İmam hatipten mezun oldum ama "bir daha gider misin" deseler...

Nazif Ay yazdı

İmam hatipten mezun oldum ama "bir daha gider misin" deseler...

Nazif Ay yazdı

14 Nisan 2018 Cumartesi 10:24
İmam hatipten mezun oldum ama "bir daha gider misin" deseler...

Odatv - İnsanlar varlıklarını çoğu kez duyguyla sürdürürken devletler ise sadece rasyonellikle (akılla) ayakta kalabilir.

Bireysel yönelimlerde daha çok duygu öne çıksa da profesyonel stratejilerde aklın rehberliği yönümüzü bulmamıza yardım eder ve gayemize ulaştırır.

Yaşama enerji kaynağı olan unsur akıldır, yaşama romantik anlamlar katan dinamo ise duygudur.

Devletler sınırları dahilindeki inanç iklimine uygun söylemler geliştirebilirler ama diplomatik ataklarda ve dış politikada duygusallıktan uzak reçetelere göre adım atarlar. Çünkü diplomasinin ruhu seküler mantıktır.

Ne yazık ki son 60 küsur yıldır Türkiye’nin iç politikasında olduğu gibi dış ilişkilerinde de belirleyici faktör din olmuştur. Batının “Yeşil Kuşak” projesinin en önemli ayağı durumundaki ülkemiz hem “Zorunlu din dersi” zulmüne maruz bırakılmış hem de kalitesiz din insanı yetiştirmeye matuf İmam Hatipleştirme hamlelerinin arenası yapılmıştır.

Gün geçtikçe sayıları arttığı halde karakterli duruşa dair emare görülemeyen dinî vakıflar tarafından desteklenen İmam Hatipler, olumsuzluğun merkezi olmaları gayesiyle dizayn edilmektedir.

İmam Hatipler kalitesiz eğitim ve öğretim süreciyle cahil insan yetiştirme mekanizmasının aksamayan dişlisi kurumlar haline getirilmeye çalışılmakta, Milli Eğitim Bakanlığı da bu sürece katkı sağlamaktadır.

İmam Hatip sayısının artmasına paralel olarak ahlâkta ve olumlu kalitede herhangi bir terakkinin olmadığını itiraf eden Diyanet İşleri Başkanlığı ve kalitesiz din öğretisi sonucu İmam Hatiplerde deizmin ivme kazandığını haber veren Konya’daki din çalıştayı raporu yıllardır anlatmaya çalıştığımız gerçekleri tescil etmektedir.

EYÜP İMAM HATİP’İN İLK MEZUNUYUM AMA BUGÜN…

Gel gelelim asıl meselelere…

İmam Hatiplerin eksi ve artılarıyla ele alınmadığını, özellikle burada eğitim gören çocuklara karşı çoğu kez haksızlıklar yapıldığını görmek beni fazlasıyla rahatsız etmektedir. Kitaplarımda yazdıklarımın yanına başka notları da ekleyerek bir İmam Hatip ve daha önemlisi bir İmam Hatipli portresini olumluluklar ve olumsuzlukları atlamaksızın çizmek istiyorum.

Unutmayalım ki bu okullarda okuyan çocuklar bizim öz varlığımızdır ve bu çocukların psikolojileri vicdana dayalı yüce değerlerimizden uzak değildir. Onların algılarına yüklenmeye çalışılan yabancı etiketler bir gün gelip çökecek ve bu çocuklar yine bizimle aynı şarkıları söyleyecek, aynı milli duygularla coşulan alanları paylaşacak, aynı felsefeyle konuşacak ve hep bizimle olacaklardır. Biz de onların gayrı olmayacağız.

İslamcılık politikası ile deizm arasına sıkıştırılan bir gençliğe büyük bir zulüm uygulanmakta olduğunu vurgulayarak tespitlerime giriş yapmalıyım.

