65. Hükümetin Programı yayınlanmış bulunmaktadır. Programda "Eğitim" için ayrıca bir konu başlığı ayrılmaması da dikkat çekicidir. Bu anlamda yeni kurulacak 65. Hükümetin Eğitim sistemimizle ilgili sorunlara bir öncelik vermeyeceği kolayca anlaşılmaktadır. Eğitim sistemiyle ilgili yapılması düşünülenlerin, "İnsani Kalkınma" adı altındaki bir konu başlığının altına sıkıştırıldığı görülmektedir.

Eğitim ve Fırsat Eşitliği

Hazırlanan program eğitimde yaşadığımız hiç bir soruna çözüm üretme arayışında olmadığı gibi, mevcut sorunları büyüteceğini açıkça söylemektedir. Görülmektedir ki,  atanmayan öğretmenlerden, eğitime erişime, kadrolaşmalardan ötekileştirmeye, yatırımlardan özelleştirmeye kadar bir çok soruna çözüm aranmamakta, tam tersine bu sorunlar "kapitalist ve tek tipçi" bir bakış açısıyla keskinleştirilmektedir.

14 yıl boyunca Türkiye'ye ve eğitime tek başına yön veren AKP iktidarı, kamuoyuyla dalga geçercesine, eğitimi "... uzun vadeli bir bakış açısıyla geleceğimize yatırım olarak" gördüğünü ifade etmektedir. Oysa uzun vadeli yatırım ve planlama bir tarafa, bu iktidar döneminde eğitim sistemi yap-boz tahtasına döndürülmüş ve öğrenciler bu yap-boz sürecinde kobay olarak kullanılmışlardır. İktidarın ne geçmişte, ne şimdi ne de sonrasında sistemin düzenli işleyişini önemsediği söylenebilir. Aksine, eğitimde "inanç sömürüsünü" ve "ticarileştirmeyi" ön planda tuttuğu tüm eylemlerinde gözlenmektedir.

Eğitim ve Özelleştirme

Hükümet, eğitimde özelleştirme ve ticarileştirmenin artacağını bir çok yerde tekrar tekrar ifade etmiştir. Bir eğitim kavramından çok piyasa kavramı olan "rekabet" sözcüğü, sistemin merkezine oturtulmuş ve öğrencilerin eğitim sistemi yoluyla yarıştırılacağı açıkça ifade edilmiştir. Eğitimde özelleştirme AKP döneminde artırılmış 1997 yılında %1 olan özel okulların payı 2015 yılında %12,5 çıkmış ve program bir çok yerinde bu payın artırılacağını belirtmiştir. Bu gerçekler apaçık ortadayken hükümet programı "... fırsat eşitliğine bütün boyutlarıyla hayatiyet kazandıracağız." diyebilmektedir. Bugün tüm dünya bilmektedir ki her özelleştirme fırsat eşitliğini değil eşitsizliği derinleştirmektedir. Zaten program "... okullar arasındaki kalite farklılıklarını asgari seviyeye indirecek tedbirler alacağız." diyerek eğitimdeki eşitsizliği ihbar etmektedir.

"Okulların performansa göre değerlendirilecek" olmasını ifade eden ve "İlk ve ortaöğretimde okul bazlı bütçe yönetimine geçilmesini" öngören düzenlemelerden ne kastedildiği ise büyük tartışma konusudur. Bu tartışma, yine, "eğitimin parasız bir hak" olduğu gerçeğinin görmezden gelinmesini ve bu hakkın ihlal edileceğine dair işaretleri belirginleştirmektedir.

Program ayrıca "Devlet ve vakıf üniversitelerinin" yanına "özel üniversitelerin" kurulacağını, "okul yönetimlerinde şirket temsilcilerinin" olacağını, özelleştirmenin artması için de "kamu-özel ortaklığı" gibi yeni eğitim sistemleri icat edeceğini belirtmektedir.

