Eğitim sistemimizde neler yapılmalı? Ali Aydın yazdı

Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu Türkçe Öğretmeni Ali Aydın sitemiz kamugundemi.com için özel kaleme aldığı makalesinde Eğitim Sistemimizde neler yapılmalı'yı yazdı.

Eğitim sistemimizde neler yapılmalı? Ali Aydın yazdı

Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu Türkçe Öğretmeni Ali Aydın sitemiz kamugundemi.com için özel kaleme aldığı makalesinde Eğitim Sistemimizde neler yapılmalı'yı yazdı.

Eğitim Sistemimizde Neler Yapılmalı

Ali AYDIN

Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu Türkçe Öğretmeni

“Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek. On yıl sonrasını düşünüyorsan fidan dik. Yüz yıl sonrasını düşünüyorsan eğer halkı eğit.” der Çinli ünlü düşünür.  Çağdaş ülkeler, en büyük yatırımı eğitime yapmış, geleceğin güvencesi olan öğrencileri daha iyi yetiştirebilmek adına kendilerine özgü, köklü bir eğitim sistemi kurmuş, onların daha donanımlı yetişebilmesi için gerekli önlemleri almıştır. Siyasal iktidarlar değişse bile eğitim politikaları değiştirilmez. Eğitim sürecinde yapılması düşünülen küçük bir değişim bile köklü bir araştırmadan sonra küçük bir grup üzerinde uzun süre denenir, getirileri götürüleri hesaplanır, yetkin kişilerce yapılan değerlendirme sonucu yararına inanılırsa ülke genelinde uygulanır.

Ülkemizde ne yazık ki yıllardır kalıcı, geleceğe yönelik köklü bir eğitim politikası oluşturulamadı. Bırakın siyasal iktidarların değişimini, aynı partinin değişen Milli Eğitim Bakanları bile farklı politikalar uygulayabilmekte… Dünyada, eğitim sistemiyle bu kadar çok değişimin yaşandığı başka bir ülke göremezsiniz. Ülkemizde eğitim politikalarını oluşturanlar, gelişmiş ülkelerin eğitim sistemlerini görmezlikten gelmiş, sınıflarda yükselen seslere kulaklarını tıkamış, yaşanan olumsuzlukları görememiş, esen rüzgâra göre yelken açmış ve gerçek anlamda başarıya ulaşmamızı engellemişlerdir.

Yıllarca Uyu uyu, yat uyu.”, “Ali ata bak. fişleriyle okuma ve yazmaya başlandı birinci sınıflarda. “Bir gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklersen diğer düğmeler de yanlış iliklenir. der düşünür. Çağdaş ülkelerle bizim birinci sınıflarda öğretilen fişlerimizi karşılaştırdığımızda daha ilk adımda ilkesizliğimizi açıkça görebiliriz.

Japon öğrencilere ilk öğretilen fiş: Yaşamak için üreteceksin. cümlesidir. Daha başlangıçta öğrencilerde bir bilinç oluşturulmuş, belirlenen hedef, belleklerine kazınmıştır: Üretim için eğitim”…

1980’li yıllarda okullarımızda inceleme yapan bir grup Japon eğitimci, öğrencilerimizin yeterli tarih bilincine sahip olmadıklarını saptar. Bizimkiler, onların öğrencilerinde tarih bilincinin oluşması için kendilerinin neler yaptıklarını sorar. Japonlar, okula başlamadan önce öğrencilerine dev sanayi tesislerini gezdirdiklerini, arkasından hızlı trene bindirdiklerini, üç yüz kilometre hızla giden tren yolculuğunda başı dönen çocukları daha sonra Hiroşima’ya götürdüklerini söyler.

Öğrencilere, bu dev sanayi tesislerinin yaşanması ve korunması için çok çalışmaları gerektiğini, istenilen başarıya ulaşamazlarsa sonlarının Hiroşima gibi olacakları anlatılır. Gördüklerinden etkilenen öğrenciler: “Yaşamak için üreteceksin.” fişinin anlamı beyinlerine kazınmış olarak okula başlarlar.

Bizimkiler, Japonlara bu konuda neler yapabileceğimizi sorarlar. Japonlar, okula başlamadan öğrencilerinize Çanakkale’yi gezdirirseniz kendilerinden çok daha başarılı olacağımızı söylerler. Çanakkale… Tarihte eşi görülmemiş yiğitliklerle dolu, metre kareye 6000 kurşunun, 17 canın düştüğü, kurşunun kurşunu deldiği, baştanbaşa her santimetre karesi şehitlerimizin kanıyla sulandığı Çanakkale Savaşı, Kahraman Türk Ordusu ve Albay Mustafa Kemal… Ne yazık ki günümüzde azımsanmayacak sayıda öğrencimiz, değil Çanakkale Savaşı’nı kavramayı, Çanakkale’nin yerini bile haritada gösterecek olgunluğa ulaşamıyor.