İmam Hatipteki evlatların üzerlerine oynanan planlar Türkiye düşmanlarınca uygulanmaktadır. Türk gençliği ya İslamcılığa ya da ne idüğü belirsiz ve tarifi de yapılamayan din dışı pop (moda olan ve çabuk tüketilen) ve mikser (karmakarışık) inançlara itelenmektedir. Kimileri de olur olmaz yorumlarla gençliğin Orta Asya kültürüne ait inançlara yöneldiklerini iddia etmekte ve oldukça zorlamalı ve yapmacık projeler üretmektedir.

Kendimden örnekleme yapacak olursam, ben İmam Hatip’e aileme karşı gelme pahasına normal ortaokuldan fark derslerini vererek geçmiştim. Eyüp İmam Hatip’in ilk mezunuydum. Ama şimdi bana İmam Hatip’e bugün gider miydin sorusu sorulsaydı, asla böyle bir tercihte bulunmayacağımı ifade eder ve hiç kimsenin beni bu okullara zorla yönlendiremeyeceğini haykırırdım. Benim dönemimin en büyük şanslarından biri, Eyüp İmam Hatip okulunda öğrenim görürken bizi politikadan uzak tutmaya çabalayan ve okulda siyaset yapılmasına izin vermeyen hamiyet sahibi bir müdürümüzün olmasıydı. Saygıdeğer Fikri Yatı hocamızın dışında, İmam Hatiplerde böylesine kişilik sahibi bir yöneticiyi ne tanıdım ne duydum.

İMAM HATİPLER “KİNDAR” OLMAYA NE ZAMAN İTİLDİ

1970’li ve 1980’li yıllardaki İmam Hatipler Milli Selamet Partisinin (MSP) “arka bahçesi” olma özelliğine rağmen genellikle zararsız yapılardı. Halk, çocuğunun iyi bir insan olması ve dinini iyi öğrenebilmesi maksadıyla bu okulları tercih ederdi. Fakat o zamanlarda dilencilik kültürü ve aşağılık kompleksi İmam Hatiplilerin en önemli handikabıydı. Kurban bayramlarında deri toplama faaliyetinin doğal elemanlarının yoğunlaştığı İmam Hatiplilerde kişilik gelişiminden önce kişiliği pespaye etme düsturu benimsenmişti. Kuruluş amacı önceleri ismiyle uyumluyken, ilerleyen zamana hâkim olan dinci politikalar bu kurumları gelişmemişliğe ve açgözlülüğe yuva yapmıştır. Yıllar içerisinde yardım adı altındaki el açıcılığının mümessilliğine soyunan İmam Hatipler, sağlam şahsiyet sergileyememeye adres olmuşlardır. Adeta Hristiyanlıkta dilencilikle öne çıkan Fransisken ve Dominiken tarikatlarının İslami versiyonunu yansıtmışlardır. Adnan Menderes’den para istediği ona yazdığı mektuplarla ortaya çıkan Necip Fazıl’ın kindar nesli olmaya itilmişler ve el avuç açma ritüelini tekrarlamaya layık görülmüşlerdir. Hayır ve sevap adına yaptıklarını iddia ettikleri dinsel dilenciliğe “Halk kendi kurumunu kendi inşa ediyor” sloganıyla gerekçe üretmişlerdir.

TÜRKİYE DİNCİLİĞİ, İRAN VE SUUDİ ARABİSTAN İLE MİSTİK BİR SAVAŞA GİRDİ

Türkiye 2000’li yılların başından itibaren sünni siyasetle tarafını belli etmeye çalışsa da İmam Hatiplere yerleştirilmeye çabalanan yoğun İrancılık öğretisiyle tuhaf bir İslamcılık modeli yaratılmıştır. İlahi kurtarıcı rollerindeki Mehdi ve İsa beklentilerindeki Türkiye dinciliği, İran ve Suudi Arabistan ile mistik bir savaşa girmiştir. Ankara’daki Kaçak Saray’ın birçok odasının “Mehdilik Eyalet Odaları” olarak belirlendiğini Mehdi Mesih adlı kitabımda açıklamıştım, Soner Yalçın bey de benim tezimi güçlendiren argümanlarla bir yazı yayımlamıştı. İslamcıların Mehdilik senaryolarına dayalı sünnilik ısrarında İmam Hatip okullarıyla hedeflenen Ortodoks biatlı gençliğin yetiştirilmesi ve cihat adı verilen dinci faaliyetlerine yönelik esnaf kadrosunun oluşturulması amacı vardır.

