Bu Stresten Nasıl Kurtulacağız 3

Adil Kurban yazdı...

Bu Stresten Nasıl Kurtulacağız 3

Şimdi bu konuyla ilgili ilk iki yazımızda, durum analizi yapıp bir nebze olsun kendimizi de tanımaya çalıştık.
Bu yazımızda daha çok stresle karşılaşma durumları ve sonuçlarını, bazı stresten kurtulma yollarını ve konuyla ilgili bazı özel durumları da konuşalım.

En başta en kısa özetiyle ifade edilirse, olaylar bizim algılarımıza göre bizde duygulanım oluşturuyor. İşte bunu iyice anlamalıyız. Aynı cümle iki farklı insanda onların durumlarına göre farklı duygulanım oluşturabilir. 
Mesela onun için evlilikte küfüvlük gerek demişler, yani denklik, bu da en başta kültürel dinsel yöresel denklik anlamına geliyor. Bir sözün anlaşılmasının en az 5 kuralı vardır bu gazetecilikte de hemen hemen böyle öğretilir. Kim demiş, kime demiş, ne demiş, hangi makamda demiş, ne için demiş. İşte birde altıncısı dinleyenin su-i zannı veya hüsnü zannıdır.

Umarım bu kısa özeti teşmil eder yani daha geniş halde olaylara bakarken kullanır ve yapmamız gerekeni doğru tespit ederiz.
Olay-doğru tespit-doğru-reaksiyon peki bu her zaman birbirine uyumlu olabilir mi ? Olmazsa zaten kaos çıkar. Ama kaos teorileri içinde en önemli bir nokta sonuç olarak her kaos sonrası bir düzenin oluştuğudur. Evlilikte bu evreye balayı evresi deniyor. Yani bir anlaşmazlıkla kaos oluşursa, ardından oluşan kaosun sonrasında bir yumuşama tolerans evresi oluşuyor buna balayı evresi deniyor. Tabii bu olmazsa kaos sonrası birliktelik bozulabilir ve yeni bir düzen akabinde kurulmak zorunda kalınır bilirsiniz ALLAH’ın (a.c) sevmediği helal ise ayrılmakmış. Bu tür durumlarda çiftlerin ailelerinden uygun olan hakem seçilir ve onlarla sorunlar istişare edilir ve edilmeli. Bugünlerde bu pek yapılamadığından evlilik danışmanlık hizmeti veren psikolog veya psikiyatristlere başvuruluyor.

Hep evlilikten örnek verdik ama bizim daha birçok sorunumuz var. Şimdi en kısa özete geri dönersek, olaylar algılara göre duygulanım oluşturuyorsa, olaylara bakış açımız bizde duygulanıma sebep olacak, aynı olaya ya gülebilir ya da hüzünlenebiliriz. Tabii bu olayı ‘dayak delisi’ olmakla karıştırmayalım. Bu tabirde dayak yiye yiye duyarsızlaşmış çoğunlukla çocuk veya birisi kastedilmiş. 

Bu yazı dizisinin 1.sinde insanın kültürü, inancı, bakış açısı ile dünyaya baktığı ve buna göre olaylara tolerans geliştirdiği hatta belaya sevinebildiğini ama bunun bir Stockholm Sendromu olmadığını da anlatmıştık. Esas olarak yetişmiş insanın bakış açısı bu şekilde şekillenir. 
Mesela tabiatta ki hadiseler, yağmur, fırtına, güneş açması, sıcaklık, soğukluk…yüksek irtifa veya denizin verdiği rahatlık…bunlar hem şükür mutluluk hem hüzün sebebi olabilirler. Ama insan dünyada kızdığı onu belki de kahreden şeyleri saysa, bir elinin parmak sayısını geçmeyebilir. Şükredilecek, mutlu olacak şeyleri saysa emin olun ömrü saymaya yetmez. Peki biz niye bu kadar çok bu kadar az olan şeye mütemadiyen kafamızı takıyor ve bu kadar güzellikleri göremiyoruz! Bunun birçok sebebi bize verilen kabiliyetleri tanımayıp yanlış istimalimiz. Örneğin beka korkusu yani ölmekten korkmak bize canımızı korumak için verilmiş ama biz gereksiz vesvese yapıp korkarsak o zaman kendimizi de koruyamayıp birçok insan ve şeye zarar verebiliriz. 
Yani o kadar çok geçici, belki üzücü hadiseleri gözümüzde büyütüyoruz ki, bundan her türlü kaos ortaya çıkıyor. Halbuki her şeye akılcı çözümler bulunabilir. Bulunamadı ise ne yapalım kahrolmanın gereği yok, velev tüm servetimizi kaybettik biz yaşıyoruz ya, yani bizim için dünya sınavı devam ediyor. Dünyaya geldiğimizde üzerimizde giyecek bir şey yoktu giderken de en iyi ihtimal bir kefene sarılıp gideceğiz yani elimiz boş geldik madden boş gideceğiz ama ne gelişimiz boşunaydı ne de gidişimiz boşuna olacak. Bu mesele bir önce ki yazı da tartışıldığı gibi ondan öncekilerde de yazıyla ilgisine göre derlenmişti. Peki psikoloji de ve psikiyatrik tedavilerde ne yapılıyor !? Esas olarak olay kanıksatılmaya, bu şekilde sınırları çizilmeye haddi sınırlandırılmaya bazen de başka şey ve olaylar göz önüne getirilip dikkat olaydan uzaklaştırılmaya, olayın önemi ve öncelik sırası değiştirilmeye çalışılır. Kullandığımız bazı ilaçların etkileri ise hatta algıyı değiştirecek kadar etkili. 

Bir gün bir hasta annesi geldi , bende o sırada idarecilik yapıyorum nasıl yoğunum tarif edemem. Benim oğlum herkesten her şeyden kaçıyor dedi. Odasından çıkmıyor, televizyon seyredemiyor, bazen ses duyduğunu da sözlemişti, kontrol edemiyoruz, bize zarar da veriyor, bazen daha kötü oluyor bazen de biraz daha iyi, işine gidebiliyor ama tutunamıyor. Ben buraya getirebilir misin? dedim, hayatta gelmez başhekim bey dedi, doktora götüremiyoruz . Hasta annesi bunalmıştı kendini çaresizlik içinde hissediyor, ne yapacağını şaşırmış nereye kime başvurabileceğini de bilmiyor artık en son bana gelmişti. Anlatım bir şizofreni vakası idi, belki paranoid belki değil. Bende tıbben suç işledim. Hastayı görmeden ama kullanımında zarar vermeyecek düşük doz antipsikotik ilacı yemeklerine koydurdum. Hasta bir süre sonra odasından çıktı, ailesiyle diyaloğa girdi. Şimdi dedim aklı başına geliyor seni dinleyebilir. Ona insanın yaradılışında verilmiş bir kabiliyeti anlat onu artık gelmeye ikna et. O kabiliyet ise iki algaç, R.Nur külliyatı 21. Sözün 2.mebhasında olmalı vesvese dersinde anlatılmış. 
Biri ilham düğümü yani insana bilmediği, kendisine özel durumuyla ilgili bilgi verilen ilham algacı diğeri vesvese düğümü ki bu insana kötü şeylerin adeta üflendiği yer(Bunlarında teferruatı var ama bu yazıya sığmayacak). Bunların hepsi birer teşbih yani benzetme lütfen dikkat edelim. İşte bu vesvese düğümü kişiden kişiye farklı işleyebiliyor. Kiminde sıkıntı evham geliyor, kiminde görüntü, ses geliyor, diye tarif ediyorum. Hastama anlatırken de bunun farklı bir kabiliyet olduğunu herkesin görüntü ses göremeyeceğini söylemesini ve bizim ilaçların işte bu görüntü ve sesin geldiği yeri kapattığını anlatmasını söyledim. Bunu bir psikiyatri uzmanı arkadaşımla paylaştığımda bana ‘ Bu anlattığın mekanizmayı hastalarımda kullanabilir miyim dedi?! Patenti sende kalsın (gülme efekti yazıda veremiyorum), rica ederim memnun olurum dedim. Bu bilgi de benim değil ki, yine ilham’ı İlahi, kabiliyete, uğraşa göre veriliyor(kabiliyetide, ilhamı da veren onun yaratıcısı, bana ise sadece niyeti kalmış). Velhasılı üstün kabiliyetli hastamızı hastaneye getirmeyi başardık. Kalanda orada halloldu. 

Gelecek yazımızda olayı biraz daha toparlayıp biraz da üstün kabiliyette olan insanlardan bahsedelim, sorunlara nasıl çözüm bulmalıyız tartışalım, ne dersiniz ?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.