İngiltere’de: “Geçmişini iyi bil ki geleceğe sahip çıkasın.”cümlesidir birinci sınıfların ilk fişi. (Bu söz Şeyh Edebali’nindir.) Eğitim sitemimizin en büyük eksikliğinden biri de -Japonların gözlediği gibi- öğrencilerimize yeterli tarih bilinci veremeyişimizdir.

 İster öğrencilerimize, ister eğitim politikalarını belirleyen yöneticilerden tutun da profesörlere, öğretmenlere kadar değişik meslek sahibi on binlerce aydın görünümlü insana sorun, kaçı Orhun Abideleri’nde: “Çin’in tatlı sözüne, yumuşak ipeğine kanırsan kızlarınız cariye, oğullarınızın köle olur.” öğüdünün verildiğini ya da Atatürk’ün “Gençliğe Hitabeyi” 20 Ekim 1927 tarihinde “ Büyük Nutuk”un sonunda, sesi kısılmış, gözyaşı içinde  okuduğunu bilir.

Atatürk’ün o gün döktüğü gözyaşının anlamını kavratamayan bir eğitim sisteminde ne sınıf yönetiminden ne sorumluluktan ne de başarıdan söz edilebilir.

Üretmek için disiplin şarttır.cümlesidir Alman okullarında öğretilen ilk fiş. Bu nedenle her Alman yurttaşının birinci önceliğidir disiplin. Ve bu bilinçtir ki Almanya’yı,   Avrupa’nın en gelişmiş, en zengin ülkesi düzeyine çıkaran.

Kurallar, uygarlığın olmazsa olmazıdır. Sokaktan fabrikaya, sınıftan tarlaya, trafikten alışveriş merkezine kadar yaşamın her alanında, toplumsal yaşamın sağlıklı işleyişi için uyulması zorunlu kurallar vardır. Çağdaş ülkelerde cumhurbaşkanından temizlik işçisine kadar bütün bireyler yürürlükteki kurallara uyar. Otokontrol sistemiyle kurallara uymayanlar uyarılır, uyarıyı dinlemeyenler cezalandırılır.

Yasaların çiğnendiği ülkelerde büyük balıklar küçük balıkları yer. Güçlülerin zayıflara yaşam hakkı tanımadığı ortamlarda ne insanlıktan ne ahlaktan ne de sağlıklı bir eğitimden söz edilebilir.

2500 yıl önce yaşamış Konfüçyüs: “Ey ülkeyi yöneten! Sen kurallara uyarsan, kuralları çiğnemeye kim cesaret edebilir.” der. Bizde de  : “Balık baştan kokar.” sözü aynı düşünceyi dile getirir.

Yakın geçmişimize baktığımızda: “Ben Anayasayı bir kez ihlal etsem ne olur?” diyebilen bir başbakanın ülkemizi yıllarca yönettiğini biliriz. Bu anlayışa  “Gemisini kurtaran kaptan.” sözünü eklediğimizde, günlük yaşamda karşılaştığımız olumsuzlukların kaynağına ineriz. Dünyada trafik ya da ölümlü iş kazaları sayısı sıralamasındaki yerimiz, “Kural tanımazlığımızın” en somut göstergesidir.

“Ayna yalnız arkası sırlı cam değildir. Çocuklarınız da sizin aynanızdır.” der ünlü eğitimbilimci. Siz, öncelikle anne ve babaların kural tanımaz anlayışını ortadan kaldırmadıkça öğrencileri sınıfta bir düzene sokamazsınız.

Çıkarcı algıyı yok etmedikçe kışlalardan hastanelere, sınıflardan trafiğe, tarlalardan fabrikalara kadar hiçbir kurum ve kuruluşta gerçek anlamda disiplin, ona bağlı olarak sağlıklı bir işleyiş ve üretim bekleyemezsiniz.

“Dost dost diye nicesine sarıldım./ Benim sadık yârim kara topraktır.” der ölümsüz ozanımız Veysel. “Bir ömür boyu mutlu olmak istiyorsan toprakla uğraş.” Çinlilerin unutulmaz sözüdür.

En büyük eksikliklerimizden biri öğrencilerimizin doğayla bağlarının koparılmasıdır. Oysa doğa;  en kalıcı, en somut en doğru bilgi öğretici, en büyük ders verici ve en büyük mutluluk kaynağıdır.

Kuşlar, çiçekler, böcekler gibi çocuklarımız da topraksız yaşayamazlar. Bu gerçekten hareketle, dünyanın en ileri eğitim sistemini kurmuş Finlandiya’da, ilkokul öğrencileri toprakla koyun koyuna fidan diker, çiçek yetiştirir, bahçe düzenler. (Bu uygulamalarının bir kaynağı, 1940 yılında kurulmuş ve kısa bir süre sonra gizli bir el tarafından kapattırılmış dünyanın eşsiz eğitim kurumları olan “Köy Enstitüleri”dir.)