Türkiye’nin din siyasetçilerine, amaçladıkları dinsel sömürü yolunda eleman olabilecek unsurlar arasında en etkili kurumun İmam Hatipler olduğuna inanılmıştır. Cemaatlerden, tarikatlardan, seleficilerden, Osmanlı Ocaklarından, sokak arası mafya liderliğinden ve ülkücü geleneğin ardıllığından  gelip İslamcı faydacılığa terfi edenlerden istifade eden dinci hükümetlerin hedefindeki gerçek potansiyel aslında hep İmam Hatipliler olmuştur.

İmam Hatipler Türkiye’nin dindar ve kindar nesil yetiştirme projesinin oyuncusu olarak konumlandırılmakta ve İslamcılığı sosyal yaşama dayatma politikasının piyonluğuna ise bu okullarda okuyan öğrenciler alet edilmektedir. Diğer okulları da İmam Hatip’e dönüştürmek isteyen ve dayatmacı program uygulayan MEB’nın korumalı ve torpilli çocukluğuna İmam Hatipler yerleştirilmektedir. FETÖ’nün de aynı korumacı, kollamacı ve haksızlığa dayalı reflekslerle hareket ettiğini bilmek bizlere iki yapı arasında olumsuz anlamda kıyaslama yapma imkânı vermektedir.

OSMANLICA DERSLERİNİN GETİRİLME MAKSADI MİLLİ EĞİTİM’İN TAMAMEN DİNDAR KADROYA TESLİMİ İÇİNDİR

İmam Hatiplerdeki ucuz eğitimle; sanat ve felsefede yetkinliği olmayan, bilişim ve teknolojide yetersizlik ötesi kariyere sahip, geleceğin ucuz iş gücüne numune-i imtisal yapılan, siyasete girdiğinde dış güçlerin gücünü kendi gücüymüş gibi öne çıkartıp satabilecek hünerle donatılan algı satıcılarının imal edilmesi hedeflenmektedir. İmam Hatipliler gibi Kur’an Kurslarının çoğunluğu da temel insan haklarına karşı işlenen haksızlığa hayır diyemeyecek ayarda insan yetiştirme merkezleridir.

İmam Hatipler; görüşü olmayan, sloganla beslenen, kendini acındıran, cinsellikte platonik, platoniklikte kronik, kroniklikte radikal, radikallikte medikal insan yetiştirilmesi amaçlanan noktalardır. Bu okullarda bilim insanı yetiştirme ihtimali oldukça düşüktür. Çünkü dinci politikaların rantından yararlanma amacı güdenler hariç, insanın böyle bir kurumu seçme ihtimali düşüktür. Çoğunlukla ya elde kalmış, ya kabiliyetsiz, ya dinci siyasete malzeme yapılabilecek sorgusuz ya da maddi olarak çaresiz insanlar ideal bir İmam Hatip mensupluğuna zoraki itelenmektedir. Örnek isteyen, “zorunlu din dersinin kaldırılması” davasına karşı çıkıp tavır gösteren ve AİHM’nin kararını eleştireyim derken matematik ve pozitif bilimleri tartışmaya açan İslamcı politikacılara dikkat etsin. Zaten İmam Hatiplilerin onurlusu bilim insanı, zekâda tepkilisi deist veya ateist olurlar diye düşünüyorum.