Bahsi geçen girişimlerin hepsi eğitimi bir "hak" olmaktan çıkartacak ve seçkinlerin hizmetinde ayrıcalıklı bir yere oturtacak ve yoksul halk çocuklarının toplumsal tabakalaşmasını sabitlemeye hizmet edecektir. Oysa eğitim hem evrensel bir insan hakkı olması ve hem de Anayasada ifadesini bulduğu şekilde "parasız" olmalıdır. Bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının parasız eğitim hakkı ihlal edilirken, bir taraftan da üniversitelerin "daha fazla yabancı öğrenci kabul etmelerini" sağlayacak tedbirlerin alınacağının ilan edilmesi, kontenjanların da israf edileceğini göstermektedir. 

Eğitim ve Çocuk İşçiliği

AKP iktidarı döneminde sıkça rastladığımız emek sömürüsü için eğitim sistemi hep bir araç olarak kullanılmıştır. Bunun en belirgin kanıtı, Açık Lise uygulamasıyla karşımıza çıkmıştır. Açık lise uygulamasıyla, ortaokuldan sonra okula gitmek özendirilmemiş, çocuklarımızın ucuz iş gücü olarak piyasaya servis edilmesinin önü açılmıştır. Bu durumdan yeterli tatmin sağlayamayan AKP iktidarı yetinmeyip, 65. Hükümet programında, insan yetiştirmeyi "piyasaya arz" olarak değerlendirmiş ve sömürü sistemine yeni bir makyaj yapmıştır. Mesleki eğitimin OSB'lerde gerçekleştirileceğinin açıklanması bu sömürünün en belirgin kanıtlarından biridir.

12 Yıllık Kesintili ve Zorunlu Eğitim yasalaşırken, MEB ile Sanayi Bakanlığı arasında bir protokol imzalanmış ve iş yerlerinin stajer çalıştırma koşulları değiştirilmiştir: Çalışan sayısının 1/10'u kadar stajer çalıştırması gereken iş yerleri için bu oran kaldırılmış ve diledikleri kadar stajer çalıştırma serbestisi getirilmiştir. Bu serbestlik girişimi ile Mesleki Eğitimin OSB'ler içinde gerçekleştirileceği bir araya getirildiğinde, çocuk işçiliğinin ve emek sömürüsünün yaygınlaştırılacağını kavramak hiç de zor olmayacaktır.

Eğitim ve Öğretmen Yetiştirme

Öğretmen yetiştirmedeki tutarsızlıklar, tarihimizin kanayan yaralarından biridir. On yıllar boyunca yeterli öğretmen yetiştiremeyen ülkemiz, şimdi MEB kapısında bekleyen yüz binlerce öğretmene istihdam alanı yaratamamaktadır. 65. Hükümet Programı "Eğitim Fakültelerini yeniden yapılandırarak" nitelikli öğretmen yetiştireceğini ifade etmekte ve ancak "başka fakültelerden sertifika ile öğretmen yetiştirmek" ile ilgili en ufak bir özeleştiri vermemektedir. Üstüne üstlük bunu, öğretmen yetiştiren fakültelerin "... öğrenci kontenjanlarını" ihtiyaca göre belirleyeceğini ifade ederek dile getirmektedir. 14 yıl boyunca nerede oldukları gerçeği unutturulmak istenmektedir.

Eğitim ve Nitelik

Program "eğitimdeki alt yapı sorunlarını çözdüğünü" belirterek kamuoyuyla dalga geçmektedir. Çok daha trajik olanı "... ikili eğitime son verme hedefi"ni tekrar etmeleridir. Bilindiği gibi AKP iktidarında tekli eğitim yapan okullar bile ikili eğitime geçmiş; okul binaları hem içeriden tuğlalarla bölünmüş ve hem de okul bahçeleri küçültülmüş, eğitim sistemi iğdiş edilmiştir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.