Toprağımız ve tarihimiz, varlığımızı sürdürmenin en büyük güven ve gurur kaynaklarıdır. Toprak ve tarihle bağları koparılan öğrencilerimiz köksüz bir ağaca dönüştürülmüş, direnme güçleri yok edilmiştir. Doğayla buluşturulmayan sınıflarda ne sağlıktan ne disiplinden ne mutluluktan ve ne de başarıdan söz edilebilir. Başarılı bir sınıf yönetimi ve sağlıklı bir eğitim için öğrencilerimizi öncelikle Finlandiya’da olduğu gibi doğayla buluşturmalıyız.

Sorunlarımızın başında; koladan çitosa, hamburgerden sosise, salamdan sucuğa, pizzadan çikolataya, dondurmadan en masum görünümlü meyve sularına kadar tüm yiyecek ve içeceklerdeki kimyasalların açtıkları onulmaz yaralar gelmektedir. Tatlandırıcı olarak kullanılan aspartamdan (Başlangıçta böcek öldürücü ilaç olarak üretildi.) GDO’lu mısır şurubuna (Fareler üzerinde denendiğinde bir süre sonra üretkenliklerini kaybettikleri saptandı.), lezzet artırıcı monosodyum glutamattan (Beş tat alma duygusundan üçünü öldürüyor ve bağımlılık yapıyor.) trans yağlara, gıda boyalarından raf ömürlerini artıran sodyum sülfit ve sodyum nitrattan, ekmeklik undaki (Beyazlatatıcı) potasyum bromata, katı ve sıvı yağlardaki (Küflenmelerini önlemek için) bütilat hidroksi anizolaya kadar işlenmiş gıdalarda kullanılan onlarca kimyasal, bağımlılık yapıyor ve her türlü kanseri tetikliyor.

 Tüketilen kimyasallar; obeziteden -Nüfusumuzun 29.4’ü obez. Suudi Arabistan’dan sonra obezite sayısını artıran dünyanın ikinci ülkesiyiz. (Bir grup bilim adamı, yakın bir gelecekte iki çocuğumuzdan birinin kanser olacağını söylemektedir.) Bunlar, beynin işleyişini yavaşlatmadan kalp damar hastalıklarına, diyabetten depresyona,  dikkat bozukluğundan saldırganlığa, zekâ düzeyinin düşmesinden uyarıları algılayamamaya kadar bir dizi sorunu beraberinde getirmektedir.

Her geçen yıl aldıkları enerjiyle kendilerini kontrol edemeyen, altında mıknatıs gezdirilen kartonun üzerindeki topluiğne gibi yerinde duramayan , “sus”tan, “dur”dan anlamayan iki satır yazı yazdırmadığımız öğrenci sayısı hızla artmakta…

Birinci önceliğimiz, ülkemizin geleceğini tehdit eden bu kimyasallardan öğrencilerimizi uzaklaştırmak olmalıdır. Çocuklarımızın sağlıklı beslenmelerini sağlayamadıkça ne güvenilir bir gelecekten ne sınıf yönetiminden ne de başarıdan söz edebilirsiniz.

Önerilerimiz olacaktır: Satranç, zorunlu ders olarak okutulmalıdır. Bu oyun, öğrencilerin daha hızlı düşünmelerini, yorum yapma, geleceği planlama, olasılıkları değerlendirme yeteneklerini geliştirir. Bilimsel verilere göre satranç birikimi olan bir öğrenci, satranç bilmeyenin 100 dakikada yanıtladığı test sorularını 75 dakikada yanıtlayabiliyor.

En büyük yanlışlarımızdan biri eğitim sistemimizde yer alan sınavların çokluğudur. Her öğrencimiz, üniversiteyi bitirip işe başlayana kadar ortalama 739 sınava giriyor. Oysa Finlandiya’da 6.sınıfa kadar sınav yapılmıyor. Ne yazık ki “sorun çözen” değil “test çözmeye” yönelik bir sınav sistemimiz var. Girdikleri her sınav hem öğrencilerimizden hem de anne babalardan birer parça koparmakta…

Sağlıklı, başarılı öğrenciler yetiştirmek için; tarih ve toprak bilinci temelinde, sorumluluk duygusuyla hareket edebilen, kurallara saygılı, ülke kalkınmasını hedefleyen, kimyasal ve GDO’lu besinlerden uzak, sorun çözebilen öğrenciler yetiştirebilmek adına eğitim sistemimiz yeniden yapılandırılmalıdır.

Ali Aydın Eğitim-İş Trabzon Şube Üyesi - Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu Türkçe Öğretmeni

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.