15-16 HAZİRAN BÜYÜK İŞÇİ DİRENİŞİ

Aralık 1962’de, KAVEL’de 173 Maden-İş üyesi işçinin, haklarını almak için giriştikleri mücadele Türkiye işçi hareketi açısından yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu direnişle, yasal yaptırımlar kırılmış, Grev ve Toplu Sözleşme Yasası kabul edilmiştir. Bu başkaldırı ve hak alma ile işçi sınıfı kendi gücüne güvenmeyi öğrenmeye başlıyordu. Türkiye’de ilk kez, gerçek anlamda bir işçi hareketi tarih yazarak ortaya çıkıyordu. Bu süreçte çok sayıda greve on binlerce işçi katıldı. Fakat devlet güdümünde kurulan, işlevi işçi hareketini devletin denetiminde tutmak olan Türk-İş bu hareketin manevra alanını kısıtlıyordu. Sınıf mücadelesi anlayışına sahip sendikaların Türk-İş’ten geçici olarak ihraç edilmesi üzerine, Maden-İş’in öncülüğünde Lastik-İş, Basın-İş ve Gıda-İş sendikalarının delegeleri “Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu”(DİSK) kurdu. 1967’de kurulan DİSK’e bağlı sendikaların yürüttüğü başarılı mücadele, işçi sınıfının diğer kesimlerini de etkiledi ve DİSK sendikal işçi örgütlenmesinin merkezi haline geldi. Ayrıca 13 Şubat 1961’de 12 sendikacı tarafından kurulan TİP ile DİSK arasındaki bağ dikkate alındığında, TİP içindeki devrimci gençliğin ve sol aydınların tutumları 15-16 Haziran direnişinde önemli bir role sahip oldu. Burjuvaziye karşı direniş ve bu doğrultuda mücadele 1960’lı yılların sonlarında, tüm dünyada sol hareketin dikkatini çeken yeni bir dalga oluşturdu, “1968 başkaldırısı”. 68 başkaldırısı, emperyalist kapitalizme karşı işçi sınıfının ve gençliğin devrimci bir tepkisiydi. 1968 başkaldırısının Türkiye’ye yansıması, öğrenci gençlik hareketinin hızla devrimcileşmesi, işçi sınıfı eylemliliğinin yasal sınırların ötesine taşması ve bu hareketin DİSK bünyesinde toplanmasıyla 15-16 Haziran’ın ön koşulları şekillendi.

DİSK’in çatısı altında gerçekleşen kesintisiz eylemlerin düzeni tehdit etmeye başlamasıyla, 274-275 sayılı sendika yasaları değiştirilerek DİSK’i tasfiye edecek yeni bir yasa tasarısı oluşturuldu. Yasa değişikliklerinin mecliste kabul edilmesinin ardından, DİSK eylem kararı aldı. DİSK yönetimi, bir protesto mitingi yapmayı planlıyor ve fabrikalardaki işçilere, gelecek talimatları beklemelerini salık veriyordu. Plana göre miting 17 Haziranda yapılacaktı. Ancak DİSK’in kanuna karşı çıktığı ve protesto edeceği haberi bir anda tüm fabrikalara, işyerlerine, kahvelere ve hatta evlere kadar ulaştığında, işçi sınıfı sokaklara aktı. 15 Haziran günü, 115 işyeri ve yaklaşık 75 bin işçiyle başlayıp, 16 Haziran günü 168 fabrikayı ve 150 bine yakın işçiye ulaşan 15-16 Haziran direnişi İstanbul ve İzmit yöresini kapsadı. Direnişe ordu, tanklarıyla ve zırhlı birlikleriyle müdahale etmeye çalışıyordu. Polisin açtığı ateş sonucunda üç işçi öldürülmüş, 200 kişi yaralanmıştı. Emperyalizme başkaldıran işçiler, askerlerin oluşturduğu barikatları aşıyor, polisle çatışmaya giriyor, tutuklanan arkadaşlarını kurtarmak için karakolları bastıp, kimi polislerin silahlarına el koyuyordu. Bu muazzam direniş akşam saatlerinde ordunun sıkıyönetim ilan etmesiyle kısmen durduruldu. Tüm bu yaşananların ardından gelen tutuklamalar, işkenceler, işten çıkarmalar ve davalar işçi sınıfı üzerinde uygulanan terörün birer göstergesiydi. Üç ay süren sıkıyönetim sonunda işten çıkarılan işçi sayısı beş binden fazlaydı. Buna rağmen burjuvazi DİSK’i yok etme amacına ulaşamadı ve yeni sendika yasası uygulamaya koyulmadan iptal edildi. İşçi sınıfının tüm sendikal kazanımlarını ortadan kaldırmak için burjuvazi 12 Eylül 1980’i beklemek zorunda kaldı. 15-16 Haziran Direnişi ile Türkiye işçi sınıfı ilk kez kendi gücünün muazzam boyutlarını ortaya koymuş, devrimin önder gücü ve lokomotifi olduğunu dosta düşmana göstermiştir. 15-16 Haziran Direnişi; güven duygusunun, hakkını sokaklarda arama anlayışının, devletin ordusu ve polisiyle çatışma içerisine girmekten çekinmeyen bir cesaretin, 1968 başkaldırısının, ülkemizdeki yansımasıdır. Bu direnişten çıkarılması gereken sonuç ise, işçi ve emek sınıfı kendi gücüne, örgütlülüğüne dayanarak yasal sınırları aşan bir mücadele çizgisine ulaşmadığı sürece kazanım elde etmenin ve elde edilen kazanımları korumanın mümkün olmaycağıdır. Böyle bir bilinci örerek sendikaları bir an önce sınıf mücadelesinin güçlü mevzileri haline getirmek elzemdir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.