İmamın öğretmeni yendiği bir ortam yaratıldı

Eğitimci-yazar Gürşen Kafkas: "Atatürk, Cumhuriyet ve devrimlerle ilgili her şey altüst edildi. Milli eğitim, dini eğitime dönüştürüldü."

İmamın öğretmeni yendiği bir ortam yaratıldı
Sözcü'den Ayla Özdemir'in haberine göre; Eğitimci-yazar Kafkas, akılcı, bilimsel ve çağdaşlıktan uzaklaştırılan eğitimin dini kurallara sığdırıldığına ve imamın öğretmeni yendiği bir ortam yaratıldığına dikkat çekti.

Eğitimci-yazar Gürşen Kafkas: “Atatürk, Cumhuriyet ve devrimlerle ilgili her şey altüst edildi. Milli eğitim, dini eğitime dönüştürüldü.”

Yaşadığımız coğrafyanın giderek kan gölüne dönüştüğüne dikkat çeken Eğitimci-yazar Gürşen Kafkas, “korku, kuşku, kaygı ve keşke 4K yürekleri hoplatıyor” diyor.

İşte Eğitimci-yazar Gürşen Kafkas’ın Sözcü Eğitim için kaleme aldığı o yazı:

“EĞİTİM DİNİ KURALLARA SIĞDIRILDI” 

“İbni Haldun’un “Coğrafyamız Kaderimizdir” özdeyişi ile başlamak istiyorum. Yaşadığımız coğrafya giderek kan gölüne dönüşüyor. Komşumuz ülkelerin ve de ülkemiz siyasilerinin akıllarının sigortası mı attı? Yıkımlar, ölümler, kaçışlar, işgaller ve daha nice olumsuzluklar. Ülkelerinden kaçan sığınmacılar göçleri, devletlerin tepkileri, istemezlikleri ve 21. yy’da çaresiz, aç, sefil, evsiz, barksız milyonlarca insan seli…

93 yıl önce büyük emeklerle kurulan ve orta doğunun denge unsuru olan Türkiye Cumhuriyeti üniter yapısıyla; dillerin, dinlerin, mezheplerin kardeşliğiyle kucaklaşan, saygın ve sözü dinlenir bir ülkeydi. 93 yıl önce Cumhuriyet kurulmuş, demokrasiyle taçlanmış ve laiklikle şekillenmişti. Devrimlerle, yenileşmelerle, sosyal içerikli gelişmelerle halk özgür düşünceye, vatandaş-yurttaş birey olma kimliğine kavuşmuştu. Kabul edilen yasalarla Tevhid-i Tedrisat (eğitimde birlik) , harf devrimi ile laik bir devletin temelleri atıldı. Din ve vicdan özgürlüğü; kadın-erkek eşitliği; aklın ve bilimin ışığında yenileşmeci bir eğitimin uygulanması gerçekleştirildi.

Aklın ışıkları karanlıkları deliyor, tan yeri ağarıyordu. Çünkü Cumhuriyet kurulmuştu. Devrimlerin ışığı ülkemizin aydınlanmasına yol ışığı oluyordu. 600 yıldır karanlıklar çöküyordu insanlarımızın üstüne. Aydınlığa çıkışın yolu devrim yasalarıydı. Eşitçe, özgürce, hakça bir yaşam sağlanıyordu. Ülkemizin giderek daha da gelişeceği, çağdaş ülkeleri aşacağı beklenirken; özgürce düşünen, kardeşçe yaşanan ortam zedelendi.

Din, mezhep, etnik köken ayrışımı körüklendi, ayrışımcı yöntemlere gidildi. Mezhep farklılıkları körüklendi. Ortak yaşam kaygı ve kuşku verici oldu. Eğitim, akılcı, bilimsel ve çağdaşlıktan uzak; dini kurallara sığdırıldı. Okullarda temel bilimlerden çok dini konular ağırlıklı bir öğretiye yer verildi. Tevhid-i Tedrisat zedelendi. Atatürk, Cumhuriyet ve devrimlerle ilgili her şey altüst edildi. Milli eğitim, dini eğitime dönüştürüldü. Milli eğitimde yoğun kadrolaşmalarla, imamın öğretmeni yendiği bir ortam yaratıldı. 12 yıllık kesintili eğitimle kızların orta ve liselere devamı önlendi. Küçük gelinler/küçük anneler çoğaldı.

“EY ADALET NEREDESİN?” 

Demokrasi ve insan haklarından söz edilmesi ne derece doğru? Basın suskun, yandaş, gerçekçi ikileminde. Korku, kuşku, kaygı ve keşke 4K yürekleri hoplatıyor. “Dünün Dünyası, adlı eseriyle Stefan Zwaing, Almanya’daki faşizmi anlatıyor. “Hitlerin kazandığı şeytanca zafer, arkası gelmeyen, her türlü hukuk anlayışını köreltmektir” diyor. Hukukun ötelendiği, saygı gösterilmediği, siyasal baskılarla hukukun çıkara uygun kullanıldığı günlerin sancısını yaşıyoruz. Ey adalet neredesin?

Cumhuriyetin kuruluşunda sosyal adalet vardı. Hukuka-adalete inanmak, güvenmek ve saygı cumhuriyetin temel kuralıydı. İnsanlar arasında hak ve özgürlükler eşitliği ülkenin yaşanır, güvenilir oluşunu destekliyordu. Ötekileştirme ve ayrımcılığın yaratılması, devlet yönetiminin tek elde tutulması, korku ve baskının egemenliği adaleti tartışmalı ortama sürüklemektedir.

Ekonominin sıkıntısı, eğitimin çöküşü, hukukun tartışmaya açılması, sosyal yaşamın dinselliğe büründürülmesi ve halkın kaygılı yaşamı içimizi acıtıyor. Devletimiz içte ve dışta doğru yönetilemiyor mu kuşkusu uykularımızı kaçırıyor. Siyasiler dillerini sevgi dolu kullanamazlar mı? Doğruyu-yanlışı konuşarak tartışamazlar mı? Yolsuzlukları örtmek yerine, adalete veremezler mi? Sen, ben kavgası yerine birlik-beraberlik, insanca yaşam uygulanamaz mı? Ülkenin her ferdinin, ayrımsız bu ülkenin kutsal bir insanı olduğunun, farklı davranılmayıp, farklı çıkarlar sağlanmaması gerektiği bilinmelidir.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.