faşist ruhla bunları eğiterek savaşa hazırlamışlardır.

            Emperyalist savaşın bir kötülüğü de, savaşın faturasının cephe gerisindeki kadınlara; daha çok işsizlik, pahalılık, zam ve zulüm getirmesidir. Zaten kıt kanaat geçinmeye çalışarak ev ekonomisini düzenleyen kadın, daha da zor durumda kalacak, belki de çocuklarına yiyecek bir ekmek bile bulamayacak. Ayrıca savaştan dolayı kamu harcamalarında yapılan kesintiler yine kadınlar için hayati önem taşıyan eğitim, sağlık gibi sosyal hizmetlerin de kısıtlanması demektir.

Dünya’daki mültecilerin üçte ikisini oluşturan kadınlar ve çocuklar yeni bir göç dalgasından en fazla etkilenen kesimdir. Telafer ve Şengal’den (Sincar) yayınlanan görüntüler hala belleklerimizde ve içimizi yakıyor. Evlerinden, yurtlarından kopartılan ve Batman’a gelen Telaferli Türkmenler, “Yollar ölülerimizin kokusundan geçilemez olmuştu. Ölülerimizin arasından geçerek buraya varabildik. Yollarda binlerce cesetle karşılaştık, gözlerimizin önünde çocuklarımız susuzluktan öldü, IŞİD eline geçirdikleri kadınların küpelerini kulaklarını keserek alıyordu. Kadınları üstlerindeki ziynet eşyaları alıp öyle pazarda satıyorlardı. Kadınlara yönelik insanlık dışı muamele vardı” diye haykırıyorlar tüm dünyaya.

IŞİD sapıklarının sürekli tecavüzüne uğrayan, IŞİD tarafından kaçırılan 200 kadınından biri olan Leyla “Allah aşkına, size bildirdiğim konumu savaş uçaklarına bildirin, gelip bizi bombalasınlar ve bu berbat durumdan kurtarsınlar!” diyerek sesleniyordu dünyaya. “Gelin bizi kurtarın. Amerika, Avrupa ve sesimizin ulaştığı herkese sesleniyoruz, gelin bizi bu canilerin elinden kurtarın!” diye devam ediyor bu onurlu kadın, gerçekte bu sapıkları yaratanın, besleyip kendileri gibi mazlumların üzerine salanların, yardımını talep ettiği ABD Emperyalistleri olduğunu bilmeden. Bu örnekler bile emperyalist savaşta özellikle kadınların ve çocukların durumunun ne kadar içler acısı olduğunu göstermeye yeter.  

            Ayrıca kadına aile içi şiddet uygulamaları büyük artışlar gösterecektir savaş süresinde ve sonrasında. Savaşta travma geçiren eş, baba, erkek kardeş bütün hıncını yine kadından alacaktır.

            Yoksulluk kadar savaş da, kadınları fuhuş sektörüne itmeye zorlar. Yüz binlerce paralı Amerikan askerinin yoksulluğun pençesindeki ülkeye akın etmesiyle oluşan talebi karşılamak için bu yoksul ülkenin erkekleri tarafından, kadın bedeninin pazarlanmasına dayanan geniş bir fuhuş sektörü oluşacaktır.

            Kadına yönelik şiddet her alanda daha da artacaktır. Tecavüz savaş sırasında yaygın olarak kullanılır. Karşı tarafın kadınlarına tecavüz eden askerler, bu şekilde düşmanın soyunu bozduklarını varsayarlar. Tecavüze uğrayan kadınlar bu yolla düşmanın çocuğunu doğurmaya zorlanır ve böylelikle tecavüzcü, diğer kadının bedenini tıpkı ülkesinin toprakları gibi işgal edip ona sahip olduğuna inanır.

            ABD Vietnam işgalinde: 14 Mart 1968 yılında Maidayi Köyüne girerek tüm kadınlara tecavüz ediyorlar ve 450 köylüyle birlikte bu kadınları da öldürüyorlar. Bu işgal sırasında toplam 31 bin kadına tecavüz ediliyor. ABD emperyalizminin Balkanlarda çıkarttığı iç savaşlarda 50 bin Boşnak, Sırp ve diğer halklardan olan kadınlar tecavüze uğratılmıştır.

            Savaşın kadın üzerinde ki olumsuz örneklerini sayarken, savaş olduğunda vatanını düşman işgalinden kurtarmak için fiili olarak savaşa katılan ve erkekler gibi cephede çarpışarak hayatını kaybeden, gazi olan kadınları da unutmamak gerekir. Ülkemizde 1. Ulusal Kurtuluş Savaşımız kadınlarımızın kahramanlıklarıyla doludur. Hiçbir savaş yoktur ki kadınının desteğini almadan başarılı olsun. Yine kadınlar savaşta tüm faaliyetlere nefer gibi katılmış, üniforma dikmiş, cepheye cephane taşımış, cephede hemşirelik ve hastabakıcılığı yapmış, silah taşımış ve savaşmıştır. Dünya tarihi de buna benzer örneklerle doludur.

            Değerli okurlarım, neden bu konuyu seçtiğimi sanırım anladınız. Yanı başımızda ki mazlum halkların özellikle de çocukların ve kadınların haykırışlarını duymamak ve sessiz kalmak mümkün değil. Ayrıca bugün komşu ülkelerimizde yaşananlar bize çok uzak değil. Şimdi sıra bize geldi. Bin yıllardır bir arada yaşayan Türk ve Kürt halkının arasını her türlü provokasyonlarla açıyor ve ülkemizi üçe bölme planlarını an geçirmeden hayata geçirmeye çalışıyorlar. Güne şehit haberleri ile başlıyoruz, yüreğimiz yangın yeri Ama yangın düştüğü yeri yakıyor, o yüzden de en çok da anaların yüreği yanıyor.

ABD emperyalistlerinin ve onların yerli işbirlikçilerinin oyunlarını bozmak bizim elimizde. Yeter ki biz tek ses tek yürek olalım ve İkinci Kurtuluş Savaşı ruhu ile ayağa kalkalım. “Yeter Artık, Bu Halk, Bu Ülke Sahipsiz Değildir!” diyelim. Bunu başardığımız zaman onları tükürüklerimizle bile boğarız. Yeter ki inanalım ve harekete geçelim, unutmayalım ki mazlum halklara yaşatılan bu zulüm, biz sessiz kaldığımız sürece artarak devam edecek ve sıra bize gelecek. Sessizliğimizi bozmaz isek bizde bu vahşetin ve katliamların sorumlusu olmaya devam edeceğiz. Savaşsız, sömürüsüz günler dileğimle…

            

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.