Eğitimde gelinen noktanın özeti

Odatv.com yazarı Aydın Tonga Liselerde ders diye ne okutulduğunu biliyor musunuz? diye sorarak eğitimde gelinen noktayı özetledi...

Eğitimde gelinen noktanın özeti

Odatv.com yazarı Aydın Tonga Liselerde ders diye ne okutulduğunu biliyor musunuz? diye sorarak eğitimde gelinen noktayı özetledi...

27 Kasım 2016 Pazar 19:53
Eğitimde gelinen noktanın özeti

"Dünya, 15 yaşından küçük çocuklara din dersi vermeyecek kadar dürüst olursa belki o zaman ona umut besleyebiliriz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan Öğretmenler Günü vesilesiyle yaptığı konuşmada şöyle dedi: “..FETÖ, zamanın gerisinde kalan, toplumun temel değerlerinden uzak, jakoben, baskıcı bir eğitim politikasının ürünüdür." Erdoğan’ın bu sözleri biraz daha açılmaya muhtaç bir durum arz ediyor. Zira söz konusu yapının ortaya çıkmasında belirli bir eğitim anlayışının diğer bir ifade ile dini eğitim anlayışının payı vardır. Ancak Erdoğan’ın bu sözlerinden, söz konusu eğitim anlayışı ile neyi kastettiğinit am olarak öğrenemiyoruz. Niyet okumak bağlamında da, bu konuda ayrıca değerlendirme yapmanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Öte yandan Erdoğan’ın sözlerinde ifade ettiği “jakoben” ve “baskıcı” kelimeleri önemli. Muhtemelen Erdoğan bu sözlerle eğitim sisteminde göze çarpan “tepeden inmeci ve baskıcı öğretimin” FETÖ gibi bir örgütü ortaya çıkardığını ifade etmek istiyor.

Erdoğan’ın genel eğilimini göz önünde bulundurursak, “jakoben” ve “baskıcı eğitim” anlayışı ile Cumhuriyet döneminde vuku bulan eğitim sistemini eleştirdiğini söyleyebiliriz.  Fakat süregelen eğitim anlayışına baktığımızda FETÖ’yü var eden eğitim sisteminin “cumhuriyet dönemi” politikaları sonucunda değil, mezhep temelli ve bağnaz din yorumu çerçevesinde hayat bulduğu aşikardır. Üstelik bu eğitimin kökenleri Osmanlı döneminde sistemleşen Medreselere kadar uzanmaktadır. Teorik çerçeve de ise bağnaz ve tekfirci İslam yorumu mezheplerle birlikte bir eğitim anlayışı olarak gelecek kuşaklara aktartılmıştır.

Ne demek istediğimizi biraz açalım isterseniz. Hala itirafçı konumunda olan ve sokaklarda gezen kimi eski Gülen mensuplarına göre, “Cemaat'in” amacı devleti din adına ele geçirmek ve yurdu din esaslı kurallara göre yönetmek ya da buna uygun bir rejim inşa etmekti. İşte mezhepler ve dahi fıkıh kitabı olarak bugün Liselerde ve Üniversitelerde okutulan kitaplarda genel olarak bunu söylemektedir. O kitaplara göre de “Hüküm Allah’ındır” hükmeden de Allah’ın kuralları olmalıdır! Bu çerçeve de, döneme göre oluşturulacak yasalarda sözünü ettiğimiz paradigma ekseninde kaleme alınmalıdır.

Bilgi kaynaklarına erişimin geçmişe nazaran çok daha kolay olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bakın Osmanlı dönemine, o dönemde çıkarılan yasalara, verilen fetvalara, emirlere, buyruklara. İşte zaman FETÖ denilen bağnaz din anlayışının kökeninde ulemaları bile (din adamlarını) göklere çıkaran, din adına ölümü ve katliamları meşru sayan hatta bunun için yasalar oluşturan; insana sahip olduğu etik değerler ölçüsünde değil de dine bağlılığı oranında değer biçen eğitim sisteminin varlığını göreceksiniz.

LİSELERDE NE OKUTULUYOR

Daha açık konuşalım. Bugün bile liselerde “ders” adı okutulan “fıkıh” kitaplarında, “İslam hukuku” öğrencilere şöyle anlatılmaktadır: Hırsızlık yapanın eli kesilir, içki içen kırbaçlanır, zina edene değnek cezası uygulanır, iftira suçu da aynı şekilde değnekle cezalandırılır, dahası din ve inanç özgürlüğü de pek öyle muteber bir şey değildir! Çünkü bu kitapların referans kaynağı mezhep alimi ve müçtehitlerin görüşlerine dayanmaktadır. Dahası artık o büyük müçtehitler (!) gibi din âlimlerinin çıkması da pek olası bir durum değildir. Onun için gerek fıkıh kitapları gerekse de egemen İslam anlayışının pek muteber müçtehitleri, hakim din eğitiminin vazgeçilmez unsurları olmuştur. Ve o eğitimde ne özgürlükçü inanç yorumu ne hoşgörüye dayalı çoğulcu toplum yapısı ne de demokrasi ve laikliğin yeri bulunmaktadır. Bu eğitim modeline göre insan da toplum da dine bağlılığı diğer bir ifadeyle “takva” sahibi olmasıyla değerlendirilir. Bunun için de başta örgütler olmak üzere, siyasi partilerle, tarikat/cemaatler de dinin yayılması ve iktidar olması için çaba göstermelidir.