İmam Hatipler son yüzyılın dinsel feodalitesini kurumsal olarak taşımakta, yani inanç ve itikat köleliğini temsil etmektedir. Birkaç yıl öncesine kadar ilahiyat fakültelerinden felsefe ve mantık derslerinin kaldırılma tartışmalarının ana nedeni de sorgulamayan bir güruhu yine sorgulatmamaktı. İmam Hatiplerin devamı olan ilahiyat fakültesinden mezun olanlar, İslamcı iktidarın ayrımcı ve kadrolaşmacı anlayışından dolayı öğretmenliğe atanmada öncelik kazanmaktadır. Kısa süre öğretmenlik yapan din dersi öğretmenlerine MEB yöneticiliği yolu açılmaktadır. Eğitim programlarına Osmanlıca derslerinin getirilme maksadı bile Milli Eğitim’in tamamen dindar kadroya teslimi içindir. Bu okullarda eğitim görenlerin dincilere rol model olması hedeflenmektedir.

İMAM HATİPLİLERDE DUYARLI GENÇLERİN DE BARINDIĞI GERÇEĞİ UNUTULMAMALIDIR

Mezuniyet günlerinde “Pilav etkinliği” İmam Hatiplerde de düzenlenmektedir. Hazır yiyici olarak onların da pilavını yiyen partiler, pilav etkinliklerine bile maddi destek olmaktadırlar.

İmam Hatiplilerde duyarlı gençlerin de barındığı gerçeği unutulmamalıdır. Derslerine giren anlayışsız ve zalim hocalarını asla sevmeyen İmam Hatipliler, o öğretmenlerinin arkasından lakaplarıyla anarak dalga geçmeyi ihmal etmez. Lakap takmak dinen hoş karşılanmayan bir durum olarak verilir ama söz konusu lakapları zalim hocalar aslında kendilerine kendileri takmışlardır. Bu hocalar öldüğünde de İmam Hatiplilerce rahmetle anılmazlar. Dayanılmaz fırça bıyıklarına, ilginç mimiklerine, inandırıcı olayım derken yamuklaşan ağız ve burna ve insanları azarlayıp aşağılayan ses tonuna sahip din dersi öğretmenleri hiçbir zaman sevilmemiştir.. 

Şu bir gerçek ki, her birey kendisine saygı gösterilmediğini fark ettiğinde saygısızlardan intikamını bilinçaltında bile olsa mutlaka alır.

HIRSIZ DİNDAR SİYASETÇİYE SAHİP ÇIKMA KEPAZELİĞİNİ 70’Lİ VE 80’Lİ YILLARDAKİ ÖĞRETMENLERİMİZDE GÖREMEZDİK

Bu noktada sizlere klasik din dersi öğretmenin kişilik haritasındaki belirgin özellikleri vermek isterim. En azından ağırlıklı olarak bizim öğretim gördüğümüz zamanlardaki klasik din dersi ve meslek dersleri (Fıkıh, Hadis, Tefsir, Akaid, Siyer vb) öğretmenlerinin genel karakteristiğini özetlemem gerekirse; spor aktivitesi olarak pinpon oynamaya veya voleybolda boy göstermeye bayılan, göbeği Hintli erkek dansçıların göbeği gibi bol yağlı olan şahıslardır. Bünyesi zayıf olanlar ise Victor Hugo’nun Sefiller adlı romanındaki Jean Valjean’ın dublörlüğüne göz kırpan garibanlığı çağrıştırır.

Mizah duygusu gelişkin bir din dersi öğretmenini görmek pek mümkün değildir. Espri anlayışlarında genellikle bel altı fıkralar ve adına “Semavi mizah” denilen din temalı laçka şakalar egemendir.

Klasik din dersi öğretmeninin sosyal yaşantısı genellikle cami avlusu, küçük tabureli çay ocakları, yaz aylarında Yalova’nın kalitesiz arka plan Arap Kadri tarzı plajlarda deve güreşi yapma etkinlikleriyle sınırlıdır. Parayı bulup palazlanarlar ise ilk eşinin üzerine yaptığı bonus evlilikleriyle edindiği ithal akraba çevresiyle fark edilebilir.

Cahil halk, bunların din politbüro üyesi gibi ağır hareketlerinden çekinip yanlarında ezilip büzülmeyi tercih eder.

Fakat son dönemlerdeki kapitalist İslamcılığın zalimliğini ve hırsız dindar siyasetçiye sahip çıkma kepazeliğini 70’li ve 80’li yıllardaki öğretmenlerimizde pek göremezdik. Türk toplumunun özündeki yardımseverlik damarı din dersi öğretmenlerinde görülebilirdi. Fakir öğrencilere destek vermedeki duyarlılıkta örnek mizaca sahiplerdi.

İmam hatipleştirme ve yaygınlaştırma projesinin başında Bilal Erdoğan’ın bulunduğu iddia edilmekte. Bilgisayar sisteminin amaçlı ayarlarıyla (!) liseye geçişte zorlama avıyla İmam Hatipli sayısı artırılmaktadır.

İmam hatiplerde Türk milletine ait öz değerler bir kenara itilerek Arap milliyetçiliği amaçlanmaktadır. Din eğitimi yetkililerinden birinin İmam Hatip okullarının sınırları içerisinde sadece Arapça konuşulması gerektiğini savunması Türk’ün milli hasletlerine düşmanlığın göstergesiydi. Arap milliyetçiliği ile şekillenen, yabancı istihbarata açılan ve şimdiki yapısıyla millilikten uzaklaştırılmaya çalışılan bu okulların derhal formatlanması gerekmektedir.

Geldiğimiz noktada vahşi din eğitimi ve öğretiminin dayanağı olan “zorunlu din dersi” zulmüne de çözüm bulunmalıdır. Örneğin, ülke çapında nüfus cüzdanlarından “din” hanesini sildirme kampanyası düzenlemek iyi bir başlangıç olacaktır. Bu, Avrupa Birliği müktesebatının ve İslam’ın bir gereğidir, çünkü dinde zorlama olmaz ilkesi belirleyici noktadır. Üstelik din hanesinin silinmesiyle kişi dinden çıkmayacak, tam aksine gereksiz din tacirleri dini kullanma pozisyonundan çıkarılmış olacaktır. Din hanesinin yeni kimliklerde görünür vaziyette olmayacağı, istenirse karttaki çip içine işlenebileceği belirtiliyor ama yine de dinini belirtenlere zorunlu din eğitimi zorbalığı uygulandığı takdirde bu durum yalnızca İmam Hatiplerdeki ateist, deist veya diğer dinlere geçme sayısını artırmayacak, toplumun azımsanmayacak kesiminin İslam’a tamamen veda etme sürecini tırmandıracaktır.

Neticeye gelirsek…

Bu yazımdaki tespitlerime hiçbir İmam Hatiplinin kızacağını, tepki göstereceğini ve kınayacağını düşünmüyorum. Şimdiye kadar İmam Hatiplilere ait hiçbir dernek ya da vakıf yetkilisinin “Biz kimsenin güdebileceği kimseler ve kurumlar değiliz. Kimse bizim üzerimizden politika üretemez” şeklinde açıklama yapmaması benim haklılığımı göstermektedir. Siyasal İslamcıların bu okulları siyasetlerinin bineği olarak kullanmaktan vazgeçmemelerinin sebebi, İmam Hatiplilerden şimdiye kadar böylesine bir çıkışın olmayışındandır.

Sonuç olarak, bence İmam Hatipleştirme projesinin başındakiler ya geleceğe dair iyi hesap yapamayan İslamcılardır ya da deizme yönlendirmeye kurguludur. Projenin ucundaki zavallı av ise İmam Hatipli çocuklarımızdır.

Nazif Ay

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.