Doğruları insanlara anlatmakta ne büyük güçlük çekiyoruz. Ya da insanlar doğruları görmekte güçlük çekiyor, hatta görmek istemiyor. Gerçekler gözümüzün içine  sokulsa bile, her türlü sorunu alıp bağrımıza basar olduğumuz günlerden geçiyoruz.

Her şeyin hızla değersizleştiği bir zamanda, mesleğinin gereğiniyerine getirenlere kıymet verilmezken, sisteme hizmet edenlerin ödüllendirildiği, doğruları görüp, söyleme dürüstlüğünü gösterenlerin ise dokuz köyden kovulduğu dönemleri yaşıyoruz.

Okul yöneticiliği sözlü sınavı sonuçları belli oldu… Sonuçlar yine şaşırtmadı. Yine, tüm sınavların en başarılı olanları yetkili sendika adayları oldu. Çağdaş, bilimsel, demokratik, laik eğitimi savunanlar ve bu duruşlarından taviz vermeyenler ise yine sınıfta bırakıldı.Yetkiyi elinde tutan sendikal anlayışın, kayırmacı bir sistemi de elinde tuttuğu  aşikardır.Güçlüyü haklı değil, haklıyı güçlü kıldığını iddia eden anlayışın                                                                       gücü de, haklılığı da hep kendi paylarına çıkarttıkları ortadadır. Kendisi dışında olana yaşam hakkı tanımayan, dayatmacı uygulamaya karşı ortak bir tavır gösteremiyoruz. Çünkü bir yandan hak arama mücadelesinde güçlüden yana tavır alanlarla, diğer yandan ortak sorunlar noktasındabirleşilemediği sürece haklı kazanımlar elde etmemiz mümkün olamayacaktır.  Ne yazık ki, çözümlenmesi gereken birçok sorun ortadayken, bu durum eğitim çalışanlarını sindirmiş ve umutsuzluğa sürüklemiştir.

Oysa eğitim, toplumun ortak amaçlar çerçevesinde birleşmesini sağlayan bir değere sahip olması gerekirken, ayrıştırıcı uygulamaların aracı haline getirilmiştir. Siyasi iktidarın kendi ortakçılarıyla ülkeyi avucuna alıp, istediği yere sürüklemesi için kendi insan modelini, eğitim sistemini ve siyasi kadrolarını yaratması kabul edilemez. Bu maksatlı kayırmacılığınyandaş örgütlenmenin en çok ülkemizin geleceğine zarar vereceğini unutmak, görmezden gelmek ürkütücüdür.

Bozuk bir eğitim, bozuk bir toplum düzeni demektir. Eğitimsizliğin, cehaletin tedbirsizlik ülkesine dönüştüğü, acılarımızdan ve ölümlerden ders alınmadığı, yaşamın kadere bırakıldığı ve sorgulanmadığı bir ülkenin öğretmeni olmak içimdeki acıyı daha da derinleştirmektedir. Haklının değil, güçlünün egemenliğine bıraktığımız kaderimizedirenmeden teslim olmak niye…

Temel hak ve özgürlüklerden yoksun, ekonomik ve mesleki itibarı olmayan, adaletsiz bir sistemin öğretmenlerinden kimse başarılı öğrenciler yetiştirmesini beklemesin. Çalışanlarını yetenek ve başarılarına göre değil de yandaşlığına göre değerlendirenbakanlığın başarı beklentisi de kendisine hizmet noktasında olacaktır.

Ak kefen giyerek iktidarın peşinden yürüyenlerin yetiştireceği nesiller mi? Yoksa ülkemizin aydınlık geleceğine yürüyenlerin yetiştireceği ‘’fikri hür, vicdanı hür’’ nesillermi geleceğimizi oluşturacak?

Karar bizim…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.