Nitekim Osmanlı İmparatorluğu’nda hukukun kaynağı bile ağırlıklı olarak “dini hüküm” adı verilen hükümlere göre oluşturulmaktaydı. Ve bu anlamda da dini hukuka aykırı olan düzenlemeler de söz konusu olmamıştır. Dolayısıyla bağnaz bir temelde karşıtını düşman olarak kodlayan eğitim sistemi aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin de rejimi idi. Bu rejimde din adına binlerce insanın katline ferman yazılmıştır örneğin. Yine namaz kılmayanlar bile hapis ve dayak cezası ile karşılamışlardır bu rejimde. Ayrıca tecavüze uğrayan kimselerin, fail ile evlenmesi durumunda cezanın ortadan kalkacağını söyleyen de bu rejimin ta kendisidir.

DİN HANESİNDE MEZHEP YAZIYORDU

Bugün FETÖ dahil olmak üzere benzeri bir çok yapının ve “muhafazakar” çevrenin “ecdad” diye yere göğe sığdıramadığı tarihte bunlar yatar. Sözünü ettiğimiz bu tarih sadece geçmiş takvim yapraklarında da kalmamış, eğitim ve din yorumu ile birlikte Cumhuriyet döneminden sonrada varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Tam da bu nedenden dolayı FETÖ vb örgütler ile egemen muhafazakar düşüncenin esin kaynağı da bu mezhepçi, fıkıhçı, despot din anlayışıdır.

Mezhep demişken bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Mustafa Kemal önderliğinde özgürlükçü inanç anlayışının inşa edilmesi bağlamında Cumhuriyet dönemi ile birlikte yoğun bir çalışma başlatılmıştır. Bu anlamda laik düzeni hayata geçirmek için pek çok yasa da çıkarılmış, pek çok düzenlemeye gidilmiştir. Fakat bütün bunlara rağmen “vahim” bir uygulamaya imza atılmıştır. Buna göre o dönemde ve sonrasında din hanesinde “mezhep” bölümüne de yer verilmiştir. Başka bir anlatımla o yıllarda insanların kimliğini belirleyen hususlardan biri de “mezhep” olarak görülmüştür. Üstelik bu durum 1972’ye kadar devam etmiştir. Hani şu namaz kılmayanların cezasını bile ölüm olarak açıklayan mezhepler var ya, işte o mezhepler uzun bir dönem insanın kimliğin bir parçası olarak görülmüştür. Elbet dönemin sosyolojik, dini ve siyasi gelişmeleri uyarınca bu durumu değerlendirmek gerekir. Fakat şu var ki ülkemizde din yorumu ve eğitim sistemi sorgulanacaksa bu durumun ayrıca göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünüyorum.

Tam bu noktada göz önünde tutulması gereken diğer bir husus ise Türkiye’de dindarlara baskı yapıldığı ve dolayısıyla gelişen süreç içerisinde başta tarikat ve cemaatler olmak üzere dini örgütlerin rejime tepki odaklı yaklaştığı savıdır. Bu sava göre de baskı altına alınan dini yapılar bir taraftan gizlenmek suretiyle örgütlenmişler diğer taraftan da cumhuriyet dönemi politikalarına karşı dini savunmak üzere harekete geçmişlerdir. Şu kadarını ifade edelim ki yeni bir Cumhuriyet inşa edilirken kimi konularda elbette bazı hatalar yapılmış bazı durumlara yeterince hassasiyet gösterilmemiş olabilir. Ama bakın dinin ortaya çıkışında söz hakkı bulunmayan dahası İslam Peygamberinden yaklaşık 200 yıl sonra çıkan mezhepler bile insanın kimliğinin bir parçası olarak nüfus cüzdanlarında yer bulabilmiştir. Şimdi sormak lazım, bu Cumhuriyet mi FETÖ’yü yarattı!

Sözü uğurlarken, bir kez daha ifade etmiş olalım ki; Fethullaçı örgüt ile diğer selefi, bağnaz ve tekfirci örgütlenmelerin arkasında iktidar odaklı din anlayışı ve bu anlayışa dayanak oluşturan mezhepçi,dayatmacı din yorumu ve bu doğrultuda verilen din eğitimi bulunmaktadır. Geçmişin karanlık sayfaları da bu anlayışın ibretlik örnekleri ile doludur. Ha bir de Schopenhauer’in şu sözünü aktarmadan geçmeyelim. Çünkü o söze sahip çıkan her vicdan aynı zamanda bugüne ve geleceğe de sahip çıkacaktır: "Dünya, 15 yaşından küçük çocuklara din dersi vermeyecek kadar dürüst olursa belki o zaman ona umut besleyebiliriz."


Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol