"İç tasarruf" formülü ekonomiyi kurtaracak mı

Mesele hiç de anlatıldığı gibi değil

Haberler 10.11.2015, 21:12

Amerikan kredi derecelendirme şirketi Moody’s yetkilisi Alpona  Banerji, söz konusu şirketin geçen hafta içerisinde İstanbul’da düzenlediği toplantıda; Türkiye’nin gelişen ülkeler arasında cari açık ve dış finansman bağımlılığı nedeniyle diğerlerine göre çok daha riskli bir konumda bulunduğunu söyledi. Banerji’ye göre bu durumdan kurtuluşun yolu, dış finansmana yani dış borca bağımlılığın azaltılması. Bu nedenle de, şu anda Türkiye'den yapısal reformlar konusunda en büyük beklentilerinin tasarruf alanında olduğunu ifade etti.

Son zamanlarda çokça dillendirilen bu “iç tasarruf” konusuna, seçimlerden kısa süre önce, ünlü bir iktisatçımız da değinmiş, ülkemiz ekonomisinin, tasarruf oranları artırılmadan düze çıkmasının mümkün görünmediğini ifade etmişti.

Yazımızda, son dönemde, sıklıkla dile getirilmeye başlanan bu konuyu iki temel soru ekseninde ele alacağız.  

Birinci soru; Daha 2-3 yıl öncesine kadar, “İç tasarruflarımız yeterli değil, büyümek için dış kaynağa ihtiyacımız var. Dolayısıyla önemli olan paranın kimin olduğu, nereden geldiği değil, geliyor olmasıdır. Siyasetin yapması gereken, para akışının aksamaması için gerekli güven ortamının hazırlanmasıdır”  diye nutuklar atan piyasacı taifesi, ne oldu da bu gün paranın kaynağını, iç tasarruf mu yoksa dış tasarruf mu olduğunu önemsemeye, sorgulamaya başladı?

İkinci soru; 12 Eylül darbesiyle başlayan süreçte uygulanan, neo-liberal iktisat politikaları sonucunda, ülke ekonomisinin bu gün içine düştüğü dış borca bağımlılık sarmalında, yurt içi tasarruf oranlarının artırılması mümkün olabilir mi?

İlk soruyla yani yurt içi tasarruf aşkının nereden çıktığıyla başlayalım. Bu sorunun iki çok basit yanıtı bulunuyor.

Birinci yanıt, borç verenlerin durumuyla yani türev finansal enstrümanlarla yaratılan sanal para bolluğuna/aşırı finansallaşmaya dayalı sistemin artık sürdürülemez hale gelmiş olmasıyla ilgili. Gerçek anlamda “varlık” karşılığı olmayan, “varlığa dayalı menkul değerlerle” sermaye piyasalarında yaratılan değer balonları, (Dünya toplam Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının yaklaşık 10,  Dünya toplam reel varlık büyüklüğü olan 210 trilyon doların ise yaklaşık 3 katı seviyesinde) parasal genişleme adı altında Merkez Bankalarınca piyasaya sürülen onca paraya rağmen söndürülememiş durumda.

Bu durum, özellikle borç verenler yani uluslararası mali sermayenin (bankalar, finans kuruluşları, sigorta şirketleri) bilançoları açısından büyük dengesizlik oluşturuyor. Her ne kadar, merkez bankaları kanalıyla basılan paralar/artırılan emisyon yoluyla, varlıkların değeri reel anlamda düşürülerek bu sorun aşılmaya çalışılıyor, finans kuruluşları rahatlatılmaya çalışılıyor olsa da, onca basılan paraya karşın, sorun henüz aşılabilmiş, finansal büyüklüklerle reel büyüklükler arasındaki denge oluşturulabilmiş değil. Bu durumda öyle veya böyle parasal genişlemenin sonlandırılması gerekiyor. Bizim gibi ülkelere borç vermiş finansörlerin aman ABD’de istihdam yeterince artmasın da FED faiz artırmaktan vazgeçsin diye dua ediyor olmaları bu yüzden.

İkinci yanıt, birici yanıt ve bizim gibi büyüyebilmek için borç paraya bağımlı hale gelmiş bizim gibi ülkelerin ekonomik durumuyla ilişkili. Döviz borçlarınız artarken, Gayri Safi Yurtiçi Hasılanız (GSYH) döviz bazında düşüyorsa, yeni borçlar için daha yüksek faiz ödemeyi göze almak, buna karşılık yine de aradığınız borcu bulamamak riskiyle karşı karşıyasınız demektir.

Sermaye piyasalarının küresel ölçekte daralmak zorunda olduğu bir dönemde bunun sonucu, dış kaynağa muhtaç hale gelmiş bir ekonomi bırakın büyümeyi reel anlamda küçülmek zorunda kalması olacaktır. Küçülen yani daha az değer üreten bir ekonomi, mevcut borçların ve bu borçlara ait faizlerin ödenmesinde daha çok zorluk yaşayacak, bu durum da ülkeye borç verecek para babalarını borç verecek daha güvenli limanlar aramaya sevk edecektir.

 

SICAK PARANIN MALİYETİ

Gelelim ikinci yani “neo-liberal iktisat politikaları sonucunda, ülke ekonomisinin bu gün içine düşmüş olduğu dış borca bağımlılık sarmalında, yurt içi tasarruf oranlarının artırılması imkanı varmıdır?” sorusunun yanıtına.

Dış borcun, belli bir maliyetle yani faizle ve geçici bir süre için ülkemize giren para olduğu hepimizin malumu. Bunun anlamı, dışarıdan belli bir süre için aldığınız para karşılığında, dışarıya aldığınızdan daha fazla para (anapara+faiz) ödemeniz gerektiğidir. Eğer borç aldığınız parayı, borç aldığınız para birimi cinsinden olmak kaydıyla, ödemeyi taahhüt ettiğiniz faizden daha çok katma değer yaratacak şekilde değerlendirebilirseniz, bu faizi ve anaparayı zamanında geri ödemenizde herhangi bir sorun çıkmayacaktır.

İktisatçı Hakan Özyıldız, “Sıcak Paranın Maliyeti” başlığıyla, Şubat 2015’de yazmış olduğu yazıda durumun böyle olmadığını rakamlarla ortaya koyuyor. Özyıldız tarafından resmi veriler kullanılarak hazırlanan tabloya göre: 2003 yılında toplam 11,7 milyar dolar olan yurt dışına faiz, vb. olarak yapılan toplam kaynak transferi, 2014 yılında 22,1 milyar dolara çıkmış yani iki kat artmış durumda. 2003-2014 yılları arasındaki toplam kaynak transferi 225,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiş, iç tasarruflar alınan borcun faizi olarak uluslar arası mali sermayeye aktarılmıştır.

Bu, işin dış borç kısmı. Birde iç borç kısmı var ki aslında o da dolaylı olarak dışarıyla bağlantılı. Vatandaşın bankalara borcu, daha önce görülmemiş boyutlara ulaşmış durumda.

Hal böyle iken, sürekli olarak birileri tarafından çözümün iç tasarrufların artırılması olduğunun söyleniyor olmasını, bırakın bilimsel/teknik bir değerlendirme, iyi niyetli bir temenni olarak dahi açıklamak mümkün değil maalesef. Bakalım altından ne çıkacak.

Ahmet Müfit

Kaynak: Odatv.com

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
Üniversiteli İşçilerin Statü Değişikliği Talebini Haklı Buluyor musunuz?
banner1037

Gelişmelerden Haberdar Olun

@