Yaratıcılığı, üretmeyi, aklı önde tutan, problem çözme yeteneğini geliştiren, bilim ışığında yurdu aydınlatan, vatansever, ulusuna bağlı bireyler yetiştirmek amacıyla 17 Nisan 1940 ‘da kurulmuş olan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü kutlu olsun.

Türkiye’nin birçok yerinde ilkokul öğretmeni yetiştirmek için “iş için, iş içinde eğitim” ilkesini benimsemiş Köy Enstitüleri’nin niteliği bugün hala aranır durumdadır. Eğitim tarihimizin en önemli modeli olan Köy Enstitüleri o günün Türkiye’sinde halkımızı aydınlattığı gibi bugünümüze ve geleceğimize ışık tutmaktadır. Çağdaş, bilimsel ve demokratik eğitim anlayışını benimseyen Köy Enstitüleri; okuma-yazma ve temel eğitimin yanında, tarım, sağlık, ev işleri, çocuk bakımı gibi yaşamla ilişkilendirilmiş birçok ders, sanat eğitimi, beden eğitimi gibi bireyin çok yönlü gelişimini destekleyen ve en önemlisi karma bir eğitim modeliydi.

Kurtuluş mücadelesinden zaferle çıkmış, ancak yorgun halk için Anadolu köylerinde uygarlık yaratmanın öyküsü başladı. Kendi okullarını yaptılar, kendi ürettikleriyle doydular, kendi diktiklerini giydiler, problem çözdüler, şiirler okudular, türküler yaktılar, kadın erkek omuz omuza halaylar çektiler.

2000’li yılların Türkiye’sinde ise bilimsellikten, sanattan, spordan uzak, gerici ve tek uçlu bir eğitim sistemini dayatan ve karma eğitim sistemine bile son vermeyi hedefleyen bir zihniyetle karanlığa sürükleniyoruz.

Eğer bugün Köy Enstitüleri olsaydı Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri bu kadar sarsılmayacak, ülkeyi bugüne sürükleyen gerici zihniyetin iktidar olma fırsatı bile olmayacaktı.

Ülkemizin aydınlanma meşalesini yakan Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 75. Yıl dönümünde Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’u minnet ve özlemle anıyoruz. Onlardan aldığımız bu meşaleyi yurdumuzun her köşesini aydınlatıncaya kadar taşımak en büyük sorumluluğumuzdur.

Savaş yıllarında İsmail Hakkı Tonguç Eskişehir öğretmen okulunda öğretmenleri ruhsal yetersizlik ve bıkkınlık içinde bulur. Kısa sürede öğretmen okulunda bir sera çiçeği gibi yetiştirilmiş olduklarını anlar ve kendilerine öğretilenlerin ülke gerçekleri karşısında buz gibi eridiğini fark eder. Kişi haklarının hiç birini tanımayan zalim görüşlere karşın yine de öğretmen okulundan getirebildiklerini öğrencilerine aşılamaya çalıştıklarını dile getirir ve koruyabildiğimiz tek değer kararlılık ve umuttu der.

O gün yani kurtuluş mücadelesi yıllarında olduğu gibi bugünün Türkiye’sinde de şartlar ne olursa olsun yitirmediğimiz tek değer kararlılık ve umut olsun.

Ebru Sungar

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.